COVİD-19 Sürecinde Türkiye Medyası

0
550

*Vahdet Mesut Ayan

**Mustafa Aksoy       

 Giriş

Türkiye’nin, özellikle 2017’den bu yana ciddi bir ekonomik krizle karşı karşıya olduğu bilinen bir gerçek. Bu kriz, 2016 yılından itibaren ülkenin siyasal-toplumsal alanda yaşadığı krizlere eklendiğinde, Türkiye’nin hem ekonomisi hem de siyasal/kültürel/ideolojik alanları kırılganlaştı. 2019 sonunda Çin’in Vuhan Eyaleti’nde ortaya çıkan ve daha sonra tüm dünyaya tedricen yayılan virüsün, Mart 2020’de Türkiye’ye sıçraması, yukarıda belirttiğimiz kırılganlığı daha da artırdı. Bu rapor, Yeni Koronavirüs (COVİD-19) sürecinde ve tüm bu koşullar altında Türkiye medyasının küresel pandemiyi nasıl haberleştirdiğini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın buna bağlı olarak bir diğer amacı ise yayınların eleştirel bir bakışla değerlendirilmesiyle, sağlık haberlerinin verilme biçiminin değişmesini sağlamaktır.

Bu amaçlar doğrultusunda raporun kuramsal dayanağı, 1970’li yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) gelişmeye başlayan (Sezgin, 2010) sağlık iletişimi alanıdır. Türkiye’de, ABD ve Batı Avrupa’ya kıyasla geç çalışılmaya başlanan bu alan, sağlık ile ilgili konuların kamu yayıncılığı anlayışıyla nasıl haberleştirilmesi gerektiği üzerinde durmaktadır. Türkiye medya ortamının hem ekonomik/sınıfsal ilişkileri hem de siyaset/iktidarla kurduğu ilişkiler düşünüldüğünde, medyanın COVİD-19’u haberleştirme pratikleri de gazetecilik meslek ilkeleri doğrultusunda olmamıştır. Bunun en önemli sebebi, medyanın özellikle 1980’den itibaren dönüşen kurumsal yapısı ve bunun sonucu haberlerin meta haline gelmesidir. Bu, haber metinlerinin sansasyonel bir içeriğe sahip olmasını beraberinde getirirken, kamu yararını geri plana itmiştir. Medyanın siyaset/iktidar ile olan ilişkileri ve son on yılda gittikçe iktidara bağımlı olan yapısı, haberleştirme sürecinde haberi, kamuyu bilgilendirmekten ziyade iktidarı “korumak” biçimine bürümüştür. Dolayısıyla merkez medyada hem haberin meta haline gelmesi hem de medyanın iktidarla kurduğu ilişkiler, COVİD-19 sürecinin nasıl ve hangi yollarla haberleştirdiğine bakma merakımızı beraberinde getirmiştir.

Raporda sadece merkez medyanın haberlerine odaklanmadığımızı belirtmek gerekir. Daha bütüncül bir analiz yapmak için iktidar medyası olarak kabul edilen Yeni Akit, Yeni Şafak, Hürriyet ve A Haber TV; ulusalcı-milliyetçi bir çizgiye sahip Sözcü ve Cumhuriyet; sol-sosyalist perspektifte yayın yapan Evrensel ve BirGün; Kürt siyasal hareketinin medyası olarak kabul edebileceğimiz Yeni Yaşam ve internet mecralarından T24 ve Gazete Duvar’ı bu süreçte inceledik.

Analiz sürecinde tarih aralıklarını belirlerken belirli öneme sahip, kırılma anları da sayabileceğimiz günleri ve takip eden süreci seçtik. Örneğin, virüsün Türkiye’de görülmeye başlandığı ilk gün (11.03.2020) ve devam eden on gün tercih edilmiştir. Nisan ayında ise Türkiye’de vaka ve vefat sayılarının en yüksek seviyede olduğu 11 Nisan ve takip eden on gün seçilmiştir. Son olarak da Mayıs ayının ikinci haftası itibariyle hükümet tarafından alınan normalleşme kararlarına paralel olarak düşmeye başlayan COVİD-19 haber sayıları dikkate alınarak yine 10.05.2020 tarihi başlangıç kabul edilmiştir. COVİD-19 odaklı haberlerin seçilen mecralarda ortak dönemlerde ivme kazanması veya kaybetmesi haber seçim tercihlerinde belirleyici olmuştur. Aşağıda vereceğimiz tablo söylediğimizi daha açık ifade edebilir:

Tablo 1: Analiz çerçevesinde haber mecraları ve haber sayıları.

Yukarıdaki tabloda medya organlarında virüsle ilgili toplam haber sayısı, seçilen tarihlerdeki haber sayısı ve bizim analiz için rastgele yöntemle seçtiğimiz haber miktarı yer almaktadır. Arşivlenen haber sayısının 245 olması ve bu sayının da rapor için oldukça yüksek olması nedeniyle haberlerde tekrar bir eleme yapılmış ve bu rapor için 21 haber analiz edilmiştir. Böylece toplamda 11 medya organının COVİD-19 haberlerini sağlık haberciliğinin kuramsal yaklaşımının sunduğu, korkutma odaklı (felaket söylemi), bireyselleştiren, sansasyon içeren, umut veren, magazinleştiren ve sağlık iletişimi konusunda örnek gösterilecek haberleri, Van Dijk’in eleştirel söylem analizi ile değerlendirdik ve bunları ayrı ayrı başlıklandırdık. Medya söylemlerinin tarihsel-toplumsal bağlamını olduğu kadar, medyanın iktidarlarla kurduğu ilişkileri de analiz safhasına katan eleştirel söylem analizinin bu özellikleri, çalışmamızın bütünselliği bakımından önemlidir. Bu uzun girişin ardından sağlık haberciliği hakkında genel bir çerçeve sunduğumuz bölüme geçebiliriz.

  1. Sağlık İletişimi Alanının Genel Çerçevesi

Sağlık iletişimi alanına girmeden önce, sağlık tanımını yapmakta fayda vardır; zira sağlık, hastalık, ya da sağlıklı olmama kavramları da, diğer kavramlar gibi toplumsal dinamiklere bağlı olarak belirli bir değişim geçirmiştir. Dahası sağlık kavramını nasıl tanımladığınız veya kavrama nasıl yaklaştığınız aslında kendinizi yerleştirdiğiniz sınıfsal/ideolojik alana gönderme yapmaktadır. Şöyle ki, bugün sağlık alanına egemen olan temel paradigma, sağlığı salt tıbbi eksende ele alan biyomedikal yaklaşımdır. Bu yaklaşıma göre sağlık, hastalık olmaması durumu olarak tanımlanır ve sağlık ve hastalık durumları tamamen tıbbi eksende incelenir. Bu modele göre hastalıklar sadece iç ve dış etkenler sonucu ortaya çıkmaktadır. Bunlar sağlıklı yapıya etki eden fiziksel, kimyasal, mikrobik ya da genetik olabilir (Ardıç-Çobaner, 2013: 21). Biyomedikal model, sağlık durumunu ya da hastalık halini günümüz toplumlarına egemen olan neoliberal sağlık anlayışının tanımladığı yerden kavramaktadır. Bu model, sağlıklı olmanın koşulunu “biyolojik sağlamlık”ta aramamış ve bireyi merkeze alan; fakat toplumu göz ardı eden bir anlayıştan yola çıkmıştır.

Biyomedikal anlayışın sağlığı sınırlı kavrayışına tepki, daha bütüncül bir yaklaşım sergileyen biyo-psikososyal modelin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) 1947’de benimsediği bu modele göre sağlık, sadece hastalığın olmaması değil, bireyin fiziksel, ruhsal ve sosyal tam iyilik halidir. Burada sağlığın, hastalıklarla baş etme kapasitesi, öznel algılama, gayret, dini inançlar, telkin ve zihin ile beden arasındaki ilişkisine odaklanılmıştır  (Ardıç-Çobaner, 2013: 21-25). Bu bütüncül yaklaşımın da merkezinde bireyin olması, yaklaşımın eleştirilmesine neden olmuştur; zira Illich’in sağlık tanımının “bir uyum sağlama meselesi, toplum tarafından yaratılmış gerçekliklere karşı içgüdüsel değil, toplumsal kültür tarafından bir tepki” (1995: 190) şeklinde olması, toplumsal ve kültürel yapının bireyin sağlığı açısından oynadığı rolü gösterir. Mevcut rapor da Illich’in tanımına katılırken, sağlık meselesini sadece bireye, tıbba ve teknolojiye gönderme yaparak açıklayan yaklaşımların sağlığın sadece bir boyutunu gündeme getirdiğini ileri sürmektedir.

Çalışmada yukarıda kısaca değindiğimiz sağlık anlayışlarından ziyade, bu iki yaklaşımın eleştirilerine dayanarak geliştirilen hak temelli sağlık yaklaşımını benimsemekteyiz. Hak temelli sağlık yaklaşımı, sağlığı genel olarak insan hakları literatürünün[1] ikinci kuşak hakları içinde görmekte ve sağlık hakkını ekonomik, sosyal ve kültürel haklar bağlamında değerlendirmektedir:

Hak temelli sağlık yaklaşımı; insanların haklara sahip olduğunu, sağlığın bir sosyal hak olduğunu ve bu hakların güçlendirilebileceğini ileri sürer. Kazanılmış haklar için mücadele eder ve hak ihlâllerini gündeme getirir. Sağlık ile ilgili konularda politika geliştirilmesinde sadece resmi kurumların (Sağlık Bakanlığı vb.) tek başına etkili olamayacağını, politika değişikliklerinin dikey dayatmalar yerine bunu tartışmaya açan ve sivil toplum ve savunuculuk örgütleri ve savunuculuk faaliyetleri ile etkili olabileceğine inanır (Ardıç-Çobaner, 2013: 38).

Yukarıdaki alıntıda genel çerçevesiyle verilen yaklaşım, sağlık konularını ele alma süreçlerinde bireyin de içinde bulunduğu fakat toplumun ve devletin sağlık süreçlerini yönlendirme konusunda etkin rol aldığı bir kavrayıştan hareket etmektedir. Böylece sağlık kavramı da ne salt bireye ne de salt bireyin biyolojisine indirgenmiştir. Sağlık kavramı burada en geniş biçimde ele alınmaktadır.

Sağlık kavramı ve yaklaşımlarındaki bu değişim ve farklılıklar, medyanın sağlık haberlerini nasıl haberleştireceği sorusunu da beraberinde getirmiştir. Günümüz (modern) toplumlarında medyanın genişleyen söylem alanı, sağlık iletişiminin önemine ve dahası sağlık iletişiminin nasıl olacağına dair tartışmaları gündemde tutmaktadır. Türkiye’de sağlık haberciliğinin tarihini, Osmanlı dönemindeki ilk gazetelere dayandıran Öğüt-Yıldırım (2017: 22), medya alanında yaşanan gelişmelerle birlikte, halkın sağlık konusunda bilgilendirilmesinde kitle iletişim araçlarının ön plana geçtiğini öne sürmektedir. Yazar, 1980 sonrasını medyada sağlık haberlerinin niceliksel bir sıçrama yaptığını sözlerine eklemektedir. Burada, gazete ve radyonun yanında Türkiye’de 1990’lı yıllardan itibaren kurulmaya başlanan özel televizyon kanallarının etkisi su götürmez bir gerçektir. 1990’lı yıllardan itibaren gazete ve radyonun yanına televizyonları da eklediğimizde medyanın sağlık konulu haberleri daha fazla kitleye ulaştırdığını düşünebiliriz (Öğüt-Yıldırım, 2017: 22- 24).

Medyada yer alan sağlık haberlerinin niceliksel artışı, Türkiye’de 1980 sonrası yaşanan politik ve ekonomik gelişmelerle niteliksel bir değişim geçirmiştir. 1980’den itibaren uygulanan neoliberal politikalar çerçevesinde eğitim, ulaşım, enerji ve sağlık alanında yaşanan özelleştirme politikaları ve medyanın yine 1980 sonrası geçirdiği yapısal dönüşüm, sağlık haberciliğinin değişime uğramasının temel sebebidir. Sağlık alanında yaşanan özelleştirmeler, medyanın şirketleşmesi sağlık haberciliğini daha önce olmadığı tarzda değiştirmiştir. Bu anlamıyla medyada sağlık içerikleri, “bilimdışı ya da sahte bilimsel bilginin aktarılması; sağlığın bir güzellik ve kozmetik konusu olarak sunumu; yaşamın her alanının tıbbileştirilmesi ve sağlığın toplumsal değil bireysel bir konu olarak sunulmasına yönelik söylemleri üretmektedir” (Atabek vd. 2013: 131). Sağlık alanında tedricen gerçekleşen ticarileşmenin, sağlık haberlerine de yansıdığını belirten Öğüt-Yıldırım (2017: 23), 2000’li yıllarla birlikte haber içeriklerinde örtülü reklamlara ya da tanıtım niteliği ağır basan yayınlara sıklıkla rastlanıldığını belirtmektedir. Haberlerde yaşanan bu değişimi tarihsel/toplumsal bağlamda düşünen bir diğer araştırmacı, Sezgin’dir. Yazar, medyanın sağlık haberlerini, sağlıkta yaşanan dönüşümden ayrı düşünemeyeceğimizi belirtirken, sağlık konularının medyada toplumdan ziyade bireye odaklanarak işlendiğinin altını çizer:

Medyada sağlık ve sağlığa ilişkin sunumlar toplumsal sağlık sorunu ve çözüm yollarından daha çok bireysel düzeyde sorun ve sözde çözüm yollarına odaklanmıştır. Kendi kendine iyileştirme yaklaşımında, sağlık ve hastalık sosyal bağlamından ayrılmıştır. Eğer birey hastaysa, hangi hastalık olursa olsun çözüm yolu olarak “kepek ununa, süte, bala ve egzersize” ihtiyacı vardır. Bireyler ve çevre arasındaki etkileşim göz ardı edilirken, tüketim ise hala çözüm olarak görülmektedir. Değişim sadece tüketilen malların ve hizmetlerin türlerindeki değişimdir. Tıbbi hizmetlerden egzersiz sınıflarına, vitaminlere, zayıflama ürünlerine, gıda takviyelerine, kısacası “her derde deva iksir”lere, böylece tam teçhizatlı sağlık hizmetine ulaşmak istenmektedir. Bunlara ek olarak, medyadaki sağlık sunumları korkuları ön plana çıkardığında korkunun çözüm yolu yine tüketimden geçmektedir. Örneğin günümüz bireyinin yaşamının bir parçası olarak kabul edilen stresin pek çok hastalığa neden olabileceği vurgusu, masaj aletleri, gevşemeyi sağlayan kıyafetler veya gıda takviyeleri önerilerini beraberinde getirmektedir. Veya kalp sağlığı sorunu ele alındığında önerilen koşu bandı ve spor merkezi yine kârlılığın ön planda tutulduğunu göstermektedir (Sezgin, 2016: 104).

Yukarıdaki alıntı sağlığı da içinde barındıran toplumsal dönüşümde haber metinlerinin içeriklerinin nasıl değiştiğini anlatması bakımından oldukça önemlidir. Sağlık alanında zaman içinde ivme kazanan özel sağlık kuruluşlarıyla, tekelleşme ve yoğunlaşma eğiliminin hızlandığı medya sektörünün yolları 1990’lı yıllarda âdeta kesişmiştir (Öğüt, 2013). Bu durum, sağlık alanını kamu yararından, “şirket kârına” nasıl geçirdiyse, medya alanında da kamu yayıncılığı geri plana itilerek, sağlık haberlerinin ticarileşmesine, bireyselleşmesine tıbbileşmesine neden olmuştur. O halde sağlık haberciliğinin kuramsal yaklaşımının önerisi nelerdir ve hangi tür haber yapma stratejileri sağlık iletişiminin önündeki engelleri kaldırarak, sağlık haberciliğini yeniden kamu yararı çerçevesi içine oturtabilir? Devam eden satırlarda bunun cevabını arayacağız.

Çalışmanın önceki sayfalarında medya ortamında yaşanan yapısal dönüşüm ve teknolojik gelişmelerin medyayı, neredeyse toplumsal hayatın tam merkezine yerleştirdiğine değinmiştik. Konvansiyonel medyanın aksine, özellikle 2000’li yılların başından itibaren gelişmeye başlayan yeni medya ile birlikte enformasyon aktarımı niceliksel bir sıçrama yaşamıştır. Tabii bu dezenformasyonun artmasını da peşinden getirmiştir. Sağlık iletişiminin kuram ve pratiğine de tam olarak böyle bir süreçte ihtiyaç duyulmaktadır; zira sağlık iletişimi en genel anlamda insan sağlığını ve yaşam kalitesini ilgilendiren konularda yapılan habercilik faaliyetini kapsamaktadır. Halk sağlığı konusunda farkındalık yaratmak, halkı bilinçlendirmek ve uyarmak gibi önemli işlevlere sahiptir (Öğüt-Yıldırım, 2017: 7). Bu genel tanımın sağlık iletişiminin meramını tam anlamıyla karşılayamayacağının farkındayız. O nedenle sağlık iletişiminin hedeflerine de odaklanmak durumundayız. Böylece kavramın anlamını genişletip sağlık iletişiminin ana hatlarını sergileyebiliriz. Bu konuda Sezgin’e kulak vermek yerinde olacaktır:

Sağlık iletişimi, bireylerin, dolayısıyla toplumların sağlığının geliştirilmesine odaklanmalı; ticari kaygılar toplum sağlığının önüne geçmemelidir. Toplumların sağlığının geliştirilmesi amacıyla yapılan faaliyetler, topluma sağlık hizmeti sunan kurumların da gelişmesine imkân sağlayacaktır. Bireyden kuruma doğru bir işleyiş gibi ifade edilen sağlık konusunun, temelde ülkelerin geliştirdikleri sağlık politikalarıyla, aradaki tüm kademeleri kullanarak bireye ulaşması beklenmektedir. Sağlık iletişimi, bireylerin içinde bulunduğu koşullar göz önünde bulundurularak sağlık politikalarının geliştirilmesine olanak sağlayabilir. Bazı sağlık konularında gündemin sağlık politikası geliştirilmesi yönünde belirlenmesi tüm toplumun yararına olacaktır. Aksi takdirde, sağlık ile ilgili sorunların bireyin sorumluluğunu öne çıkaran bir çerçeve içinde sunulması, halkın ilgisini sosyal koşullar ve çevreden uzaklaştıracak; sunulan bilgiler ve haberler “biyofantezilere” yer verilen medya hikâyelerine dönüşebilecektir (Sezgin, 2010: 22-23).

Yukarıdaki satırlar sağlık iletişiminin ne olduğuna katkı sunduğu gibi, bu iletişimin nasıl olması gerektiğine de değinerek belirli bir perspektif geliştirmektedir. Buradan şunu anlamaktayız: Tek başına sağlık konularının haberleştirilmesi sağlık iletişimi kapsamına girmemektedir. Sağlık iletişimi, kamu yararı gözetilerek, ticari kaygıların olmadığı, bireyden ziyade toplumu odak noktasına çeken, sağlık politikalarına yön veren ve mevcut sağlık politikalarının eleştirisini sunan habercilik pratiğidir.

Medya ortamının endüstri haline gelmesiyle, kamu yayıncılığının arka plana itilmesi ve haberlerin metalaşması arasında doğrudan bir ilişki vardır. Sağlık konulu haberlerin de bu ilişki ağından azade olmadığını belirten Öğüt (2013), sağlık haberlerinin daha çok magazinsel, sansasyonel ve umut yaratıcı bir dille yazıldığını ifade eder. Sezgin (2010), sağlıkla ilgili haberlerin belirgin özelliklerine değindiği çalışmasında, bu haberlerin sağlığı tıbbileştirdiğini, bireyselleştirdiğini ve kozmetikleştirdiğini dile getirmektedir.[2] Tıbbileştirme, tıbbi olmayan herhangi bir konuyu, tıbbi bir çerçeveden sunma ve yaratılan yapay “hastalığın” tıbbi müdahale yoluyla ortadan kaldırılacağını çerçeveleyen bir kavramdır (Bilişli, 2019). Haber metinlerindeki tıbbileştirmenin kapitalizm ve yaratılan tüketim kültürü ile de doğrudan bir ilişkisi vardır:

Sağlıklı olmak, fit olmak, estetik olmak, güzel olmak ve yaşlanma karşıtı uygulamalar medyada sağlık gündemini oluşturarak sağlığın sosyolojik boyutunu ortaya koymaktadır. Bunların nasıl gerçekleştirilebileceği ise kapitalizmin etkisiyle, tüketim kültürü tarafından belirlenmektedir. Bu durum çoğu zaman medyada tıbbileştirme yoluyla gerçekleştirilmektedir. Tıbbileştirme ise; yaşamın olağan sürecinde meydana gelen durumların, hastalık olarak nitelendirilmesi ve tedavi için öneriler verilmesini kapsamaktadır (Bilişli, 2019: 3609).

Tıbbileştirmenin kapitalizm, tüketim kültürü, sağlık endüstrisiyle ilişkisi kozmetikleşmeyi de beraberinde getirmektedir. Özellikle yaşlılığın tıbbileştirilmesi, yaşlılığı tedavi edilecek, ya da operasyonlarla düzeltilecek bir sürece indirgemektedir. Sağlık haberlerinde kozmetikleştirme denilen olgu tam olarak buraya işaret etmektedir. Yaşlılığın fizyolojik etkilerini kozmetik ürünler ya da operasyonlarla giderilebileceği, “tedavi edilebileceği” vurgulanmaktadır. Dahası medyanın genel olarak sağlık konulu haberleri son on yılda kozmetikleştirilmektedir (Sezgin, 2016).

Sağlık haberlerinde bireyselleştirme ise genel olarak sağlığın ve sağlık konularının, toplumsal bağlamlarından koparılarak, bireylerin yaşam tarzlarına odaklanılması, sağlık ile ilgili bilgi, birey ve bireysel sorumluluk kavramlarının öne çıkarılmasıdır (Ardıç-Çobaner, 2013: 6). Sağlık haberlerinin bireyselleştirilmesi, sağlık konusunun salt bireyle ilgili olduğu ve ancak bireyin alacağı önlemlerle “sağlıklı” olabileceğini ima etmesi bakımından önemlidir. Ayrıca Sezgin’in de belirttiği gibi, bireyselleştirme, sağlık konusunda devletin görev ve sorumluluklarının da gözlerden uzaklaştırılmasına neden olmaktadır:

Belirsiz, çelişkili veya karmaşık bilgilerle toplumu ilgilendiren sağlık konusunu tartışma olanağından yoksun bırakılan bireye, bireysel çerçevenin güçlendirildiği mesajların verilmesi sadece tartışmanın yönünün değişmesine değil, aynı zamanda problemi ele alma konusunda devletlerin sorumluluğunun gözden kaçmasına da neden olmaktadır (Sezgin, 2016: 103).

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), “Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi” Nisan 2019’da güncellenmiş ve güncellenen bildirgede gazetecilerin doğru davranış kurallarında sağlıkla ilgili aşağıdaki maddelere yer verilmiştir:

a) Sağlık konusunda sansasyondan kaçınmalı, insanları umutsuzluğa sürükleyecek veya sahte umut verecek yayın yapılmamalıdır.

b) Tıbbi alandaki araştırmalar kesinleşmiş sonuçlar gibi yayınlanmamalıdır.

c) Araştırmaları destekleyen kuruluşlar açıkça belirtilmeli, bilimsel kanıta dayalı olmayan tanı ve tedavi yöntemlerine haberlerde yer verilmemelidir.

d) İlaç tavsiyesinde asla bulunulmamalıdır.

e) Sağlık kuruluşlarında araştırmalar yapan, bilgi ve görüntü almaya çalışan gazeteci, kimliğini belirtmeli ve girilmesi yasak bölümlere ancak yetkililerin izniyle girmelidir.

f) Hasta hakları gözetilerek hastanın ses ve görüntü kaydı izinsiz alınmamalıdır.

g) Doktor veya hastanelerin suçlandığı haberlerde mutlaka onların da görüşüne başvurulmalıdır.[3]

TGC’nin yukarıda alıntıladığımız sağlık ile ilgili maddelerine Türkiye medyasının ne ölçüde uyduğunu raporun üçüncü bölümünde inceleyeceğiz. Bu bölümde genel olarak raporumuzun kuramsal olarak yaslandığı sağlık iletişimi yaklaşımlarını inceledik. Bu çerçeve bize üçüncü bölümde gerekli olan teorik bilgiyi sağlayacak özellik taşımaktadır. Aşağıdaki başlıkta ise pandemi olarak kabul edilen Yeni Koronavirüs Hastalığı (COVİD-19) hakkında kısa bir hatırlatma yapacağız.

  1. COVİD-19 Pandemisi

COVİD-19, ilk olarak Çin’in Vuhan Eyaleti’nde Aralık 2019’un sonlarında solunum yolu belirtileri gelişen bir grup hastada yapılan araştırmalar sonucunda 13 Ocak 2020’de tanımlanan bir virüstür. Başlangıçta bu salgın sadece hayvan pazarlarında bulunanlarda tespit edilmiş; ancak daha sonra Vuhan eyaletine, Çin’in diğer eyaletlerine ve arkasından diğer dünya ülkelerine yayılmıştır (covid19bilgi.saglik.gov.tr. 2020). Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 11 Mart 2020 tarihinde COVİD-19’u bir pandemi olarak ilan etmiştir. Virüsün pandemi olarak ilan edilmesinde Mart 2020’nin ilk haftalarında 114 ülkede 118 bin vakanın görülmesi etkili olmuştur (bbc.com. 2020). Bu sürecin ardından Amerika Birleşik Devletleri (ABD) acil durum ilan ederken, İspanya ve İtalya’da tamamen karantina altına alınmış ve Fransa ülke çapında alarm seviyesini 3’e yükseltmiştir. Türkiye, COVİD-19’un yayılmasını önlemek amacıyla Yunanistan ve Bulgaristan ile sınır kapısını kapatmıştır. İngiltere, Fransa ve Almanya’nın da içinde bulunduğu 20 ülkeyle uçuşları askıya almıştır. Ülkedeki tüm okullar 16 Mart 2020’den 31 Mayıs 2020’ye kadar tatil edilmiştir. 17 Mart’ta tiyatro, konser, sinema, kahvehane vb. halka açık yerlerin kapatılması ve etkinlik faaliyetlerinin durdurulması kararı alınmıştır. 21 Mart’ta İçişleri Bakanlığı tarafından 65 yaş üstünün sokağa çıkması yasaklanmıştır (tr.wikipedia.org.2020).

Türkiye’de bu önlemler alınırken hastalık ile ilgili bazı temel bilgiler ise Sağlık Bakanlığı’nın internet sayfasında yer almaya başladı. Bakanlığa göre hastalığın temel belirtileri, ateş, öksürük ve nefes darlığıdır. Bakanlığın verilerine göre hastalığa yakalananların yüzde sekseni hastalığı hafif atlatırken, vakaların yüzde yirmisi hastane koşullarında tedavi edilmektedir. Hastalıktan en çok etkilenenler ise şöyle sıralanmıştır: altmış yaş üstü insanlar, ciddi kronik tıbbi rahatsızlıkları olanlar, kalp hastalığı, hipertansiyon, diyabet, kronik solunum yolu hastalıklarına sahip olanlar ve kanser olan vatandaşlar (covid19bilgi.saglik.gov.tr. 2020).

Bu satırların yazıldığı tarihte (24 Mayıs 2020) Türkiye’de toplamda 156.827 vakaya rastlanmış, bu vakaların sonucu 4.340 vatandaş hayatını kaybetmiştir. Aşağıda Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan görsel, Covid-19 vakalarının günlük takibini ve ilanını standart hale getirmiştir.

Görsel 1: 24 Mayıs 2020 itibariyle Covid-19 Türkiye tablosu (Kaynak: Sağlık Bakanlığı)

Yukarıdaki tablo, virüsün ciddiyetini göstermesi bakımından oldukça önemlidir. Tabii bu süreçte küresel anlamda bir krizle karşı karşıya olduğumuzu anlamak için sadece Türkiye’deki değil diğer ülkelerdeki tabloya da bakmak gereklidir. Aşağıda sırasıyla bu tabloları vereceğiz:

Grafik 1: 24 Nisan 2020 itibariyle küresel çapta vaka sayısı (Kaynak: worldomaters.info).

Yukarıdaki tabloya göre küresel anlamda toplam vaka sayısı 5.532.121 rakamını bulmuştur. Vakalara paralel şekilde ölüm sayılarının da arttığını aşağıdaki tablodan görebiliriz:

Grafik 2: 24 Nisan 2020 itibariyle küresel çapta ölü sayısı (Kaynak: worldomaters.info).

Grafik 2: 24 Nisan 2020 itibariyle küresel çapta ölü sayısı (Kaynak: worldomaters.info).

Covid-19’un küresel anlamda 346.434 kişinin ölümüne yol açması ve gittikçe yükselen grafiği, bu virüsün neden DSÖ tarafından pandemi olarak ilan edildiğini açıklamaktadır. Hem Türkiye’de hem de dünyada virüsün etki alanı genişlemekte ve virüs toplumsal yaşamı tehdit eden bir boyuta evrilmektedir. Türkiye medyası bu tabloyu nasıl haberleştirmiştir? Tabloyu haberleştirirken çalışmanın ilk bölümünde açıkladığımız sağlık iletişimi kuramının temel ilkelere uymuş mudur? Bu soruları aşağıdaki başlık altında cevaplamaya çalışacağız.

  1. Türkiye Medyasında COVİD-19

Çalışmanın bu bölümünde COVİD-19 olarak tanımlanan virüsün, Türkiye medyasında nasıl haberleştirildiğini, sağlık iletişiminin kuramsal çerçevesi dâhilinde başlıklandırarak inceleyeceğiz. Bölüme geçmeden okuyucuya hatırlatacağımız husus ise, bu başlık ve bölümlerin örnek haberlerinin birbirleriyle ilişkili olduğu gerçeğidir. Örneğin, “Felaket Senaryosu” başlığında kullandığımız çoğu haber, bir biçimde “Sansasyonel İçerikli Haberler” başlığında da pek ala değerlendirilebilirdi. Haber metinlerindeki belirli ağırlıklar haberleri başlıklandırmamıza ya da hangi haberin hangi başlıkta değerlendireceğimizde etkili olmuştur. Bu hatırlatmadan sonra şimdi başlıklarımıza ve haber analizlerimize geçebiliriz.

  1. Felaket Senaryosu Olarak COVİD-19

Burada gazete haberlerinin pandemiyi felaket anlatısı biçiminde sunduğu haberlere değineceğiz. Bu haberler, virüsün ekonomiye, siyasete, spora ve genel olarak gündelik hayata etkisini dile getirirken, pandeminin açtığı onulmaz zararların telafisinin çok zor olacağını ileri sürer. Ayıraca bahsi geçen haberler okuyucuya, toparlanmanın tam anlamıyla gelecekte mümkün olmadığı izlemini vermektedir.

Haber 1: Hürriyet, 15 Mart 2020 COVİD-19 haberi.

Yukarıda örnek olarak gösterdiğimiz haber, pandemiyi “Dünya Durdu” başlığı ile verirken, haberin spotunda salgının ortaya çıkardığı sonuçları 2. Dünya Savaşının getirdiği olumsuzluklarla kıyaslamıştır. “Toplam 124 ülkeye yayılan, 150 bini aşkın insana bulaşan koronavirüs, tüm ülkeleri içine kapattı. 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk kez Amerika’nın Kıta Avrupa ile ulaşımı kopma noktasına geldi. AB kendi içinde bile sınırları kapatıyor” şeklinde verilen spot, felaket senaryolarını görsellerle zenginleştirerek vermektedir. Haberin dili Hollywood Sinemasının özellikle 1990 ve 2000’li yıllarda üretilen filmlerin senaryolarını andırmaktadır. Ayrıca pandeminin insanlık tarihinin en acı sonuçlarının yaşandığı 2. Dünya Savaşına benzetilmesi de okuyucuda korku ve panik de yaratacak özelliklere sahiptir.

Haber 2: Sözcü, 17 Mart 2020 COVİD-19 haberi.

Sözcü gazetesinin yukarıdaki haberi, mahabir Başak Kaya’nın CHP Milletvekili Gamze Taşcıer ile röportajına dayanmaktadır. Taşcıer’in uyarıları her ne kadar haklı olsa da, Sözcü’nün bu röportajı “Salgın artarsa doktor da hasta yatağı da yetmez” başlığıyla haberleştirmesi, okuyucuda panik uyandıracak niteliktedir. Haberin içeriği kamu yararını karşılayacak bilgiler içermesi bakımından önemlidir; lakin sağlık iletişimi kapsamında düşündüğümüzde, salgının yayılması ihtimalinde halka çaresizlik hissi vermektedir. Taşcıer’in söyledikleri, sağlık iletişimi literatürünün içerdiği biçimde de haberleştirilebilir, panik ve korku uyandıran sözcükler başlığa taşınmayabilirdi.

Ekonomi haberleri, pandeminin yarattığı etkiyi felaket diliyle yazıldığı önemli örnekleri içinde barındırmıştır. Örneğin Yeni Şafak’ın 20 Mart tarihli “Küresel Ticaret Karantinada” balıklı haberi, dünya ticaretinin virüsten nasıl etkilendiğini, 3 aylık zararı 320 milyar dolar olduğunu iddia ederek oluşturulmuştur:

Haber 3: Yeni Şafak, 20 Mart 2020 COVİD-19 haberi.

Uzman görüşlerine dayandırarak oluşturulan yukarıdaki haber, ekonomi alanında felaket haberciliğinin örneğini sergilemektedir. Hangi uzmana hangi soruların sorulduğu belirtilmeksizin yapılan bu “uzman” haberler, aynı zamanda pandeminin yarattığı ekonomik zararların kolayca telafi edilemeyecek boyutlarda olduğunu okuyucuya “uzmanlar” ağzıyla duyurmaktadır. Bu, her ne kadar haberin güvenilirliğini ilk bakışta sağlıyor olsa da, uzmanların belirsizliği ve yaşanan pandeminin felaketleştirilmesi kuramsal kısımda işlediğimiz sağlık iletişiminin ve kamu yararının ilkelerini açıkça zedeleyen bir metindir.

Felaket söyleminin ekonomi haberlerinde işlendiği bir başka örnek, Hürriyet’in 10 Nisan 2020 tarihli sayısındaki spor haberleri bölümünde yer almaktadır. “Virüsün Faturası 9 Milyon Avro” başlıklı haber, dünya futbol ekonomisinin yüzde 20 değer kaybettiğini vurgulamakta ve futbol maçlarının oynanmamasının yarattığı tahribatın her geçen gün büyüdüğünü ileri sürmektedir:

Haber 4: Hürriyet, 10 Nisan 2020 COVİD-19 haberi.

Toplum sağlığı nedeniyle futbol karşılaşmalarının Türkiye’de olduğu gibi tüm dünyada da ileri bir tarihe ertelenmesini, insan ve sporcu sağlığından ziyade futbol kulüplerinin bu süreçte uğradığı maddi zararları öne çıkararak aktaran Hürriyet, kulüplerin zararlarının her geçen gün büyüdüğünü de metne ekleyerek okuyuculara karanlık bir tablo sunmaktadır. Bu kâr odaklı bakış, medyanın ve futbol endüstrisinin kapitalist toplumsal formasyona ne derece bağlı olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Sağlık iletişiminin kuramsal çerçevesi doğrultusunda yazılacak haberler, karşılaşmaların ertelenmesinin kamu yararı ve toplum sağlığı açısından değerlendirecekken; Hürriyet’in kurumsal yapısı nedeniyle bu haber, konunun tamamen maddi boyutlarını ön plana çekmiştir.

18 Nisan tarihli Yeni Akit gazetesi, pandemi haberlerini sadece felaketleştiren bir dille yazılmamış, gazete aynı haberde pandeminin sonuçlarını “buhran” olarak değerlendirmiştir. Gazete, haber metninde yayın politikasının artık bir parçası haline gelen yabancı düşmanlığının da örneklerini sergileyerek, bu “buhran” karşısında Türkiye’nin etkili bir mücadele verdiğini ileri sürerken, Batı’nın virüs karşısında çöktüğünü belirtmiştir. Harun Sekmen’in “Batı’nın Teşvikleri Buhranı Önleyemedi” başlıklı haberini aşağıda veriyoruz:

Haber 5: Yeni Akit, 18 Nisan 2020 COVİD-19 haberi.

Mart 2020’de Türkiye gündemine de giren pandeminin yarattığı etkiyi “buhran” olarak değerlendirmek ve özellikle Batı’yı metinde “haçlı” olarak tanımlamanın pandemi sürecinde Türkiye toplumuna ne kazandıracağı bir yana, haber metninin siyasi saiklerle yazıldığı da açıktır. Kanaatimizce burada, COVİD-19 karşısında aldığı önlemlerle eleştiri konusu olan siyasal iktidara yönelik eleştirilerin önünün kesilmesi amaçlanmıştır. Hatırlanacağı üzere sağlık iletişimi alanı, devlete, sağlık hakkının korunması sürecinde politika oluşturması için eleştirilerde bulunulması gerektiğini dile getiren kuramsal bir perspektif sunmaktadır. Yukarıdaki haber, bunu sağlamadığı gibi, iktidarı ya da devleti sağlık politikaları konusunda eleştirenleri “Haçlı yalakaları” olarak değerlendirmektedir. Haberde hem halkı panik ve korkuya sevk edecek dil mevcuttur, hem de yabancı düşmanlığıyla iç içe geçen iktidar yandaşlığı vardır.

COVİD-19 haberlerinin bir kısmı, yukarıda görüldüğü gibi, Türkiye medyasında felaket söylemini barındıran bir içerikte yazılmıştır. Bu haliyle haberler, siyasi ve ekonomik gerekçelerle sağlık iletişiminin perspektifinden tamamen uzaktır. Haberlerde felaket söyleminin yanı sıra Yeni Akit örneğinde gördüğümüz gibi, ayrımcı söylemlerle de karşılaşılması gazetecilik meslek ilkelerinin sadece sağlık haberlerinde değil, haber yapım süreçlerinin bütününde çiğnendiğini göstermektedir.

    1. Bireyselleştirme

Pandemi sürecinde, haberlerin bireyselleştirici diline de rastlanmıştır. Gazete haberleri genel olarak virüsten korunmanın yolunu bireyin görev ve sorumluluklarına iterken, devletin sorumluluklarını ya geri plana almış ya da görmezden gelmiştir. Haberlerde virüsün ortaya çıkması gibi virüsten korunmak da tamamen bireylerin dikkati ve önlemlerine bırakılmıştır.

Haber 6: Sözcü, 15Mart 2020 COVİD-19 haberi.

Sözcü’nün Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Alpay Azap ile görüşmesine dayanan görseldeki haber, COVİD-19 haberlerinin bireyselleştirilmesinin önemli bir örneğini oluşturmaktadır. “Koronaya Karşı 3 Altın Kural” başlığıyla verilen haberin kuralları tamamen bireylere yönelik tedbirlerdir. Alpay, virüsle mücadelede devletin sorumluluklarına değinmezken, bireylerin dengeli beslenmesi, yeteri derecede uyuması, düzenli fizik egzersizleri yapması halinde virüsle mücadele edebileceklerini belirtir. Bireylerin virüsle mücadelelerinde ya da virüse yakalanmamalarında elbette bireysel önlemlerin etkisi vardır; lakin haber metni burada tüm sorumlulukları bireye yükleyen bir dille yazılmıştır. Devletin sağlık politikalarının ya da yine devletin virüsle mücadelesiyle ilgili önemli sorunlar göz ardı edilmiştir. Bu haliyle yukarıdaki haber bireyselleştirmenin açık bir örneğidir.

Haber 7: Cumhuriyet, 13 Mart 2020 COVİD-19 haberi.

Haber 7’de verdiğimiz örnek, yine bireyselleştirmenin söylemsel alanda haber metinleri içinde varlığını gösterdiğinin kanıtıdır. “Diren Türkiye” başlıklı haberin üst başlığı “Sağlık otoriteleri: Virüsten korunmak için iki ay boyunca önlemleri aksatmadan uygulayın” şeklinde verilmiştir. Haber metni içinde sağlık otoritelerinin kim olduğuna dair sorunun cevabı bulunmazken burada da virüsün etkisinden korunmanın yolları, bir önceki haberde olduğu gibi, bireysel sorumluluklar çerçevesi içinde çizilmiştir. “Basit ama Etkili Önlemler” başlığı altında dikkat edilecek olursa, sadece bireylerin günlük yaşamdaki sorumlulukları hatırlatılmıştır.

Gazete haberlerinde bireyselleştirme sadece bireylerin görev ve sorumluluklarını hatırlatılarak işlememekte. Bazı alanlarda bireylerin hatalarının virüsün etkili olmasının tek nedeniymiş gibi gösterilmesi de karşılaştığımız bir olgudur. Hürriyet’in 11 Nisan 2020 tarihli haberini buna örnek gösterebiliriz:

Haber 8: Hürriyet, 11 Nisan 2020 COVİD-19 haberi.

“Sokaktaki Tehdit” başlığıyla verilen yukarıdaki haber, eldivenlerin yanlış kullanılmasının tüm toplumu tehdit ettiğini vurgulamaktadır. “Duyarsız” vatandaşların, “duyarlı” olanların sağlığını hiçe saydığı ileri sürülen haberde, maske ve eldivenlerin bilinçsiz kullanımı COVİD-19’un yayılmasında temel etmen olarak gösterilmektedir. Tabii ki bilinçsiz davranışların virüsle mücadeleye zarar verdiği aşikâr; lakin burada da önceki haberler gibi kamu kurumlarının en küçük sorumlulukları hatırlatılmamıştır. Örneklerini çoğaltabileceğimiz benzer haberler, bireyselleştirme yoluyla devletin sorumluluklarını görünmez kılmaktadır. Burada hem medyanın hem de devletin açık görev ve sorumluluklarının olduğunu belirtmekte fayda var. Medya kamu yayıncılığı bakış açısıyla hareket ederek her haberinde bireyi değil, sağlık politikalarının eleştirisini ve bu yolla da politikaların güncellenmesini sağlayacak yayınlar yapabilir. Burada sorumlulukların bireye yüklenmesi, halk sağlığına dönük politikaların uygulanmasını sağlamayacağı gibi, sorunları sadece bireyin davranışlarında arayan bir bakış açısı ve politikayı yeniden üretmektedir.

  1. COVİD-19 Haberlerinde Sansasyon

Rapor kapsamında incelediğimiz gazetelerde sansasyon içeren metinlerle de karşılaşılmıştır; ancak bu haberler daha çok iktidar yanlısı olarak niteleyeceğimiz medya kuruluşlarının organlarında yer almaktadır. Kanaatimizce bunun sebebi, sansasyon içeriğiyle kamuoyunun dikkatlerinin başka taraflara çekilme amacıdır. Böylece pandemi sürecinde iktidara yönelik halktan gelecek olası tepkilerin sansasyon içerikleriyle sunulan haberler vesilesiyle iktidar dışı yere yönelmesi hedeflenmiştir. Burada iktidarın pandemi sürecindeki başarısı, başka ülkelerin başarısızlığı öne çıkarılarak ifade edilmiştir.

19 Nisan 2020 tarihli Yeni Akit gazetesinin “Kovid-19 Korkusu Saraydan Kaçırdı” başlıklı haberi yukarıda anlattığımız yaklaşıma örnek gösterilebilir:

Haber 9: Yeni Akit, 19 Nisan 2020 COVİD-19 haberi.

Yukarıdaki haber, önceki başlıklarda işlediğimiz felaket söylemini içinde barındırarak diğer ülke liderlerinin pandemi sürecinde aldığı kişisel tedbirleri, gayrıciddi bir üslup kullanarak oluşturulmuştur.[4] Haberin üst başlığında kullanılan “Kimisi milyarlarca liralık malikânesini terk etti, kimisi tahtını bırakıp dağa kaçtı” ifadeleri de gazetecilik meslek ilkelerine Yeni Akit’in ne derece uyduğunu göstermektedir. Haberin bu haliyle topluma nasıl bir katkı sunacağından çok, biçimi ve içeriğiyle okuyucunun dikkatinin çekilmesi amaçlanmıştır.

Yeni Şafak gazetesi ise, 18 Nisan 2020 tarihli sayısında “Türkiye’nin Yıldızı Parladı” başlıklı bir habere yer vermiştir. Bu haber de bir önceki haber gibi, hem sansasyon içermekte hem de diğer ülkelerle Türkiye’yi kıyaslayarak hükümetin pandemi önlemlerini överek  meşrulaştırmaktadır.

Haber 10: Yeni Şafak, 18 Nisan 2020 COVİD-19 haberi.

Hiçbir somut delil ya da kaynak gösterilmeksizin oluşturulan yukarıdaki haber, Türkiye ve diğer ülkeleri mukayese eden ve bunun sonucunda Türkiye’nin pandemi sürecindeki politikalarını öven bir söyleme sahiptir.  “Koronada sağlık sistemi çöken Avrupa’dan kaçan kaçana. Herkes ülkemize gelmek istiyor” alt başlığı iktidarı öven bir üsluba sahiptir. Burada da kamu yararından ziyade, iktidar destekçiliği ve sansasyon söylemi ağır basmaktadır.  Yeni Şafak’ın haberi, çalışmanın girişinde bahsettiğimiz gibi, sadece sansasyon özelliği taşımıyor, haber aynı zamanda Avrupa’nın “çöken” sağlık sistemini vurgulayarak bir yandan felaket senaryosu yaratıyor bir yandan da Türkiye’yi överek ülke yurttaşlarına pembe tablo çiziyor. Bu haliyle yukarıdaki haber sağlık iletişimi çerçevesinde değerlendirdiğimizde birden çok etik ihlali yapmıştır, diyebiliriz.

İktidar yanlısı medyada benzer haberlere bolca rastlanmaktadır. Yeni Akit’in 12 Nisan tarihli haberi yukarıdaki örneklere oldukça benzemektedir:

Haber 11: Yeni Akit, 12 Nisan 2020 COVİD-19 haberi.

“Türkiye Kovid 19’a Karşı Model Ülke” başlıklı haberin spotunda kullanılan ifadeler bu başlık altında söylediklerimizin özeti niteliğindedir:

Kovid-19 salgınına karşı Türkiye’nin güçlü sağlık sistemi, sosyal yardımlardaki başarısı ve zamanında alınan tedbirler, birçok ülkeye örnek teşkil etti. Vatandaşlara ücretsiz maske dağıtımı, ihtiyaç sahibi ailelere 1000’er liralık yardım ve ekonomi paketleriyle üretimin sürmesini sağlayan Türkiye, 30’dan fazla ülkenin yardım taleplerine de kayıtsız kalmadı.

Gazetenin spotu, sağlık sisteminde, ekonomide ve dahası maske dağıtımında oldukça sıkıntılı bir süreç geçiren Türkiye’nin gerçeklerini alaşağı ettiği gibi, “Model ülke” tanımlamasıyla da haberin iktidar yanlısı tutumu açıkça ortaya koymaktadır. Burada da Batı ülkeleriyle mukayeseyle birlikte Batı düşmanlığı ve okurun dikkatini çeken lakin gerçeklerle bağdaşmayan sansasyonel bir dil mevcuttur. Haberde Türkiye’nin aksayan sağlık politikalarının eleştirilmediği gibi, salt iktidar yanlılığıyla ilişkili bir sağlık politikası övgüsü mevcuttur. Bu durum, sağlık haberciliği kapsamında doğru ve nitelikli bir haber olmadığı gibi, gazetecilik meslek ilkeleriyle de bağdaşmamaktadır. Başlığın girişinde belirttiğimiz gibi, bu sansasyon ve bununla bağlantılı olarak iktidar övgüsüne daha çok iktidar yanlısı medyada karşılaşmış bulunmaktayız.

  1. COVİD-19 Sürecinde Yersiz Biçimde Umut Veren Haberler

Herhangi bir bilimsel dayanağı olmayan, yetkili mercilerce onaylanmamış bazı denemelerin kesin bilgi olarak sunulması, özellikle pandemik hastalık dönemlerinde haberlerde sıkça karşılaşılan bir durumdur. Okuyucuya boş bir umut uyandırması sebebiyle habere olan ilgiyi artırmaktadır. Gazetelerde COVID-19 için aşı bulundu tarzı haberlere de bu dönemde sıkça rastlamak mümkündür.

Haber 12: Cumhuriyet, 18 Mart 2020, COVİD-19 haberi

Cumhuriyet gazetesinde yer alan yukarıdaki haberde Çin tarafından açıklandığı iddia edilen COVİD-19’da etkili olan bir ilacın ismi verilmiştir. Haberin Çin’in Ankara Büyükelçiliği tarafından atılan bir tweete dayandırıldığı görülmektedir. Bu bilgi dışında uluslararası bir kurum ve kuruluşun görüşüne yer verilmemiş, ilacın kaç kişi üzerinde test edildiği bilgisine, Dünya Sağlık Örgütü’nün konuyla ilgili herhangi bir açıklaması olup olmadığına da değinilmemiştir. Salgın hastalıklar döneminde gazetelerin bu tip haberlere yönelme sebebi, halkın korkuyla hareket ettiği günlerde yapılacak her türlü aşı çalışmasına ilgi duyacağı ve bu nedenle haberlere daha fazla ulaşmak istemeleridir.

Haber 13: Yeni Şafak, 17 Nisan 2020, COVİD-19 haberi

Yeni Şafak gazetesi web sitesinde yayınlanan yukarıdaki haberde COVID-19’a yakalandıktan sonra iyileşmiş bir doktorun görüşlerine yer verilmiştir. Dünya çapında henüz COVID-19 ile ilgili herhangi bir ilaç geliştirilmemiş, hangi doğal ürünlerin virüsle baş edebileceği belirlenmemiş ve tek korunma yönteminin “yakalanmamak” olduğu açıklanmışken, haberde ‘C ve D vitamini ile zerdeçal tüketiminin’ hastalığa şifa olduğu iddiasına yer verilmiştir. COVID-19’a yakalanıp hastalığı yenenlerin hangi gerekçeyle iyileştikleri açıklamalarda bugüne dek yer bulmamıştır. Ancak Yeni Şafak’ın yukarıdaki haberinde iyileşen doktorun kendi deneyiminden yola çıkarak ‘tedavi sürecinin başarılı geçmesi için C ve D vitamini ile zerdeçal tüketiminin çok önemli olduğunu’ söylemesi haberde yer verilmemesi gereken ve yersiz umut vaat eden bir bilgidir. Bireysel deneyimlerin bu tarz haberlerde kesin bilgi olarak aktarılması okuyucuda umut hissi yaratmaktadır. Buna ek olarak haberde gördüğü tedavi şeklini uygulamaya çalışacak bir kişinin bünyesinde farklı semptomlar görülebileceği de ihtimal dâhilinde değerlendirilmelidir. C ve D vitaminine veya zerdeçal bitkisine alerjisi olan bir insanın bu yöntemle kendine daha çok zarar verebileceği de düşünülmelidir.

Haber 14: Gazete Duvar, 26 Mayıs 2020, COVİD-19 haberi

COVID-19 pandemisiyle ilgili ilaç, korunma yolları ve dezenfektan maddeleri ilk günden bu yana çokça önerilmekte bununla ilgili tartışmalar da sürmektedir. Türkiye’de de ilk günlerde yüksek oranda tüketilen kolonyaların virüsü uzaklaştırıp uzaklaştırmadığıyla ilgili olarak herhangi bilimsel açıklama yapılmamıştır. Hijyen kurallarına daha fazla özen gösterilmesi gerektiğiyle ilgili önerilerden yola çıkılarak kolonya ve benzeri maddelerin virüs ve mikropları uzak tutacağı öngörülmüştür. Yukarıda Gazete Duvar’da yer alan haberde de Çin’de üretilen bir dezenfektan maddenin ‘insan temasıyla aktif hale geldiği ve yüzeylerde 90 gün koruma sağladığı’ iddia edilmektedir. Buna benzer maddelerin virüsü uzak tuttuğu haberlerde çokça yer almaktadır. Pandemi dönemlerinde özellikle Dünya Sağlık Örgütü’nün onaylamadığı ve uluslararası çapta kabul görmemiş bir korunma ve tedavi yönteminin okuyucuya verilmesi yersiz umut vadetmektedir. Henüz virüs ile ilgili bir aşı üretilmemiş veya virüsün tam olarak nasıl sona erdirileceği kesinleşmemişken tedavinin veya korunma yollarının önerilmesi yersiz umut oluşturmaktadır.

Haber 15: Hürriyet, 17 Nisan 2020, COVID-19 haberi

Hürriyet gazetesinin web sitesinde yer alan ve salgın döneminin tavan yaptığı, ayrıca haberde adı geçen Dr. Ercüment Ovalı’nın da gündemde tartışmalı şekilde oldukça fazla yer aldığı günlerde, COVID-19 aşısının kısa sürede hazır olacağı bilgisi ‘müjde’ olarak verilmektedir. Türkiye’de vaka sayısının uç noktaya ulaştığı Nisan ayının üçüncü haftasında halkta yersiz şekilde umut yaratan bir aşı haberini örnek olarak gösterebiliriz. Bunun sağlık haberciliği açısından ‘halkı yersiz şekilde umutlandırmama’ kriterlerine uygun olmadığı belirtilmelidir. Haberde “1 aydır laboratuvarda çalıştığımız bir ilacın ismini 23 Nisanda açıklayacaktık ancak o kadar etkili duruyor ki insanların hayatını kurtarabilir” açıklamasına da kanıt ve deney sonucu sunulmadan yer verilmiştir. Haberlerin asılsız ve bilimsel kanıttan uzak şekilde verilmesi sağlık haberciliği alanında uzman muhabirlerin bulunmamasından kaynaklandığını gözler önüne sermektedir.

Haber 16: Sözcü, 12 Mart 2020, COVID-19 haberi

Sözcü gazetesinin bu haberinde adı geçen Dr. Zhong Nanshan’ın “Haziran ayında virüsün biteceğini bekliyoruz” açıklaması dayanaksız şekilde haberleştirilmiştir. Haberde “SARS’ı bulan doktor olarak bilinen Nanshan” dışında referans verilmemiş ve bu bilginin COVID-19 ile ilgili öngörüyü de gerçek olarak kabul etmeyi kolaylaştıracağı varsayılmıştır. Herhangi bir deney sonucu veya bilimsel veri sunmayan Nanshan’ın bu açıklamasını umut verici şekilde haberleştirmek sağlık haberciliği açısından oldukça sorunludur.

  1. COVİD-19 Haberlerinin Magazinelleştirilmesi

Siyaset haberlerinden spor haberlerine dek hemen her alanda haber içeriklerinin magazinleştirilmesine örnekler verilebilir. Bir haberin magazinsel yönüne dikkat çekmek okuyucunun habere aşina olduğu ve alışkanlığı kapsamında beklentilerini yıkıp, onu farklı bir yere evirmektir. Örneğin siyasetçilerin evde yemek yapmasını haberleştirmek birçok yönden değerlendirilebilir. Genel kabul gören ağır siyasi havayı dağıtmak veya şahsı sempatik göstermek amaç olabilir. Bunun tam tersi de mümkündür. Sağlık haberlerinde magazinselleştirme ise ünlü kişiler üzerinden, özellikle sosyal medya hesaplarından yaptıkları paylaşımlarla dikkat çekenler, virüsün günlük hayatta nasıl karşılandığı, okuyucu ve izleyicilerin ünlü kişilerin ev hayatlarında neler yaptıklarını merak etmeleri ve bu merakın giderilmesi sebebiyle yapılabilir. Bunun dışında az rastlanan, yine güncel örnekten hareketle, virüs kaynaklı ve virüs sonuçlu olaylar da magazinel şekilde sunulabilir. Bir sağlık haberinin magazinselleştirilmesi olumsuz sonuçlar da doğurabilir. Bir ünlünün sağlığını tehlikeye atacağı düşünülen bir eylemi gerçekleştirmesi eğer magazinselleştiriliyorsa bu, okuyucu ve izleyiciyi yanlış yönlendirebilir. Aşağıda bazı örnekler vererek durumu daha net açıklayabiliriz.

Haber 17: Cumhuriyet, 11 Mayıs 2020, COVİD-19 haberi

Haber başlığı ilk etapta okuyucuda farklı bir algı oluşturabilir. Virüs sebebiyle kavga edip ayrılma ihtimali akla gelirken haber detayında sokağa çıkma yasağı başladığı gün farklı yerlerde bulunan 65 yaş üstü bir çiftin, bir araya gelememeleri aktarılmıştır. Haberin detayında zabıta görevlilerinin yaşlı çifti bir araya getirmesi magazinselleştirilmiş ve virüs ile ilgili yoğun gündemin aksine farklı bir noktaya dikkat çekilmiştir.

Haber 18: Hürriyet, 13 Mart 2020, COVİD-19 haberi

Hürriyet gazetesinin bu haberinde Hollywood’un ünlü oyuncularından Tom Hanks’in Covid-19’a yakalanmasına farklı yönden yaklaşılmıştır. Haberde covid testinin pozitif çıkması, tedavi süreci, anlık gelişme ve sonuç üzerinde durulmamıştır. Hanks’in covid test sonucunu sosyal medya hesabı üzerinden paylaşması ve sonrasında yaşanan gelişmeler aktarılmıştır. Ertuğrul Özkök’ün magazinelleştirerek verdiği haberde Tom Hanks’in paylaşım sonrası artan takipçi sayısı, paylaşıma gelen like (beğeni) ve yorum sayısına odaklanılmıştır. Ünlü kişilerle ilgili her haber magazinel yönden değerlendirilmeli mi tartışması bir yana, virüsün geldiğimiz noktada sosyal medya ile olan yayılma hızı da tartışılabilir. Gazetecinin, virüs testinin de sosyal medyadan paylaşıldığı bu dönemde, buna dikkat çekmesi veya ünlü kişilerin tedavi pratiklerine odaklanmaması ayrı bir tartışma konusudur.

Haber 19: Hürriyet, 19 Mart 2020, COVID-19 haberi

Hürriyet gazetesinin bu haberinde COVİD-19 sebebiyle hükümetin başlattığı “evde kal” kampanyasına ünlülerin gözüyle dikkat çekilmiştir. Büyük puntolarla “Lütfen Evde Kalın” haber başlığı ile ünlülerin virüs sebebiyle evlerinde vakitlerini nasıl geçirdiklerine dikkat çekilerek toplumsal mesaj verilmeye çalışılmıştır. Buna benzer toplumsal hareketliliğin ön planda olduğu günlerde, ünlüler aracılığıyla mesaj vermek magazinel haberciliğin bir yöntemidir.

  1. Sağlık Haberciliği Örnekler (Bilgilendirici)

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) Nisan 2019’da güncellenen “Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi”nde yer alan ve tekrar hatırlatmakta fayda görülen ilk maddede “Sağlık konusunda sansasyondan kaçınmalı, insanları umutsuzluğa sürükleyecek veya sahte umut verecek yayın yapılmamalıdır” uyarısı yer almaktadır. Buradan hareketle, salgın hastalık döneminden geçerken, gazetecilerin bu maddeyi gözeterek insanlara eksik, manipülatif ve zarar verici bilgiler vermekten kaçınmaları gerekir. Sağlık haberciliği kapsamında gazetecilerden beklenen; tıp alanındaki araştırmaların kesinleşmiş sonuçlarını paylaşmaları, araştırmaları destekleyen kuruluşları açıkça belirtmeleri, bilimsel kanıta dayalı olan tanı ve tedavi yöntemlerine haberlerinde yer vermeleridir.

COVID-19’un Türkiye’de görülmeye başlandığı tarihten 5 gün sonra BirGün gazetesi yazarı Attila Aşut virüsle ilgili merak edilen neredeyse tüm kavramları açıklamaya çalışmıştır.

Bu ölümcül hastalık, adını İngilizce “corona”dan alıyor. Sözcüğün kökeni ise Latince “coronarius”a dayanıyor. Tıp dilinde kullanılan “koroner arterler” (coronary arteries) terimi de buradan geliyor. Atar ve toplardamarların, kalbin üst bölümünde “taç” gibi çepeçevre yer alışından yola çıkılarak yapılmış bu adlandırma. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), koronavirüs hastalığını “pandemi” kapsamına aldı. “Pandemi”, küresel salgın demek. Bir kıtada ya da tüm dünyada aynı zamanda görülen ve çok geniş bir alana yayılan salgınlar için kullanılıyor. “Dünya epidemisi” de deniyor. Eski Yunancada tüm anlamına gelen “pan” ile halk anlamına gelen “demos”tan türetilmiş (Aşut, 2020).

Yukarıda bir bölümünü alıntıladığımız Aşut’un köşe yazısı bilgilendirici haber kategorisinde değerlendirilecek şekilde dikkate alınabilir. “COVID-19, corona, pandemi, epidemi, korona arter” gibi birçok kavramı Dünya Sağlık Örgütü başta olmak üzere yetkili kurum ve kuruluşlara dayandırarak açıklayan Aşut, okuyucunun COVID-19 ile ilgili bilmesi gereken tüm bilgileri paylaşmaktadır. Sağlık haberciliğinde özellikle çok önemli olan bilgilendirici olma özelliği gerek haber niteliğindeki köşe yazılarında gerekse manşet haberlerde yer almalıdır. Hastalıkla ilgili yeterli bilgi sahibi olmak okuyucu açısından elde etmesi gereken ilk edinimdir.

Sağlık haberciliği kapsamında bilgilendirici ve okurda farklı düşünme pratiği oluşturacak bir köşe yazısı da Cumhuriyet gazetesinde Mehmet Ali Güller tarafından kaleme alınmıştır. Vaka sayısının zirve noktaya ulaştığı 11 Nisan 2020 tarihinde “Virüs’ün ekonomi-politiği” başlıklı bir köşe yazısı yazan Güller, virüsün bulaşıcılığı ve tedavisinin de sınıfsal olduğuna dikkat çekmektedir. New York Belediye Başkanı Bill De Blasio’nun yaptığı “ABD’de koronavirüs kaynaklı ölüm oranlarının siyahiler ve Hispaniklerde daha yüksek” açıklamasından hareketle şunları aktarmaktadır:

Siyahların ya da Hispaniklerin daha çok ölüyor olması etnik değil, sınıfsal bir meseledir. Çünkü ABD’de siyahlar ve Hispanikler, genel olarak alt sınıflardandır. Çoğunluğu hizmet sektöründe ve emek isteyen işlerde çalışır. Dolayısıyla, bırakınız üst sınıflara göreyi, karantinayla birlikte evinde çalışma olanağı bulunan orta sınıflara göre bile korona ile temas etme oranları çok daha yüksektir. Aynı durum bizde de yok mu? İstanbul’un ilçe ilçe salgın istatistikleri açıklandı. Benzer tablo burada da geçerli. Bağcılar ve Esenler’de vaka oranının en yüksek olması, sınıfsal nedenledir. Çünkü bu iki ilçemizde emekçiler yaşar ve onların evden bilgisayarla çalışabilme lüksü yoktur. Fabrikalarda, pazarlarda, marketlerde, kargo şirketlerinde, hizmet sektörünün diğer işkollarında çalışmak zorundadırlar. Ücreti ödenmediği sürece bu emekçileri karantinaya almak, teknik olarak korona etkisiyle aynıdır maalesef. Kısacası istisnalar olmakla birlikte, genel olarak fakirlerin virüse yakalanma oranı, zenginlere göre çok daha fazladır (Güller, 2020).

Yazıdan da hareketle söylenebilir ki, pandemi olarak ilan edilen bir hastalığın bulaşma hızı, tedavi etkenleri, alınan toplumsal önlemler bağlamında sınıfsal olarak farklı şekilde kendini gösterdiği görülmektedir. Sokağa çıkma yasaklarından koruyucu maskeye ulaşma imkânlarına dek her alanda eşitsizliğin olabileceği Güller tarafından aktarılmıştır. Bu köşe yazısı da yurttaşları bilinçlendirmesi bakımından sağlık haberciliği kapsamında iyi örnekler arasında sayılabilir.

Haber 20: Yeni Yaşam, 30 Mart 2020 COVİD-19 haberi

Yeni Yaşam gazetesinde yer alan ve Türk Tabipler Birliği’nin (TTB) yaptığı açıklamayı temel alan haberde TTB’nin yaptığı COVID-19 araştırma sonuçlarına yer verilmiştir. Bu haberin okuyucuların farklı kaynaklardan bilgi edinmesi açısından önemli olduğu düşünülmektedir. COVID-19’un Türkiye’de görülmeye başlandığı günden bu yana açıklama yapılan tek kaynağın Sağlık Bakanlığı olduğu görülmektedir. Habercilik açısından tek kaynaktan bilginin alınıp haberleştirilmesi uygun değilken böylesi önemli konularda farklı çalışmalar yapan kurum ve kuruluşların açıklamaları da önem arz etmektedir. Vaka, hasta ve test sayıları hakkında tartışmaların da yürütüldüğü bir dönemde TTB’nin verilerini paylaşmak sağlık haberciliğinin bilgilendirici verilerle haber yapma kriterine uygun olduğu görülmektedir. Haberde tedavi gören hasta sayısı, enfekte olmuş sağlık çalışanı sayısı, iller bazında hastane ve yatak sayısı gibi önemli verilerin paylaşıldığı görülmektedir.

Haber 21: Sözcü, 13 Mayıs 2020 COVİD-19 haberi

Türkiye’de nispeten vaka ve vefat sayılarının düşme eğiliminde olduğu mayıs ayında yapılan açıklamalarda virüsün bulaşma oranından bahsedilmeye başlanmıştı. Virüsün yayılma oranı ve hızı hakkında verilen bilgiler okuyucu zihninde netleşmemesi açısından buna benzer haberlerin yetkili bir ismin ağzından verilerek yapılması önem arz etmektedir. Nitekim Türkiye COVID-19 Bilim Kurulu üyesi Prof Dr. Serhat Ünal ile yapılan bir söyleşiyi haberleştiren Sözcü gazetesi ‘virüsün bulaşma oranı yüzde 1’e gerilemiştir’ bilgisini açıklayıcı bir şekilde sunmuştur.

Sonuç

COVİD-19 sürecinde Türkiye medyasının pandemiyi haberleştirme pratiklerine değinen bu raporun verilerini birkaç başlık altında toplayabiliriz. Öncelikle şunu söylemeliyiz, Türkiye medyası, sağlık haberciliği perspektifinden bakıldığında pandemi döneminde kamu yararı, hak odaklı sağlık anlayışı gibi konulardan epey uzak yayın politikalarına sahiptir. Pandemi haberleri, iktidar medyası diyebileceğimiz ve artık Türkiye medyasının neredeyse yüzde doksanını kontrol eden medya kuruluşları tarafından iktidarın hizmetlerinin ya da sağlık politikalarının övülmesinin bir aracı haline gelmiştir. Bu, zaman zaman AKP’nin genel sağlık politikalarını överek ya da ülkenin durumunu diğer ülkelerle mukayese ederek işlemiştir. İktidar yanlısı medyanın ekonomik ve siyasal olarak AKP’ye bağımlılığı bu durumun temel etmenidir. Yeni Şafak, Yeni Akit ve A Haber TV’nin incelediğimiz haberlerinde iktidar yanlısı tutumun yanı sıra, muhalefeti ya da Batı’yı şeytanlaştırıcı bir haber diliyle de karşılaştık. Bu durum ise bize, belirli siyasi eğilimlerin çizgilerinin COVİD-19 haberlerinde de bulunduğunu göstermiştir. İktidar yanlısı medya organlarında tüm toplumu ilgilendiren pandemi dönemi, sadece iktidarın başarısı ya da muhalefetin başarısızlığıyla ilişkilendirildiği oranla haberleşmiştir.

Medya metinlerinin özellikle 1980’lerden sonra hızla metalaşma sürecine girdiğini çalışmanın ilgili yerlerinde belirtmiştik. Metalaşma, kamu yararını geri plana iterken, haberin sadece değişim değeriyle “piyasaya” sürülmesine neden olur. Hürriyet gazetesinde yer alan ve pandemiyi magazinel bir dille haberleştiren bu metinler, gazetenin daha çok okunmasını/tıklanmasını sağlayacağı öngörüsünden hareketle oluşturulmuştur. Hürriyet, haberleri hem magazinelleştiren hem de bireyselleştiren bir anlayıştan hareketle kamuya sunmuştur. Bu, gazetenin kurumsal yapısı ile doğrudan ilgilidir.

Sağlık iletişiminin kuramsal anlayışına uygun haberleri ise daha çok sol-sosyalist perspektife sahip BirGün ve Evrensel gazetelerinden okuyabildik. Bu gazetelerin hem kendilerini konumlandırdıkları ideolojik alan, hem de kurumsal yapılarının özelliği, kamu yararı doğrultusunda haber yapma süreçlerini etkilemiştir. COVİD-19 haberleri iktidarın sağlık politikalarının eleştirisi ve kamuoyunu bu virüse karşı bilgilendirilmesi ekseninde yapılmıştır.

Raporda incelenen pandemi haberleri, genel olarak korkutma odaklı (felaket söylemi), bireyselleştiren, sansasyon içeren, umut veren, magazinsel bir söylemle oluşturulmuştur. Az da olsa sağlık iletişimi çerçevesi içinde yapılan haberlerin olması, Türkiye medyasının COVİD-19’u haberleştirme pratiklerini belirleyememiştir. Buradaki örnekler sağlık iletişiminin medya kurumları ve gazeteciler için daha genel olarak da tüm toplum için ne kadar önemli; ancak Türkiye medyası düşünüldüğünde ne kadar da zayıf olduğunu göstermektedir. Bu doğrultuda sağlık iletişimi kuramının medya ortamına tam anlamıyla yerleşmesinin önünde, medyanın yapısal sorunlarının (ekonomik, siyasal, kültürel) engel olduğu düşünülmektedir; zira haberlerin sağlık haberciliği perspektifinden hareketle kurulmasının en önemli koşulu, medya ortamının ekonomik ve siyasal açıdan iktidarlardan bağımsızlaşmasını gerektirmektedir. Kapitalist toplumsal formasyonda medya alanı, haberlerini ekonomik ve siyasal kaygılar eşliğinde oluşturmaktadır. Yurttaş ve barış gazeteciliğinde olduğu gibi, sağlık iletişimi de ancak medyanın ve tüm toplumun demokratik bir zeminde buluşmasıyla gerçekleşebilir.

Kaynakça

Ardıç-Çobaner, Aslıhan. (2013). “Hak Temelli Sağlık Yaklaşımı Bağlamında Tütün Kontrolü Haberlerinin Basında Çerçevelenmesi” Yayınlanmamış Doktora Tezi. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. Ankara.

Aşut, Atilla (2020). “Korona Sözlüğü” 03.16.2020. https://www.birgun.net/haber/korona-sozlugu-291884 Erişim tarihi: 02.06.2020

Atabek, Gülseren. Atabek, Ümit. Bilge, Deniz. (2013). “Sağlık Haberlerinde Dönüşüm” içinde Kapitalizm Sağlığa Zararlıdır. Hayy Kitap: İstanbul.

Bilişli, Yasemin. (2019). “İnternet Sağlık Haberlerinde Tıbbileştirmenin İnşası: Sağlık Haber Söylemine Eleştirel Bir Bakış” MANAS Sosyal Araştırmalar Dergisi. Cilt-8, Sayı-4, s, 3608-3659.

Güller, Mehmet Ali. (2020). “Virüsün ekonomi politiği” 11.04.2020. https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/mehmet-ali-guller/virusun-ekonomi-politigi-1732467 Erişim tarihi: 20.05.2020.

Illich, Ivan. (1995). Sağlığın Gaspı. Ayrıntı Yayınları: İstanbul.

Öğüt, Pelin. (2013). “Türkiye’de Sağlık Haberciliğinin Tarihsel Gelişimi ve Hürriyet Gazetesi Örneği” Yayınlanmamış Doktora Tezi. Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. Eskişehir.

Öğüt-Yıldırım, Pelin. (2017). “Türkiye’de Sağlık Haberciliğinin Tarihsel Gelişimi” içinde Atatürk İletişim Dergisi. Sayı:14, s, 5-26.

Sezgin, Deniz. (2010). “Sağlık İletişimi Paradigmaları ve Türkiye: Medyada Sağlık Haberlerinin Analizi” Yayınlanmamış Doktora Tezi. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. Ankara.

Sezgin, Deniz. (2016). “Sağlıkta Dönüşüm: Sağlık Paradigması ve Medya” içinde Toplum ve Hekim. Cilt-31, Sayı-2. s, 101-109.

www.covid19bilgi.saglik.gov.tr. (2020). “COVİD-19 Nedir?” Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı.  https://covid19bilgi.saglik.gov.tr/tr/covid-19-yeni-koronavirus-hastaligi-nedir Erişim tarihi: 20.05.2020.

www.bbc.com. (2020). “Pandemi nedir, ülkeleri nasıl etkiler? Dünya Sağlık Örgütü koronavirüsü pandemi ilan etti.” https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-51614548 Erişim tarihi: 20.05.2020.

www.tr.wikipedia.org. (2020). “COVİD-19 pandemisi.” https://tr.wikipedia.org/wiki/COVID-19_pandemisi Erişim tarihi: 20.05.2020.

[1] Bu literatürün birinci kuşak hakları genel olarak vatandaşlık hakları ve politik haklardır. İkinci kuşak haklar ise, ekonomik, kültürel ve sosyal haklardır. Üçüncü kuşak haklar, genel olarak barış, çevre, gelişme vb. haklarıyla ilgilidir (bianet.org. 2018).

[2] Bu konuda oldukça kapsamlı bir çalışma için ayrıca bkz. Bilişli (2019).  “Sağlık İletişimi: Tıbbileştirme, Bireyselleştirme, Healthism ve Tüketime İlişkin Sağlık Haber Çözümlemeleri” İstanbul: Nobel Akademik.

[3] Ayrıntılı bilgi için ayrıca bkz. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti https://www.tgc.org.tr/bildirgeler/türkiye-gazetecilik-hak-ve-sorumluluk bildirgesi.html Erişim tarihi: 25.05.2020.

[4] Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da pandemi sürecinin önemli bir bölümünü Ankara Beştepe’deki Başkanlık Sarayı’nda değil de İstanbul’da geçirmesi, Yeni Akit’in olayları haberleştirirken kullandığı dikkatsiz tutuma da örnek gösterilebilir.

Yazarlar Hakkında Bilgi

*Vahdet Mesut Ayan, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Araştırma Görevlisi’yken “Bu Suça Ortak Olmayacağız” adlı bildiriye imza attığı için 1 Eylül 2016’da 672 no’lu KHK ile üniversitesinden ihraç edildi. Doktorasını AKP-medya ilişkileri üzerine yaptığı çalışmayla tamamladı. Yordam Yayınları’ndan çıkan AKP Devrinde Medya Âlemi adlı kitabın yazarıdır.

**Mustafa Aksoy, 1984 Diyarbakır doğumlu. 8 Temmuz 2018’de yayınlanan 701 nolu KHK ile Selçuk Üniversitesi’ndeki görevinden ihraç edildi. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde doktora eğitimini sürdürmektedir.