Gazeticilik yargılanıyor

0
442

111 gündür tutulu olan gazeteciler Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, Ferhat Çelik, Hülya Kılınç, Murat Ağırel ve Aydın Keser ile Akhisar Belediyesi basın biriminde çalışan Eren Ekinci ve dava dosyasında şüpheli olarak yer alan Erk Acarer’in yargılanmasına bugün İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlandı. İlk kez hakim karşısına çıkan gazeteciler, “Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) mensuplarının ve ailelerinin kimlik, görev ve faaliyetlerine ilişkin bilgileri yayımlamak, yaymak ve açıklamak” iddiasıyla suçlanıyor.

“Mit Davası” olarak da anılan duruşma, saat 10.30’da Çağlayan Adliyesi’nde başladı. Dava öncesi Çağlayan’da meslektaşları ile çok sayıda yurrtaş gazetecilere destek için toplandı. Ancak koronavirüs nedeniyle duruşma salonuna alınmadılar. Davanın diğer sanıklardan Akhisar Belediyesi çalışanı Eren Ekinci, duruşmaya SEGBİS ile katılırken Erk Acarer’in avukatı da duruşma salonunda hazır bulundu. Acarer’in avukatı Ömer Faruk Eminağaoğlu, müvekkilinin kaçak olmadığını, üç yıldır yurtdışında yaşadığını ve bu nedenle hakkında duruşma açılamayacağını söyledi.

‘BUGÜN ADALETİN TECELLİ EDECEĞİNE İNANMAK İSTİYORUM’

Acarer’in savunmasının ardından, duruşma salonunda hazır bulunan Yeniçağ Gazetesi yazarı Murat Ağırel’in savunmasına geçildi. Ağırel, savunmasında makale ya da haber yazmadığını,  sadece sosyal medyada yer alan fotoğraflar ve bilgiler ile “şehitlerin şahadetlerini yüceltmek” ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Libya’da birkaç tane şehidimiz var” açıklamasına tepki gösterdiğini ifade etti. “Evet ben daha önce ifşa yaptım” diyen Ağırel, yoksulun, fakirin alınterini sömüren, kamu kaynaklarını yağmalayan, din bezirganlarını ve çeteleri belgeleri ile ifşa ettiğini söyledi. Ağırel, “Alenileşmiş bir bilginin devlet sırrı kapsamında değerlendirilmesi söz konusu olabilir mi?” diyerek tepki gösterdi.

19 Şubat’ta konunun uzmanlarının, muhtarların, şehitlerin arkadaşlarının paylaşımlar yaptığını, cenazeden canlı yayın yapıldığını, MİT Başkanlığı’nın çelenk gönderdiğini ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Libya’da şehitlerimiz var” diye açıklama yaptığını söyleyen Ağırel, bunların ifşa sayılmadığını ama kendisinin gösterdiği tepkinin ifşa sayıldığını söyledi.

Ağırel, suçsuz olduğunu ifade ederek mahkemeden tahliyesini ve beraatini talep etti.

‘4 AYDA EŞİMİ BİR KEZ GÖRDÜM’

Ağırel’in savunmasının ardından, Yeni Yaşam Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Aydın Keser’in savunması dinlendi. Keser savunmasına suçlamaları kabul etmediğini belirterek başladı. Söz konusu haberin, özel bir kasıtla değil, haber verme saikiyle yapıldığını söyleyen Keser, haberde yaşamını yitiren kişinin MİT mensubu olduğunun yazılmadığını ifade etti. Keser, “Bu suçlamaların hukuki ve maddi dayanağı da yoktur. Dört aydır cezaevinde ve tecritteyim. Bu süreçte eşimi yalnızca bir kere gördüm o da kapalı görüştü. Çocuğum ve eşim bu durumdan maddi ve manevi olarak etkilenmiştir” diyerek mahkemeden tahliyesini ve beraatini talep etti.

‘KONUŞMAYI UNUTTUK’

Yeni Yaşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Çelik’in savunmasına geçildi. Çelik, sözlerine, 4 aydır tecrit altında olduklarını, konuşmayı unuttuğunu söyleyerek başladı. “Dilim sürçerse affola” diyen Çelik, haberlerinin iddianamede yer almadığını ve muğlak ifadelerle suçlama yöneltildiğini söyledi. Tutuklanacağını bildiğini söyleyen Çelik, haberinin arkasında olduğunu ifade etti.

Çelik, suçlamalara ise “Her şey ortadayken biz neden hedef alındık? Devletin gizli kalması gereken bir bilgiyse bu, savcılık haberden sonra neden 12 gün bekledi bizi ifadeye çağırmak için? Herkes MİT mensubu olabilir. Ben bir haberi yaparken sen MİT’çi misin diye mi sorayım?” diyerek tepki gösterdi. Vicdanlarda beraat ettiklerini söyleyen Çelik, mahkemenin de hukuken bu kararı vermesi gerektiğini belirtti.

‘FİNCANCI KATIRLARINI ÜRKÜTTÜK’

Duruşma verilen aranın ardından Hülya Kılınç’ın savunması ile sürdü. Kılınç da sözlerine suçlamaları kabul etmediğini belirterek başladı. Kılınç, “Bir şehit için askeri tören yapılmaması gazetecilik açısından haber değeri taşıyan önemli bir olaydır. Eğer, MİT mensubu olduğunu bilmeden paylaşım yapanlar hakkında suç isnadı yapılmıyor/yapılamıyorsa, benim için de suçlama yapılmaması gerekir diye düşünüyorum” dedi.

20 yıllık gazeteci olduğunu söyleyen Kılınç, daha önce de defalarca şehit cenazesi haberi yaptığını ve hazırladı haberlerde şehidin kimliğini, ailesini, görevini ve diğer MİT personelini deşifre etmediğini ifade etti. Haberin amacının “Şehidimizin Manisa’da defnedilmesi ve şehidimize hak ettiği resmi törenin yapılmaması” olduğunu söyleyen Kılınç, “Suç işlediğime inanmıyorum. Ben de herkes gibi, bu suçlamanın, Odatv’nin ‘fincancı katırlarnıı ürkütmesi’ nedeniyle yapıldığını düşünüyorum” dedi.

‘BÖYLE ADALET OLUR MU?’

Kılınç’ın ardından Barış Pehlivan’ın savunmasına geçildi. Pehlivan, karşılarında kafası karışık, suçlayayım derken bocalayan ve bu nedenle de her yerinden dökülen bir iddianame olduğunu söyledi. Pehlivan, şehidin akrabası olduğunu söyleyen, 6 yıldır cenazenin kalktığı yerin muhtarlığını yapan ve şehidin MİT mensubu olduğunu bilmediğini iddia eden kişinin bu davada tanık olmasını eleştirerek, “Cenazeye siyasi parti temsilcileri ve vatandaşlar katıldı, diyen biz ise o cenaze fotoğrafındakiler arasında MİT mensubu olduğunu bilmemiz beklenip sanık yapılacağız. Böyle adalet olur mu?” dedi.

Pehlivan, “Biz tabut taşıma fotoğrafındakilerin MİT mensubu olduğunu ima dahi etmememize, hatta ‘vatandaş’ dememize rağmen sanık olacağız, ama şehidin MİT mensubu olduğunu Hülya Kılınç’tan öğrendiğini ileri süren muhtar, bunu öğrenmesine rağmen MİT mensubunu fotoğrafıyla, ismiyle, ailesiyle, yaşadığı yerle ilk ifşa eden o paylaşımını silmeyecek; bizler tutuklandıktan çok sonra paylaşımını kaldıracak ve tanık olacak. Böyle adalet olur mu?” diye tepki gösterdi.

‘ÇOCUKLAR ADİL BİR GELECEKTE YAŞASIN DİYE BU ÇİLELİ YOLU SEÇTİK’

Bu davanın failin hedef alındığı bir dava olduğunu söyleyen Pehlivan, “Bize sürekli dava açanlar, ölümle tehdit edenler, hapse atanlar şunu anlamıyor; Barış Terkoğlu ile yazdığımız Metastaz’ın birinci sayfasında, kitabımızı ithaf ettiğimiz iki kişi var: Adil bir gelecekte yaşamaları için Arya’ya ve Ali Derya’ya. Onlar bizim çocuklarımız. Biz, çocuklar adil bir gelecekte yaşasın diye bu çileli yolu seçtik. Ne kadar başarılı olduk ya da olacağız o gelecek için, ileride tarih kitapları yazar” dedi.

‘KATİLLERİN YAPAMADIĞI İŞE SAVCILAR TALİP OLDU’

Pehlivan’ın ardından Barış Terkoğlu’nun savunmasına geçildi. Terkoğlu, bu iddianameleri yazanların kendilerinden öncekiler gibi işledikleri günahlarla anılacaklarını, kendilerinin ise bir fikirde, bir kelimede, bir harfte yaşamaya devam edeceklerini söyledi.

Söz konusu davayı siyasi intikam davası olarak niteleyen Terkoğlu, “Yargılanırız, varsa suçumuz mahkûm oluruz, ardından infazımız yerine getirilir. Hukukun ilerleyişi budur. Oysa siyasi intikam davaları pek de öyle işlemiyor. Önce infaz ediliyorsunuz, yargılama ona yetişmeye çalışıyor” dedi.

Sonlarının El Kaidecilerin Charlie Hebdo dergisini katletmesi gibi olacağını söyleyen kamu görevlileriyle dahi karşılaştıklarını söyleyen Terkoğlu, katillerin yapamadığı işe savcıların talip olduğunu ifade etti.

‘BİZİ CEZALANDIRMAK İÇİN SEBEP YARATILACAĞINI BİLİYORDUK’

“Bizi cezalandırmak için sebep yaratılacağını biliyorduk” diyen Terkoğlu, yaşamını yitiren MİT mensubunun ardından sosyal medyada yüzlerce paylaşım yapıldığını, ailesinin yaşadığı köyün muhtarının babasının adını da vererek 19 Şubat’ta duyuru yaptığını, davanın sanıkları olan Murat Ağırel ile Erk Acarer’in 22 Şubat’taki paylaşımları ve Yeni Yaşam Gazetesi’nde 23 ve 24 Şubat’ta çıkan haberlere MİT’in ve savcıların sessiz kaldığını söyledi. Öte yandan Ümit Özdağ’ın olaya ilişkin ayrıntıları açıklamasına da MİT’in ve savcıların sessiz kaldığını söyleyen Terkoğlu, 3 Mart akşamı Odatv’de cenaze haberi yayınlanmasının ardından harekete geçildiğini ifade etti. Söz konusu durumu ‘tezgâh’ olarak niteleyen Terkoğlu, “Eğer bu tezgâhı kuranların bir devleti varsa ben o devletin teröristiyim. Ne mutlu bana onlar çetelerini devlet sanıyorlar. 101 yıl önce bugün Mustafa Kemal de Saray’dakilerin haini, işgalcilerin teröristi, işbirlikçilerin kafiriydi” dedi.

‘TEK GERÇEK AVRUPA’NIN EN BÜYÜK ADALET SARAYI’

“Bu Pembe Panter kılıklı trajikomik senaryoya neyse ki bir kanun bulunabilmiş, bir dava açılabilmiş” diyen Terkoğlu, tek gerçeğin, bu iddianamenin altındaki Avrupa’nın en büyük adalet sarayının başsavcısı ve vekilinin imzası olduğunu ve kendilerinin bu davaya ciddiyet katmak için tutuklu yargılanıyor olmaları olduğunu söyledi.

Odatv Sorumlu Haber Müdürü olmasının savcılara göre suç olduğunu söyleyen Terkoğlu, “Bu iddianameyi yazanlar çok uğraşsalar da buradaki sanıklardan bir organizasyon yaratamadılar. Ancak bu süreçte gördük ki gizli soruşturma dosyasından organize şekilde sızıntılar oluyor, cezaevine kadar uzanan organize bir operasyon var” dedi.

Hakimlere, hem kendileri için hem de Türkiye için karar vereceklerini söyleyen Terkoğlu, “Sizden sadece adalete uygun, gerçekle barışık, vicdanla örtüşen, tartışmasız sadece ama sadece millet adına bir karar beklediğimi söylemek istiyorum” dedi.