Geçtiğimiz yıl 3 bini aşkın kişi işkence ve kötü muameleye maruz kaldı

0
571

İHD Genel Başkanı Türkdoğan, “En büyük sorun işkence tanımında. İşkenceyle mücadelede en büyük engel cezasızlık” dedi.

Sadece geçtiğimiz yıl işkence ve kötü muameleye maruz kalanların sayısı 3 bini aştı. Güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucu dövülen ve yaralananlarla birlikte bu sayı 6 binin üzerine çıktı.

BM İşkence Kurbanlarına Destek Günü’nde, Türkiye’de ortaya çıkan işkence ve kötü muamele tablosu oldukça vahim. İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) verilerine göre geçtiğimiz yıl 2 bine yakın kişi işkenceye uğradı. Tehdit, ajanlık teklifi, dövülme ve yaralanma vakalarının eklenmesi ile bu rakam 6 bini aştı.

İHD’nin verilerine göre sadece geçtiğimiz yıl 726 kişi gözaltında işkence ve kötü muameleye maruz kaldı. Gözaltı yerleri dışında işkence ve kötü muameleye maruz kalanların sayısı 751 oldu. Köy korucuları tarafından bir kişiye işkence ve kötü muamele uygulanırken, cezaevlerinde bu rakam 495’e çıktı. 137 kişi kolluk kuvvetleri tarafından tehdit edilerek ajanlık teklif edildi. 3 bin 935 kişi toplumsal gösterilerde güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucu dövüldü ve yaralandı. Özel güvenlik görevlileri tarafından işkence ve kötü muameleye maruz kalanların sayısı da 23 oldu.

5 AYDA 754 KİŞİ İŞKENCEYE UĞRADI

Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın verilerine göre ise geçtiğimiz yıl kolluk güçlerinin toplanma ve gösteri özgürlüğü kapsamında yapılan eylem ve etkinliklere müdahalesi sonucu 3 bin 741 kişi işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldı. Bu yılın ilk beş ayında ise kolluk müdahalesi sonucu 754 kişi işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldı, 16 kişi ise yaralandı.

DİYARBAKIR’DA 690 KİŞİ İŞKENCEDE YARALANDI

İHD Diyarbakır Şubesi’nin gerçekleştirdiği çalışma da kamu görevlileri tarafından gerçekleşen işkence ve kötü muamelelerin boyutunu gözler önüne seriyor. Buna göre 2010- 2019 yılları arasında, hak ihlali iddiası ile İHD Diyarbakır şubesine 3 bin 569 başvuru yapılırken, söz konusu başvuruların 690’ını “kamu görevlilerince fiziksel şiddet uygulanarak mağdurların vücut bütünlüğü üzerinde yaralanma neticesi doğuran eylemler” oluşturdu.

ÇÖZÜM SÜRECİNDE AZALDI, 15 TEMMUZ SONRASI ARTTI

İHD Diyarbakır Şubesi tarafından hazırlanan raporda, Türkiye’de şiddet olaylarının 90’lı yıllar düzeyinde olduğu ifade edildi. Kötü muamele ve işkence eylemlerinin ise politik iklime göre şekillendiği kaydedildi. Raporda İHD’ye yapılan ve aralarında işkence ve kötü muamele eylemlerinin de yer aldığı hak ihlali başvurularının sayılarında, “politik durum, devlet güçleri ve PKK arasındaki çatışma ortamı ve çatışmaların yoğunluk derecesi, devletin Kürt meselesine yaklaşımı, toplumsal gösteri ve yürüyüş hakkına ilişkin politikaların” etkili olduğu vurgulandı. “Devlet ve hükümet yetkililerinin Kürt meselesi başta olmak üzere benzeri sorunlara müzakere ve diyalog yöntemini benimsediği, barışçıl bir dil ve üslup kullandığı dönemlerde” söz konusu iddialar ile derneğe yapılan başvuruların azaldığı ifade edildi.

Aynı şekilde 2015 yılı Temmuz ayında başlayan operasyonlar ve 15 Temmuz sürecinde de işkence ve kötü muamele de dahil olmak üzere hak ihlali başvurularında artış gerçekleşti. Bu durum rapora, “Özellikle Kürt meselesinin demokratik müzakere ve diyalog yöntemi ile çözümüne yönelik 2013-2015 yılları arasında sürdürülen çatışmasızlık halinin 24 Temmuz 2015 tarihinde başlayan silahlı çatışmalar, şehir merkezinde başlatılan askeri operasyon ve süresiz ve kesintisiz sokağa çıkma yasakları ile bozulmasının ardından işkence ve kötü muamele vakalarında artış olduğu gözlemlenmiştir. Hükümetin özellikle 2016 yılından beri sürdürmekte olduğu baskıcı, toplumun tüm muhalif kesimlerini sindirmeyi hedefleyen politikaları neticesinde raporumuza yansıyan verilerden de görüleceği üzere, hapishanelerde, kamusal alanlarda, kapalı mekanlarda, kırsalda alanlarda işkence/kötü muamele vakaları gittikçe artış göstermiştir” şeklinde yansıdı.

FAİL DEĞİL MAĞDUR CEZALANDIRILIYOR

İşkence ve kötü muamelenin cezasız kalması da bir yandan bu fiilleri işleyenleri cesaretlendirirken diğer yandan mağdurları yasal yollardan hak arama konusunda geri adım atmaya itiyor. İHD’nin konuyla ilgili tespitinde, Türkiye’de farklı dinamikler üzerinde yıldırma aracı olarak uygulanan işkencenin kamusal alanda artarak devam ettiği ifade edilerek, “Kolluk kuvvetlerine karşı açılan davalar işkencecilerin yargı kararıyla korunması ile kapanmıştır. Savcılık aşamasındaki birçok dosyada takipsizlik kararı verilmiş, açılan davalarda sanıklar beraat ettirilmiştir. Ancak işkence eylemine maruz bırakılan mağdurlara yönelik olarak kamu malına zarar verdikleri ve memura mukavemet ettikleri gerekçesi ile karşı davalar açılmış ve mağdurlar cezalandırılmıştır” ifadesi yer alıyor.

Öztürk Türkdoğan

İŞKENCE TANIMI VE BAKIŞ AÇISI SORUNLU

Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, işkence ve kötü muamele ile mücadele konusunda en büyük handikabın, işkence tanımıyla ilgili olduğunu söyledi. Türkdoğan, “Türkiye’deki en büyük problemlerin başında Türkiye’yi yönetenlerin işkenceye bakışı ile İşkence Karşıtı Sözleşme’deki işkence tanımı arasındaki uyumsuzluk geliyor. Sözleşmede işkence oldukça geniş tanımlanmıştır, fiziksel işkence, kötü muamele ve onur kırıcı davranışların hepsi işkence olarak tanımlanır. Ama Türkiye’yi yönetenler işkenceyi ‘yasak sorgu yöntemi’ olarak algılıyor ve sadece bu tanıma işkence adını veriyor. Bu korkunç bir durum.  Bunun dışındaki uygulamaları işkence olarak görmüyorlar ‘kötü muamele’ olarak ifade ediyorlar. Aslında kötü muamele dedikleri uygulamaların hepsi işkencedir” diye konuştu.

Türkdoğan, söz konusu tanımdan kaynaklı sıkıntının, işkence suçlarında cezasızlığın da önünü açtığını kaydederek şunları söyledi: “Yargıda cezasızlık kültürünün gelişmesi de başka bir sorun. Savcıların tolerans göstermesi, mahkemelerin suç vasfını değiştirmesi, işkence suçlarında cezasızlığı beraberinde getiriyor. TCK’da işkencenin tanımı yapılmış, zaman aşımı olmadığı da ifade edilmiş. Ancak işkence, ‘işkence’ olarak tanımlanmıyor. Bu konuda işkence yerine basit yaralamadan ya da daha hafif bir suç sayılan eziyet suçundan dava açılıyor ve bu suçlar işkenceden sayılmıyor.”

İŞKENCE, SİSTEMATİK BİR DEVLET PRATİĞİ

Türkdoğan, ayrıca, Türkiye’nin 1988 yılında İşkenceye Karşı Sözleşme’yi kabul ettiğini, anayasa ve kanunlarda da işkenceyi yasakladığını kaydederek, “Maalesef ülkemizde de işkence ve diğer kötü muamele sadece askeri darbeler döneminde değil tüm cumhuriyet tarihi boyunca sistematik bir devlet pratiği olarak varlığını korumuştur” diye konuştu.