HER YER KAPI DUVAR: GÜLİSTAN DOKU NEREDE?

0
301

Türkiye’de son iki senede, gündeme damgasını vuran kadın cinayetleri soruşturmalarının önemli bir ortak noktası var: Güçlü erkeklerin yargı erki üzerinde baskı yapabilme potansiyeli!

8 yaşındaki Rabia Naz, üniversite öğrencisi Şule Çet ve Nadira Kadirova cinayetleri ile kayıp Gülistan Doku soruşturması, kadınların yaşam hakkı üzerine örtülmeye çalışılan bu karanlık zihniyeti gözler önüne sermesi açısından önemli.

Üniversiteli Şule Çet’in cesedi Ankara’da bir plazanın önünde bulunduğunda dosya önce intihar denilerek kapatıldı, iki erkek şüpheli iddiaya göre”ilişkileri ve sahip oldukları nüfuz” sayesinde serbest bırakıldı. Ancak kadınların ısrarlı mücadelesiyle, iki yıllık yargılama sonunda Çet’i 20. kattan aşağı attıkları ortaya çıkarıldı. AKP Milletvekili Emin Şirin’in evinde silahla öldürülmüş bulunan bakıcı Nadira Kadirova’nın dosyası intihar olarak kapatıldı. Kadınların itirazı üzerine, karar temyize taşındı. 8 yaşındaki Rabia Naz’ın dosyası, intihar olarak kayıtlara geçti. Rabia Naz’ın babasının, kızının iktidara yakın kişiler tarafından trafik kazasında öldürüldüğüne dair iddiaları ise açıklığa kavuşturulmadı.

1990’lı yıllarda, töre cinayetlerine kurban giden genç kadınlar için öne sürülen “intihar” yalanı, bugün “güçlü erkeklerin” karıştığı iddia edilen kadın cinayetlerinin en büyük maskesini oluşturuyor. Bu tarihsel yalanın maskelemeye çalıştığı son soruşturma ise üniversite öğrencisi Gülistan Doku soruşturması.

Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü ikinci sınıf öğrencisi 23 yaşındaki Gülistan Doku, 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana kayıp. Doku hakkındaki soruşturma dosyası ise kayıp olayından aylar geçmesine karşın, bırakın bir ilerleme sağlanmasını neredeyse tıkanma noktasına gelmiş durumda. Doku’nun ailesi ve avukatına göre, dosyada baş şüpheli Doku’nun erkek arkadaşı Zaynal Abarok. Ailenin iddiasına göre de dosyanın tıkanmasına neden olan da yine aynı şüpheli. Nedeni de gayet basit. Çünkü Abarok’un babası bu soruşturmayı yürüten Emniyet biriminde aylarca görev yapan bir polis.

Doku dosyasına bakalım:

Görgü tanıklarının soruşturma dosyasına giren ifadelerine göre, Gülistan Doku kaybolmadan bir gün önce erkek arkadaşı Zaynal Abarok ile tartışmış. Abarok, bu tartışmada genç kadını zorla arabasının içine sokmaya çalışmış ve Doku, bu tartışmadan çevredekilerin yardımıyla kurtulmuş. Bir gün sonra, 5 Ocak 2020 tarihinde ise Gülistan Doku, Zaynal Abarok’un çalıştığı pastaneye gitmiş. Abarok’un iş arkadaşlarının verdiği ifade, Abarok’un Gülistan Doku’ya bağırdığı yönünde. Doku, pastaneden çıkıyor ve 8 dakika boyunca, pastanenin otoparkında Abarok’u bekliyor. Güvenlik kameralarına takılan anlık bir görüntü ve iki görgü tanığının ifadesi, Gülistan Doku’nun en son Munzur Nehri’nin köprüsünde tespit edildiğini ortaya koyuyor. Ve bu saatten sonra Gülistan’dan bir daha haber alınamıyor.

Arkadaşları Gülistan Doku’ya ulaşamayınca polise başvuruyor. Kayıp vakalarında 48 saat dolduktan sonra, cinayet şüphesi üzerine işlem yapılır. Doku hakkındaki soruşturma dosyası 7 Ocak günü Tunceli Emniyeti Asayiş Şube’nin devreye girmesiyle açılıyor.

Belki de işler tam da bundan sonra ters yüz oluyor. Çünkü ailenin baş şüpheli olarak sorumlu tuttuğu Abarok’un babası, soruşturmayı yürütmeyi devralan Asayiş Şube’de görevli bir polis.

Aile ve avukatlar, babanın hemen bu görevden alınmasını talep etse de sonuç alamıyorlar ve bu andan itibaren Asayiş Şube’de kolayca sağlanabilecek deliller bile elde edilemiyor.

Avukat Ali Çimen, Gülistan’ın zorla bindirildiği sabit olan ve polis babaya ait olan arabada yeterli incelemenin yapılmadığını, baş şüpheli Abarok’un kullandığı telefon kayıtlarının aylar sonra incelendiğini söylüyor. Bir adım daha ileri gidelim. Avukatın ısrarlı takibiyle, baş şüpheli olarak Abarok’un telefonuna el konulması kararı çıkarılıyor ve Abarok’un bir arkadaşına “telefonuma birazdan el koyacaklar” mesajı attığı ortaya çıkıyor. Yani Abarok, hem dosyanın baş şüphelisi hem de kendi hakkında ne inceleme yapılacağını günü gününe biliyor. Bir adım daha gidelim, Gülistan Doku’nun bir arkadaşının verdiği ifade, yine polis tarafından değiştiriliyor.

Avukat Ali Çimen, 7 aydır Savcılığa sayısız başvuru yaptı. Abarok’un delilleri karartmaması için gözaltına alınması talebi başta geliyor, ama nasıl oluyorsa Abarok’un sadece ifadesi alınıp serbest bırakılıyor.

Dosyadaki en somut bilgi, Doku ve Abarok arasındaki tartışmanın net olmayan güvenlik kamerası görüntüleri ile Doku’ya ait olduğu iddia edilen Munzur Köprüsü üzerindeki görüntü. Aile ve Avukatlar, bu görüntüler üzerinde yoğunlaşarak, tartışmaya ait görüntünün dudak okuma yöntemiyle deşifre edilmesini, Doku’nun en son görüldüğü Munzur Köprüsü esas alınarak, tüm MOBESSE kameralarının kayıtların çıkarılması, etraftaki baz istasyonlarının kontrol edilerek en son sinyal noktasının belirlenmesini istiyor.

Buna karşın aynı görüntüden yola çıkılarak, Doku’nun intihar ettiği dedikodusu yayılıyor hatta Doku’nun ağzından bir intihar mektubu basına servis ediliyor.

Alışageldik bir intihar algısı hamlesi. Ancak artık kimseyi ikna etmiyor.

En başta da ailesi. Ocak ayında Gülistan’ın kayıp haberi gelir gelmez Diyarbakır’dan Tunceli’ye giden ve bugüne kadar kentten ayrılmayan Gülistan’ın ablası Aygül Doku, “Kardeşim benden bir gün önce kitap istemişti. İntihar ettiği iddiaları tümüyle yalan” diyor.

Şu an Gülistan Doku için yapılan tek şey, en son görüldüğü Munzur Nehrinde yapılan aramalar. Abla Aygül Doku da her gün bu aramaların başında duruyor ve “7 aydır her gün sabah evden çıkıp buraya geliyorum ve Gülistan’ı bekliyorum” diyor.

AFAD tarafından yapılan arama çalışmalarında, altı ay içinde nehirden iki ceset çıkarıldı. Biri intihar ettiği iddia edilen genç bir kadına, biri ise kaza eseri nehre düşen bir jandarmaya ait. Günler, aylar geçmesine karşın Gülistan’ın ne montuna, ne ayakkabısına ne de kendine ulaşabilmiş değil. Artık arama çalışmalarından bir sonuç çıkmayacak gibi ama Savcılık ve Emniyet’in sorumluluğu AFAD’a attığı görüntüsü çiziliyor. AFAD yetkilileri açık açık Aygül Doku’ya, artık yapılacak bir şey olmadığını söylüyor. Aslında bu ailenin rızasını alarak, arama çalışmalarını sona erdirmek demek. Abla Doku da çalışmaları sona erdirmiyor çünkü böyle bir durumda, soruşturma tamamen tıkanmış olacak.

Coşkun dalgalarına türküler yakılmış Munzur, bugün kentin ortasında koca bir cinayet mahallini andırıyor. Marşlara adını vermiş deli dalgaları, bir annenin ağıdında boynunu büküyor. Gülistan’ın 54 yaşındaki annesinin ağıtları…

Kızını beklerken kalp krizi geçirdi, yeniden ayağa kalktı, her gün Munzur’un başında. “Biz her gün Munzur’un kıyısına bir cesedi beklemeye geliyoruz, en sevdiğimizin cesedini…” diyor…

Bir kentin ortasında güpe gündüz bir genç kız kayboluyor ve aylardır Avukatların ortaya koyduğu somut delillere ulaşmak yerine, bir nehirde uçtan uca arama yapılıyor. Nehirdeki girdap, ailenin boynuna dolanıyor, Abla Doku şunları söylüyor:

“Her gün bir girdabın içindeyim. Bu girdaptan kurtulmak istiyorum. Gülistan’ın intihar ettiğini kabullenmemizi istiyorlar. Kızımız niye intihar etsin? Ben onunla görüştüm, finale hazırlanıyordu, benden kitap istiyordu. Neden ölsün Gülistan, neden ölsün? Hadi ölümünü kabullendik, öldüyse de ölüsünü versinler, gideyim. Gülistan nerede?” diyor.

“Gülistan nerede?” Bu soru artık sadece ailenin ve avukatların sorusu değil. Son iki senede intihar maskesiyle kadın cinayetlerinin gölgelenmesine isyan eden tüm kadınların sloganı haline geldi. Bu haliyle de giderek, tehlikeli olmaya başladı.

Kaybolduğu ilk günler üniversite öğrencilerinin Tunceli’de “Gülistan Doku Nerede” sorusuyla eylem yaptıkları için gözaltına alınmaları, bunu gösteriyor. Dersim Kadın Platformu’ndan Nurşat Yeşil, Al Monitor’a yaptığı açıklamada, kentte yaptıkları basın açıklamalarında, polislerin yanlarına gelip, “Gülistan’ın adını anmayın” dediklerini söylüyor. Ancak inatla, Gülistan’ı aramaya devam ettiklerini belirtiyor. Yeşil’e göre kentte ne Emniyet ne de Savcılık adına Gülistan’ın bulunabilmesi için etkin bir soruşturma yürütülmüyor.

“Gülistan Doku nerede?” sorusu, kentin sınırlarını da aştı. Diyarbakır’da Rosa Kadın Derneği’nin gözaltına alınan üyelerine, polis tarafından “Neden ‘Gülistan Doku nerede’ diye soruyorsunuz” sorusu yöneltildi. Milletvekilleri Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne, “Gülistan Doku nerede” diye soru önergesi verdi. Hemen her gün sosyal medya kampanyalarının konusu oldu Gülistan.

Güçlü erkeklerin yargı erkini yönlendirmesine karşın, kadınların bir olup sonuç alma talebinin ısrarlı göstergesi bu soru. Aynı Şule Çet davasında olduğu gibi, kadın dayanışmasının yargıdaki eril zihniyeti değiştirme kararlılığı da bu ısrarlı soruda gizli:

“Gülistan Doku nerede?”