Şenal Sarıhan: “Güvenlik Soruşturması” “Halk İçin Güvensizlik”

0
286

AYM’nin, “Özel hayatın gizliliğini ve masumiyet karinesini ihlal ettiği” gerekçesiyle iptal ettiği güvenlik soruşturması teklifi AKP tarafından yeniden gündeme getirilmiş ancak gelen tepkiler üzerine geri çekilmişti. Güvenlik soruşturmasında ısrarcı olan AKP, teklifi yeniden Meclis Genel Kurul gündemine aldı. Teklifi değerlendiren eski milletvekili, Avukat Şenal Sarıhan, “İktidar için güvenlik ama halk için güvensizlik getiriyor” dedi.

KHK ile getirilen ancak Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) “Özel hayatın gizliliğini ve masumiyet karinesini ihlal ettiği” gerekçesiyle iptal ettiği memuriyete girişte aranan güvenlik soruşturması düzenlemesi, AKP’nin ısrarı ile yeniden Meclis’e getirilmişti. İçişleri Komisyonu’ndan geçen düzenleme Meclis Genel Kurulu’nda çıkarılmayı bekliyor. Avukat Şenal Sarıhan teklifin içeriğinin, “İktidar için güvenlik, halk için güvensizlik” getirdiğini söyledi.

Güvenlik soruşturmasıyla ilgili düzenleme ilk olarak 676 sayılı KHK, ikinci olarak da 680 sayılı KHK ile getirilmiş ve 1 Şubat 2018’de Meclis’te yasalaştırılmıştı.  Düzenleme ile “Kamuda ve kamu iktisadi teşebbüslerindeki kadrolu ve sözleşmeli personellerin istihdamına güvenlik soruşturması ve arşiv araştırılması” getirilmişti.  Yasayı, Anayasa Mahkemesi, “Güvenlik soruşturmalarının özel hayatın gizliliğini ve masumiyet karinesini ihlal ettiği” kararıyla iptal etmişti. Güvenlik soruşturmasında ısrar eden AKP, 2018 yılında torba kanuna bu konuda bir madde eklemişti. Ancak başta Türk Tabipleri Birliği olmak üzere kamuoyunun ve muhalefet partilerinin tepkileri ile düzenleme geri çekilmişti.

Israrından vazgeçmeyen AKP, 65 milletvekilinin imzasıyla güvenlik soruşturmasına ilişkin teklifi yeniden Meclis’e getirmişti. Teklif Meclis İçişleri Komisyonu’ndan geçerek, Genel Kurul’a gönderildi. Güvenlik soruşturmasına ilişkin teklifi, eski milletvekili, Avukat Şenal Sarıhan halagazeteciyiz.net için değerlendirdi.

AYM yasayı daha önce hangi gerekçe ile iptal etmişti?

Anayasa Mahkemesi, öncelikle Anayasa’nın 20. Maddesinin 1. Fıkrasında yer alan: ‘Herkesin özel ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu ve özel ve aile yaşamının gizliliğine dokunulamayacağı’ hükmüne atıfla: ‘Kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı, insan onurunun korunması ve bireyin kişiliğini serbestçe geliştirebilmesi hakkının özel biçimi olarak bireyin hak ve özgürlüklerini kişisel verilerin işlenmesi amacı ile korumayı amaçlamaktadır’ saptamasını yaptı. Eklenen fıkra ile ‘Bireyin özel, iş ve sosyal yaşamı ile ilgili bilgilerin alınması, kaydedilmesi ve kullanılmasının özel yaşama saygı hakkının sınırlanması olduğu’ sonucuna vardı.

AYM aynı zamanda, Anayasa’nın 128. Maddesinin 2. Fıkrasındaki, ‘Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atamaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir…’ hükmüne de aykırı olduğuna karar verdi.

Mahkeme bu hükme atıfla: ‘Kanuni düzenleme ilkesi, düzenlenen alanda temel ilkelerin kanunla konulmasını ve çerçevenin kanunla çizilmesini ifade etmektedir. Bu ilke uyarınca kamu görevlilerinin nitelikleri ve atamalarına ilişkin kuralların kanunda gösterilmesi, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması gerekmektedir’ dedi.

Bu AKP için yeni bir gerekçe oldu elbette…

Kanunilik ilkesi yönünden yaptığı açıklamalarla da ‘güvenlik soruşturmasının kimler tarafından, nasıl ve hangi ölçütlerle yapılacağının kanunda gösterilmemiş oluşunun belirsizlik yarattığı’ gerekçesine yer verdi. Bu da doğal olarak, özel yaşama müdahaleye yönelik kökten ihlal kararına gölge düşüren bir saptama oldu. Yasa koyucu, bu açıklamalardan yola çıkarak, boşluğu doldurmak isteyebilecekti. Oysa, Mahkeme, esas olarak temel hakkın korunmasını değerlendirerek karar vermeliydi. Burada üstün hak, tamamen insan onurunun korunması yönünden özel yaşamın gizliği ilkesine saygı olmalıydı. Ne yazık ki AYM, titrek bir tutumla, kendisini gelecek saldırılardan korumaya çalıştı.

AKP’nin ısrar ettiği bu düzenleme nasıl yansıyacak?  

AKP güvenlik soruşturması inadından vazgeçmiyor. Elinden gelse kamu görevlilerinin cemaziyel-evvelini araştırıp, yedi nesil öncesinden, hapse giren ya da onun ideolojisine ters düşen varsa, o kişiyi ‘lekeli’ diye, devletin kapısından adım attırmayacak. ‘Suç ve cezaların kişiselliği’ ilkesi ise tabi hak getire!

Aslına bakarsanız, güvenlik soruşturmasına ilişkin yasal düzenlemeler, yıllardır, Anayasa Mahkemesi ile yasa koyucu arasında gidip geliyor.

‘Güvenlik’ halk için midir, iktidarlar için mi belirsiz. Her iktidar, kendine uygun kafalarla çalışmak istiyor. Böyle olunca da Anayasa’nın güvenliği altında olduğunu zannettiğimiz temel haklar, bir çırpıda yok oluyor.

Ana babaların, saçlarını süpürge ederek ‘oğlum ya da kızım okusun, devlet kapısında sağlam bir iş sahibi olsun’ çabaları ‘güvenlik duvarına’ çarpıyor.

BİNLERCE MAĞDURİYET

12 Eylül Sıkıyönetim günlerinden başlayarak 40 yılı aşkın avukatlık pratiğim, güvenlik soruşturmasının olumsuz olması nedeni ile göreve alınmayanların davaları ile geçti. 90’lı yılların karabasan günleri ve nihayet 15 Temmuz sonrası OHAL süreci, bu alandaki hak ihlallerini doruk noktaya çıkardı. Binlerce işe giremeyenin yanı sıra iş sahibi iken aynı nedenle kapıya bırakılan kamu görevlilerinin çığlığı birbirine karıştı. Bu sırada Anayasa Mahkemesi’nin kararı yeterli olmasa da bir umut yarattı.

Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının ardından İdare Mahkemeleri,  nerede ise tek tip kararlarla davaları kabul ederek haksız işlem mağdurlarını işlerine kavuşturdu. Ancak, mahkemeler bu kararları vermeden önce biraz iktidar milletvekillerinin sesine kulak verdi. Çünkü onlar, hemen, boşluğu dolduracak bir yasal düzenleme için harekete geçirilmişlerdi. Bu süre uzayınca, idari yargı, hukuka uydu. İptal kararını alan davacılar, reddedildikleri kurumların kapısına koştular. Önemli bir kısmı görevine başlatıldı. Tazminat istemli dava açanlara ise haksız işlemle görev dışında kaldıkları süreye ilişkin parasal hakları ödenmedi. Kendilerine iletilen yazıda ‘Her ne kadar, göreve başlatılmışsanız da parasal haklarınız, TBMM önüne gelmek üzere olan güvenlik soruşturması yasa değişikliğinden sonra ödenecektir’ denildi. Oysa İdari Yargı Usul Yasası’na göre İdari Yargı kararlarının 30 gün içinde yerine getirilmesi gerekir. Bu zorunluluk, parasal hakları da kapsar. Bu yanıt da hukuka aykırıydı.

DAHA DA AĞIR BİR DÜZENLEME GETİRİLDİ

AKP, AYM’nin iptal gerekçesini, yasada olan boşluğu doldurmak gerektiği gibi kavrayarak, iptal kararının yayınlandığı günden başlayarak, yeni bir düzenleme için kolları sıvamıştı zaten. Yeniden TBMM’ye taşınan kanun teklifi,  iptal edilen maddenin yeniden ve daha ağırlaştırılarak yürürlüğe girmesini sağlama gayretinin ürünüdür. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması usul ve esasları ile kapsayacak kişiler, içerik yönünden tamamen aynılaştırıldı. Güvenlik güçleri ve askeri görevler için uygulanan yöntem, diğer alanlarda görev yapacak kamu görevlileri için de uygulanacak. Oysa güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yasasının atıf yaptığı 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48. Maddesi yürürlükte. Burada devlet memurluğuna alınacaklarda aranan genel ve özel koşullar belirli. İptal kararının ardından yeni bir düzenleme yapmaya gerek yoktu, Devlet Memurları Yasası’nda bu düzenleme zaten vardı. Ne var ki yasa önerisinin tartışmalarında muhalefet, salt kişisel verilerin korunması kuralından itiraz yükselterek yanlış yaptı. Burada daha önemli olan, bir kişi hakkında kesin hüküm olmaksızın devlet memuru olması ya da bu görevi sürdürmesine engel olunamayacağı gerçeğidir. Çalışma hakkı, üstün ve yaşamsal önemde bir haktır. 48.  Maddenin 5. Fıkrasında, suç kuşkusu altında olanların değil, belirli suçlardan kesin kararla hükümlü hale gelenlerin devlet memuru olamayacakları belirtilmiştir.

‘BU DÜZENLEME ZATEN 657 SAYILI YASADA VAR’

Anılan 5. Fıkra şöyledir:

‘TCK’nın 53. Maddesindeki belirtilen süreler geçmiş olsa bile kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene  ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, milli savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk, zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından dolayı hükümlü bulunmak.’

KESİN YARGI ARANMAYACAK

Yasa, ‘hükümlülükten’ yani kesin yargı kararından söz etmektedir. Oysa teklifin 4 ve 5. Maddeleri ile  hukuk devleti ilkesinden tamamen uzaklaşmıştır. Örneğin soruşturma ve araştırma, kamu görevlisi ya da adayının eşi ve birinci derecede kan hısımlarını da kapsayacak. Devlet Memurları Yasası, kesin hükümden söz ederken teklif;  devam eden bir dava, bir tahdit kararı, herhangi bir irtibat ve iltisak kuşkusu, devam eden soruşturma ve kovuşturmanın atanmada ya da görevi sürdürmede engel olacağı düzenlemesi getiriyor.

Bu değerlendirmeyi de ilgili kurum ve kuruluşun görevlendireceği üç kişilik kurullar yapacak ve komisyona sunacak. Bu bir bakıma, yargı yetkisi olmayanların yargısal kararlar vermesi anlamına gelmektedir. Açıkça yetki aşımı vardır. Teklif bu haliyle, hem Anayasa hem de 657 Sayılı Devlet Memurları Yasası’na açıkça aykırıdır.