Savunmanın öteki adı: Direniş

0
240

Türkiye’de bir kentte birden fazla baro kurulmasının önünü açan “Çoklu baro” yasa teklifi, siyasi ve toplumsal muhalefetin tüm itirazlarına karşın meclisten geçti. Hükümetin “örgütlenme hakkı”nı gerekçe göstererek savunduğu düzenlemenin aslında vatandaşların savunma hakkına ‘darbe’ olduğunu söyleyen baro başkanları ve avukatlar; Ankara’da gerçekleştirdikleri eylemlerle Türkiye’de “direniş”in yeni sembolü oldu.

“Çoklu baro” düzenlemesinin baroları böleceğini, “yandaş baro” yaratacağını baro başkanları, hukukçular tek tek dile getirdiyse de bir türlü hükümete seslerini duyuramamanın sıkıntısını yaşadılar önce. Sonra Türkiye’nin dört bir yanından Ankara’ya “Savunma Yürüyor” eylemini başlattılar. 58 baro başkanının Ankara’ya rahat bir şekilde yürümeleri herkesi şaşırtmıştı. Acaba Ankara’da da rahat yürüyebilecekler miydi?

Baro başkanları Ankara’da rahat yürümek bir yana, kente girişlerinde ağır polis engeliyle karşılaştı. 58 baro başkanı ile çok sayıda avukatın Ankara’nın sembolü olarak gösterilen şehre giriş kapısından yürüyerek geçmesine izin vermeyen polis, önce valilik izninin olmayışını sonra da salgın önlemlerini gerekçe gösterdi.

Polis polisliğini gösterdiyse de, onlar da avukatlıklarını gösterdi. Şehre girişte durduruldukları inşaat alanında oturma eylemi yapan baro başkanlarının polis ablukası altında “Savunma durdurulamaz” sloganları Türkiye’de iktidar-baro geriliminin özeti oldu. Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nun yanına birkaç baro başkanını alarak Anıtkabir’i ziyaret etmesi de tarihe “Feyzioğlu’nun yalnızlığının ilk sembolik fotoğraf karesi” olarak geçti. Baro başkanları, polis barikatını aşmak için yağmur altında, inşaat sahibinin bile “çıkın buradan” baskısı altında olmaktan vazgeçmedi. Valilik, baro başkanlarının ısrarının geçici olmadığını anlayınca polis barikatını aştı da onlar da Anıtkabir’e ulaştı.

‘MARJİNALLER, ARTİSTLER’

Baro başkanları Anıtkabir’e çıktılar ama iktidar yine geri adım atmadı. AKP’li Grup Başkanvekili Bülent Turan, eylem yapan baro başkanları ile avukatları “marjinal, artist” olarak tanımlarken, AKP’li Cahit Özkan Türkiye’de “örgütlenme hakkı ve özgürlüğü” adına çoklu baro düzenlemesinde ısrarlı olduklarını bir kez daha duyurmaktan geri durmadı. Hükümete göre bir kentte nasıl birden fazla sendika oluyorsa birden fazla baro da olabilmeliydi. Avukatların aynı tezle ama farklı bir açıdan hükümete verdikleri yanıt kayda değerdi: Bir ülkede birden fazla Diyanet var mı, birden fazla Cumhurbaşkanlığı var mı?

MECLİS ÖNÜNDE BARİKAT, ŞİDDET, GÖZALTI

Çoklu baro yasa düzenlemesine ilişkin mecliste ilk görüşmeler Adalet Komisyonu’nda yapıldı. Bu görüşmelere katılmak isteyen baro başkanlarının komisyona alınmaması Ankara’da polis şiddetinin kentin göbeğine taşmasının da ilk adımı oldu.

Komisyona alınmayınca meclis bahçesi önünde oturma eylemi yapmaya başlayan baro başkanlarının etrafını barikatlarla çeviren yüzlerce polis, gazetecilerin baro başkanlarıyla temas kurmasını engellemek için de “turkuaz kart” kozunu kullandı.

Tüm dünyada sarı basın kartı olarak bilinen ve gazetecinin sahada çalışmasını kolaylaştıran kimliğini turkuaza dönüştüren Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın birçok kart sahibine gerekçe göstermeksizin kartlarını ulaştırmadığı biliniyor. Birçok gazetecinin kart başvurusu da “nedeni ve niçini” olmaksızın iptal edilmiş durumda.

Turkuz kartı olmayan gazetecilerin polis barikatını aşıp baro başkanlarıyla ilgili haber yapmasını meclis bahçesinde önleyen polis, zorla kimlik göstermesini istediği gazeteci Sibel Hürtaş’la tartışınca olay yerinde gözaltının da hedefi oldu. Hürtaş’ı polis minibüsünden indirmek isteyen vekiller ile polis arasında çıkan arbede Ankara’da polis şiddetinin çapının ne kadar genişlediğini göstermesi açısından da dikkat çekiciydi. Hürtaş’ın 6 saatlik gözaltının ardından serbest bırakılması onun da hırpalandığını, darpedildiğini hatta boğazının sıkıldığını kayıtlara geçiren raporları beraberinde getirdi.

Meclis önündeki baro başkanlarına destek vermek için meclis kapısında toplanmak isteyen ancak engellenen avukatlar, Ankara Adliyesi önünde toplandılar. İşte orda da polis şiddeti doruk noktasına ulaştı. Avukatların “Savunma durdurulamaz” sloganından, toplanmalarından rahatsız olan polisin biber gazlı müdahalesi tüm dünyaya Türkiye’de iktidarın neyin peşinde olduğunu bir kez daha sorgulattı.

BARİKATLARLA ÇEVRİLİ BİR PARK

“Çoklu baro” teklifinin meclis genel kurulundaki görüşmeleri de, sokaktaki polis şiddetine ayna tuttu. Aynı görüşmeler baro başkanlarının, avukatların, savunmanın direnişinin sokakta nasıl olumlu hava yarattığının da göstergesi olması açısından ilginçti.

Kuğulu Park’ta konuşlanıp, çoklu baro teklifinin geri çekilmesi için hazırlanan itiraz dilekçelerini meclise ulaştırmak isteyen baro başkanlarının etrafını yine polisler sardı. Parka giden gazeteciler yine “turkuaz kart” sorgulamasına tabi tutuldu ama bu kez gazetecilerin de polisleri topluca protesto edip, kendileri için ayrılan barikatlı alandan çıkmaları dikkat çekti. Polis barikatı genişlettikçe Ankara’da o barikata direnen vatandaş sayısı artıyordu.

Kuğulu Park’ta polis barikatı kuşatmasındaki baro başkanlarına destek için Türkiye’nin dört bir yanından gelen avukatların baro başkanlarıyla temas kurmasını engelleyen polis “Parkı aç, parkı aç, parkı aç” sloganları altında kaldı. Barikatları aşmak için direndikçe direnen, polisle müzakere etmekten yorulmayan avukatlara parkın hemen yanında, Tunalı Hilmi Caddesi’ndeki tüm vatandaşların da verdiği destek görülmeye değerdi. Nitekim, trafik kapandı. Polis, trafiği açmaya çalışsa da çok yerde beceremedi. Parka giremeyen avukatlar caddede “Savunma durdurulamaz, faşizme hayır” sloganlarıyla yürüdü.

Parkta sabahlayan baro başkanlarına ikinci gün verilen destek daha da yoğundu. Gece barikatın önünde polis tarafından ağır bir şekilde darp edilen kadın avukat polislere “Sizi dava edeceğim. Hakkımı da alacağım” diye bağırıyordu. Bu bağırışın sokaktaki karşılığı “Helal olsun size. Avukatlar muhalefetin yapmadığını yaptı” cümleleriydi. Vatandaş, direnişi özlemişti.

Baro başkanlarına destek vermek için aslında parka gelen vekil sayısı az değildi. CHP’li Mahmut Tanal barikatları yıkma girişimiyle popülaritesine yeni puanlar ekledi ancak orada “gerçek kahraman” olarak gazeteci kökenli bağımsız milletvekili Ahmet Şık, CHP’li Ali Şeker, TİP Genel Başkanı ve İstanbul milletvekili Erkan Baş tarihe geçti. Bir dakika olsun yalnız bırakmadılar avukatları. Nitekim avukatlarla yürüyenler de onlardı.

ANKARA’DA SOKAKLARDAN GEÇTİLER, YÜRÜDÜLER

Amaç meclise itiraz dilekçelerini elden vermekti, meclise yürümekti. Polisle saatlerce sürdü müzakereler. Bu müzakereler öyle çetrefilliydi ki, polis avukatların yürümek için sürekli bir formül geliştirmesiyle dağılmıştı adeta. Ankara’nın 30 dereceyi aşan, kavurucu sıcağında “bir ileri-iki geri” olsa da baro başkanları ve avukatlar, sokaklardan yürüyerek geçmeyi başardılar.

Baro başkanları önde avukatlar arkada ve binlerce vatandaş. Yürüyüşe katılan sayısı öyle arttı ki, polisin yürüyenleri ana caddeden uzak tutma girişiminin hiçbir anlamı kalmadı. Tunus caddesinden Konur sokağa, insan hakları anıtından Sakarya caddesine ve oradan Sıhhiye’deki Ankara Adliyesi’ne yürüdüler. Alkışlar, ıslıklar ve sokaklardan geçen “Savunma durdurulamaz”ın sembolü oldu kalabalık. Polis meclise çıkan tüm yolları kuşatmış olsa da, avukatlara pencerelerden, sokaklardan yağan desteği en iyi anlatan sözcük “Direniş”ti. “Savunma durdurulamaz” dediler ve bunu halka gösterdiler.

Yüzlerce itiş kakış, kavga, darp, şiddet kaldı geriye ama iktidar-baro geriliminin adı bundan böyle DİRENİŞ olarak anılacak.

Binlerce cümle kuruldu, protesto yapıldı, sloganlar atıldı ama akıllarda kalacak olanı Ankara Baro Başkanı Erinç Sağkan Ankara Adliyesi önünde söyledi: Anayasayı askıya alma girişimlerinin karşısında olacağız, iyi ki avukatlar var.