Türkiye’de Kültür Sanat Politikaları ve Hak İhlalleri

0
808

Nehir Durna*

Giriş

Tarih boyunca baskıcı rejimler kendi meşruiyetlerini sorgulayan, iktidarlarını sarsma ihtimali olan ve kendilerini eleştiren kişi ve kurumlara karşı baskı ve zor kullanmışlardır. Bu bazen sansür, sürgün, bazen hapis bazen de ölüme varan susturma politikaları olarak tarihe geçmiştir. Baskıcı rejimlerin bu baskı ve zor kullanma biçimlerinden en çok etkilenenler de şüphesiz sanatçılar, bilim insanları ve aydınlar olmuştur. Özellikle sanatçılar tarihin her döneminde düşüncelerini özgürce ifade ederek sanatlarını icra edebilecekleri özgür mecralar için mücadele etmek zorunda kalmışlardır. Bu rapor, AKP iktidarı boyunca Türkiye’de kültür ve sanat etkinliklerine yönelik baskı ve sansürü değerlendirmek, iktidarın izlediği sanat politikaları üzerinden toplumsal yapıyı ve değişimleri anlamak amacını taşımaktadır. Raporda AKP’nin sanatı, farklılıklar üzerinden “öteki” yaratmak ve aynılıklar üzerinden “kitle” yaratmak amacıyla nasıl araçsallaştırdığı anlaşılmaya çalışılmaktadır. İktidar, kendi “ideal” toplumunu yaratma çabasıyla toplumun sanat zevkini veya tercihini hegemonik biçimde belirlemeye çalışmakta ve bu hegemonik performansı da neoliberal söylemler ile meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Bu sürecin nasıl işlediği geniş bir perspektif ile değerlendirilerek toplumsal olaylar ve gelişmelerden örneklerle, kronolojik bir sırayla ele alınmıştır.

Türkiye’de 2000’li Yıllarda Sanata Yönelik Sansür ve Baskı

Devlet yapılarının ortaya çıkmasıyla yönetim erkine sahip olanlar siyasal ve sosyal alanda kendini meşru kılmak için yasalar koyarak müdahaleyi meşrulaştırmaya çalışmaktadırlar. Demokrasi kültürünün yeterince gelişmediği ülkelerde yasama, yürütme, yargı organlarına seçim/atama yoluyla gelen bireyler dönem dönem kendilerinde sınırsız yetki hissetmekte ve buna göre davranmaktadırlar. Kendini sınırsız bir otorite olarak gören siyasal figürler, devlet ve benzeri otoritelerden aldıkları güçle ve teknolojik gelişmelerin yarattığı olanaklarla bireylerin düşünmelerini engelleyecek bir takım argümanlar geliştirmektedirler. Gelişen teknoloji ile bilgiye kolay ulaşım sağlanırken yaratılan bilgi kirliliği ile de insanların kafası karıştırılmakta, sanat ve edebiyat gibi toplumsal yapıyı ve bireyi düşünsel anlamda zenginleştirecek enstrümanlardan yararlanmaları engellenmektedir. Bu durum otoriteye itaati artırırken bireysel ve toplumsal farkındalığı azalmaktadır. İtaat her daim erdem olarak lanse edilirken itaatsizlik günah ile özdeş kılınmaktadır (Fromm, 2014:28).

Türkiye’de 2000’li yılların sanat ortamına ve sansür uygulamalarına baktığımızda giderek artan oranda sanata ve sanatçıya müdahale edildiği görülmektedir. Birkaç sansür ve hak ihlali örneği verecek olursak;

  • Balıkesir-Edremit’te bir efsanenin kahramanı olan Sarı Kız adına dikilen heykel, 2000 yılında Fazilet Partililer tarafından göğsünün çok büyük olduğu gerekçesiyle eleştirilmiştir. Dönemin Fazilet Partisi Balıkesir İl Sekreteri olan Cengiz Acar heykelin kaldırılmasını istemiştir (Kayış ve Hürkan, 2012: 395).
  • 2002 yılında Mustafa Horasan tarafından yapılan ‘Bir Hadım Ağanın Hazin Sonu’ isimli çalışma, İş Sanat Kültür Merkezi Kibele Galerisi sezon kapanış sergisinden müstehcenlik sebebiyle konsepte uygun bulunmadığı gerekçesi ile kaldırılmıştır.[1]
  • 2003 yılında, Taner Ceylan’ın Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ndeki sergideki Taner-Taner isimli eseri “genel edebe” aykırı bulunmuş ve çıkan tartışmalar sonucunda Taner Ceylan istifa etmek zorunda kalmıştır (Yılmaz, 2015: 427).
  • 2005 yılında 9. İstanbul Bienali kapsamında ‘Misafirperverlik’ adı verilen alanda Burak Delier’e ait Muhafız isimli fotoğraf çalışması politik öğeler taşıdığı gerekçesi ile bienalin açılmasına sayılı günler kala bienalden çıkarılmıştır.[2]
  • 2006 yılında, Kars’ta Mehmet Aksoy tarafından yapılan 24,5 metre uzunluğundaki İnsanlık Anıtı adlı eser, 2011 yılında Kars’a giden dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından ucubeye benzetilerek yıkılacağı belirtilmiştir. Yıkım kararına karşı idare mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı vermiş, ancak bölge idare mahkemesi bu kararı kaldırmıştır. Bunun üzerine dönemin AKP’li Kars Belediyesi, heykelin yıkımı için ihaleye çıkmış, 272 bin TL’ye ihaleyi alan bir şirket, 26 Nisan 2011’de heykelin yıkımına başlamıştır.[3]
  • 2006 yılının Ekim ayında, Ressam Süha Semerci Fethiye Belediye’si Kültür Merkezi Salonu’nda resim ve mozaik sergisi açmıştır. Sergide nü resimler ve konsept olarak şarap şişeleri de vardır. Dönemin Fethiye Belediyesi Kültür Merkezi Müdürü Muammer Şahin, şarapların sergi konsepti olduğuna inanmadığını belirterek, ramazan nedeniyle sergideki nü resimler ve konsept için yerleştirilen şarapların kaldırılmasını istemiştir. Sanatçı ise müdahaleler karşısında tavır alarak serginin açılışına bir hafta kala kapatmıştır.[4]
  • 2007 yılında Ressam Ayşegül Yarar, Gaziantep’te Sanko Sanat Galerisi’nde açtığı 9’uncu kişisel sergisindeki 45 eserden ‘nü’ tabloları turkuaz renkli tülbentle sansürlemiştir. İlk gün sergilediği ‘nü’ 10 tablodan 7’sini ikinci günden itibaren kaldıran Ayşegül Yarar, galeri yöneticilerinin ‘Gaziantep halkına ağır geleceği’ uyarısı üzerine ‘nü’ tablolarına sansür uyguladığını ifade etmiştir. [5]
  • 2009 yılında AKP’li Kars Belediye Başkanı Nevzat Bozkuş, göreve gelir gelmez şehirdeki tüm kadın heykellerini, “kadın heykellerinin konulmasını uygun bulmuyorum” diyerek toplatmıştır (Yılmaz, 2015: 438).

2000’li yıllara ait yukarıdaki örneklerde en dikkat çekici hususlardan biri de sanatçıların oto sansür uygulamalarıdır. Raporun ilerleyen bölümlerinde değinileceği üzere sanatçıların eleştirel tutumları, ürettikleri, icra ettikleri eserler, yazdıkları, çizdikleri nedeniyle hedef gösterilerek toplumsal lince maruz bırakılmaları, haklarında dava açılması, hapse atılması ya da yıllarca süren mahkeme süreçleriyle uğraşmak zorunda bırakılmaları nedeniyle hissettikleri korku ve baskı giderek artmaktadır. Kendilerini özgür hissetmemekle birlikte özgür bir sanat ortamı için sürekli mücadele etmek zorunda kalmaktadırlar. Bu durum elbette başlı başına bir araştırma konusudur. ancak iktidarın sanata yönelik giderek artan oranda uyguladığı baskı ve susturma politikasının sonuçlarından biri de bu korku ortamında sanatçıların oto sansür uygulamak zorunda kalmasıdır.

TÜSAK Yasa Tasarısı, Sansür Tartışmaları ve Ödenekli Sanatın Özelleştirilmesi

AKP döneminde iktidar tarafından gündeme getirilen en önemli tartışmalardan biri de kamuoyunda TÜSAK (Türkiye Sanat Kurumu) olarak bilinen yasa tasarısıdır. TÜSAK tartışmalarının başlangıcında ise 12 Nisan 2012’de Şehir Tiyatroları Müdürlüğü’nün yeni görev ve çalışma yönetmeliğinin İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından kabul edilmesi yer almaktadır. Bu yönetmelikle birlikte Repertuar Kurulu yerine Edebi Kurul getirilerek yönetim kurulundaki hemen hemen tüm sanatçılar tasfiye edilerek belediye bürokratları karar verici olarak atanmıştır.[6] Karara sanatçılar ve sendikalar büyük tepki göstermiş, ardı ardına çeşitli istifalar verilmiş ve protestolar yapılmıştır.[7] Ardından başta Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Emekçileri Sendikası (Tüm Bel-Sen) olmak üzere çeşitli kurumların yaptığı itirazların sonucunda yeni yönetmeliğin dört maddesi, İdare Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.[8]

Yeni yönetmelik kararına verilen bu büyük tepkinin en önemli nedeni ülkedeki sanatsal üretimi ve etkinlikleri etkileyecek başka kararların da sinyallerini veriyor olmasıdır. Nitekim yeni yönetmelik kararının akabinde 29 Nisan’da AKP Gençlik Kolları 3. Olağan Kongresi’nde dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, tiyatroları özelleştireceğini açıklamış, ardından konu Bakanlar Kurulu’nda görüşülmüştür. Bakanlar Kurulu toplantısı sonrası açıklama yapan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç basındaki eleştirileri doğal karşıladıklarını ancak Şehir Tiyatroları’na verilen desteğe rağmen gerekli kalite ve seyirci sayısının artmadığını, özgürlük kavramının da yeteri kadar yer bulmadığını ifade etmiştir. Belediyenin işveren olarak maaşlarını ödediği sanatçıların işlerine karışmak istemesini anlayışla karşıladıklarını, özerklik yerine özelleştirmeyi gündeme getirdiklerinin altını çizmiştir. Toplantıda sanatın ne kadar güçlenebileceği ve ne kadar özgür olacağının masaya yatırıldığını belirten Arınç, özelleştirme konusunda “Kararımız kesindir” şeklinde açıklama yapmış ve Avrupa’daki pek çok ülkede de devlet eliyle tiyatro olmadığını dile getirmiştir.[9]

Tartışmaların devam ettiği sırada İstanbul Büyükşehir Belediye’si özelleştirme uygulamalarını başlatmıştır. Mayıs ayından yılsonuna kadar 100 seans gösterimi yapılacak 3 oyun için İBB’ye ait Kültür AŞ. 2 milyon 750 bin liralık ihale açmıştır.[10]

Görsel 1: https://haber.sol.org.tr/kultur-sanat/ibb-tiyatrolari-ozellestirmeye-baslamis-bile-haberi-54777 sayfasından 19/09/2020 tarihinde alınmıştır.

Kaynak: (Birgün, 18 Ocak 2020) https://www.birgun.net/haber/malazgirt-ve-afrin-dediler-iki-gunde-200-bin-tl-aldilar-284523

Bu gelişmeler, belediye bürokratlarının görevleri arasına eklenmiş repertuarı belirleme yetkisiyle birlikte düşünüldüğünde, ideolojik olarak tek bir karar merciine bağlı olan, sanat yapıtlarının değil ihale bedellerinin ön planda olacağı, özgür bir sanat anlayışından ziyade iktidarın anlayışının hüküm süreceği bir yaklaşımı çağrıştırmaktadır. (Kösemen, 2015:72)

Tüm bu tartışmalar sürerken dönemin Başbakanı Erdoğan The Istanbul Review‘de[11] yayımlanmış bir röportajda şu ifadeleri kullanmıştır:

Sansür, sadece edebiyatta değil, sanatta, medyada, siyasette ve diğer alanlarda da kabul edilmez bir engelleme yöntemidir. İfade özgürlüğü, bizim de üzerinde hassasiyetle durduğumuz ve standartlarını her geçen gün yükselttiğimiz bir alandır. Başkalarının özgürlük alanlarına müdahale etmemek, hakaret ederek kişisel hak ve özgürlükleri incitmemek kaydıyla, fikirlerin en özgür şekilde ifade edilmesini savunduk ve savunmaya devam edeceğiz.

Erdoğan’ın bu ifadesi Türkiye’de yaşanan politik gerçekliklerle en hafif deyimle ciddi bir tezat oluşturmaktadır (Karaca, 2012: 134-135). İktidar, benimsediği politik tutumun bizzat uygulayıcısı olduğu halde, kendini sürecin dışındaymış gibi göstermeye çalışmakta ya da politik tutumu ile bütünüyle zıt açıklamalar yapabilmektedir. Bunun en güzel örneklerinden biri Erdoğan’ın sansüre karşı olduğunu ifade ettiği röportajıyla aynı tarihlerde, Nisan 2012’de yaptığı bir konuşmada şunları dile getirmiş olmasıdır:

… İstanbul Şehir Tiyatroları meselesinde o despot anlayış, o kibirli tavır bir kez daha tezahür etti. Şehir Tiyatroları’nda yapılan bir yönetmelik değişikliği üzerinden hem bizi, hem tüm muhafazakârları aşağılamaya ve küçümsemeye başladılar. Allah aşkına soruyorum ya, siz kimsiniz? Siz her konuda söz söylemede, her konuda otorite olduğunuzu iddia etme yetkisini nereden alıyorsunuz? Bu ülkede tiyatro sizin tekelinizde mi? Bu ülkede sanat sizin tekelinizde mi? Sanat konusunda söz söylemeye yetki sahibi olan sadece sizler misiniz? Geçti o günler. Artık despot aydın tavrıyla parmağınızı sallayarak bu milleti küçümseme, bu milleti azarlama dönemi geride kaldı. Bu ülkede pırıl pırıl bir nesil yetişti. Bu ülkede kendi tarihini bilen, mazisini iyi tanıyan, bu toprakların birikimini hıfzetmiş, Batı’yı diğer medeniyetleri tanıyan, bilen, öğrenen bir gençlik var. Melih Bey, sen de ona göre hazırlığını bir an önce yap. İşte buyurun özgürlük, istediğiniz oyunları istediğiniz gibi oynayın istediğiniz yerde oynayın kimse engel olmaz. Ama kusura bakma, geleceksin Şehir Tiyatrosu’ndan hem belediyeden maaşını alacaksın ondan sonra istediğin gibi yönetime de verip veriştireceksin, böyle saçmalık olmaz. Gelişmiş ülkelerin hemen hemen tamamında devlet eliyle tiyatro olmaz. Ben Kadir Bey’i tebrik ediyorum ve aynı şeyi şu anda Bakanlar Kurulu’na getireceğim. Özel bir yönetim değil, tiyatroları özelleştirmeye götürüyorum Bunu teklif edeceğim. Özelleştirmek suretiyle buyurun istediğiniz gibi tiyatrolarınızı oynayın. Destek gerekirse, gerektiği zaman bizler de hükümet olarak istediğimiz oyunlara sponsor olur desteğimizi veririz.[12]

Erdoğan’ın yukarıdaki açıklamasındaki üç temel husus dikkat çekmektedir. İlki muhafazakâr-muhafazakâr olmayan ayrımının keskinleşmesidir. Muhafazakâr olmayanların “tiyatroyu kendi tekellerine almış, her konuda otorite, despot aydınlar” olduğu vurgulanmakta ve sanat alanında söz sahibi olmayan muhafazakârları küçümsediklerine işaret edilmektedir. İkinci olarak, iktidara karşı eleştirel olma hakkının engellenmesidir. Devlet tiyatro, opera, bale sanatçılarının memur statüsünde olmaları nedeniyle iktidara karşı eleştiri üretme haklarının olmadığı vurgusudur. Son olarak da kültürel alanın özelleştirmeye uygun hale getirilmesidir. Gelişmiş ülkelerden örnek verilerek devlet eliyle sanat olmadığı dile getirilmektedir. Demokratik, çağdaş ve gelişmiş bir toplum düzeyine imreniliyorsa bunun özelleştirmeyle mümkün olduğu savunulmaktadır (Kösemen, 2015:73).

Küresel düzeyde neoliberal ekonominin sanat üzerindeki güçlü etkisi Türkiye sanat ortamında özellikle 90’lardan sonra gündeme gelmiştir. Türkiye’de, devletin milli kültür oluşturma çabasıyla kültür ve sanata yatırım yaptığı tek partili dönemden sonra, devlet gücünün zaten azaldığı kültür ve sanat alanı küreselleşmenin de etkisiyle serbest piyasa ekonomisinin bir parçası haline gelmeye başlamıştır. 80 sonrası serbest piyasa ekonomisinin ülkede işlerliğinin artışıyla, “devletin küçültülmesi” ve özelleştirmeler, etkisini sanat alanında da göstermiştir.[13]

AKP iktidarıyla birlikte her alanda görülen ve “kârlılık” gerekçesiyle meşrulaştırılmaya çalışılan özelleştirme faaliyetleri, sanat alanında da ciddi tartışmalarla birlikte gündeme getirilmiştir. 2014 yılının başlarında kamuoyuna duyurulan” Türkiye Sanat Kurumu Kurulması İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Taslağı”  yani TÜSAK Yasa Tasarısı’nın amacı şu şekilde ifade edilmiştir:

Görsel-işitsel yapımlar ile sahne sanatlarının, müzik, edebiyat, görsel sanatlar ve geleneksel sanatların geliştirilip güçlendirilmesi, tanıtılması, yaygınlaştırılması, toplumun her kesiminin sanat ürünlerinden verimli şekilde yararlanması, sanat aracılığıyla çağdaş ve etkin bir iletişim ortamının yaratılması için; bu alanlarda kültür ve sanatımıza katkı sağlayacak nitelikteki ulusal veya uluslararası projelerin değerlendirilmesi ve desteklenmesi ile Türkiye Sanat Kurumunun kuruluşuna, teşkilatına, görevlerine, yetki ve sorumluluklarına ilişkin esas ve usulleri düzenlemektir.[14]

Ancak AKP iktidarının sanata uzun zamandan beri müdahale etme çabası, muhafazakâr ideoloji çerçevesinde sanatın icra edilmesine yönelik söylemleri ve bu söylemleri kurduğu biz-öteki, muhafazakâr-muhafazakâr olmayan sanat karşıtlığı kamuoyunda tepkiyle karşılanmıştır.

TÜSAK Yasa Tasarısı’nın ikinci bölümünde “Sanat projelerinin değerlendirilmesi, desteklenmesi ve yaptırılması ile mevzuatın verdiği diğer görevlere yönelik faaliyette bulunmak üzere idari ve mali özerkliğe sahip özel bütçeli, kamu tüzel kişiliğine haiz ve Bakanlıkla ilişkili Türkiye Sanat Kurumu kurulmuştur. Türkiye Sanat Kurumu; Türkiye Sanat Kurulu ve Başkanlık teşkilatından oluşur. Kurumun merkezi Ankara, kısa adı TÜSAK’tır”[15]maddesi ile TÜSAK’ın Bakanlıkla ilişkili bir sanat kurumu olduğu tanımlanmaktadır. Tasarının ikinci bölümdeki 4. madde “Türkiye Sanat Kurulu, Kurumun karar organıdır. Kurul; biri Başkan, biri İkinci Başkan olmak üzere on bir üyeden oluşur. Kurul üyeleri, en az dört yıllık eğitim veren yükseköğretim kurumları ile bunlara denkliği yetkili makamlarca kabul edilen yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarından mezun olmuş veya mesleğinde temayüz etmiş, Devlet memuru olma niteliğine sahip, kamu kurum ve kuruluşlarında ya da özel sektörde en az on yıl deneyim sahibi kişiler arasından Bakanın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu Kararı ile atanır. Kurul üyelerinin en az altısı desteklenen sanat dallarında öğrenim görmüş, görev yapmış veya temayüz etmiş kişiler arasından atanır. Kurum Başkanı, Kurulun da başkanıdır”.[16] Bu maddeden de kurumun karar organı olan Türkiye Sanat Kurulu’nun üyelerinin Bakanın teklifi ile Bakanlar Kurulu Kararı ile atanacak olması, kurumun özerklik iddiasıyla örtüşmemektedir.

Türkiye Sanat Kurulu’nun görev ve yetkileri tasarıda şu şekilde belirlenmiştir:

1) Görsel-işitsel yapımlar ile sahne sanatlarının müzik, edebiyat, görsel sanatlar ve geleneksel sanat dallarında kültür ve sanatımıza katkı sağlayacak nitelikteki projelerinin desteklenmesi ile desteklenen projelerin destekleme kararında yer alan proje içeriğine ve amacına uygun gerçekleşip gerçekleşmediği hakkında karar vermek.

2) Bu Kanun kapsamındaki sanat faaliyetlerinin ülke geneline yaygınlaştırılması amacıyla görsel-işitsel yapımlar ile sahne sanatlarının, müzik, edebiyat, görsel sanatlar ve geleneksel sanatlara yönelik olarak hizmet alımı yoluyla projeler yaptırılmasına karar vermek.

3) Tiyatro, müzik ve diğer sahne sanatları, görsel sanatlar, edebiyat ile geleneksel sanatlar alanlarında; uluslararası düzeyde ülke tanıtımına yönelik özel nitelikteki proje ve yapımlar ile yaşayan insan hazinelerinin ve maddi desteğe ihtiyacı olan sanatçıların doğrudan desteklenmesine karar vermek.

4) Sanatçı adayı üstün yetenekli çocuk ve gençlere yurt içinde ve yurt dışında alanıyla ilgili her türlü eğitim desteği, üstün yetenekli sanatçılara yurt dışında ileri eğitim desteği veya enstrüman ve malzeme desteği sağlanmasına karar vermek.

5) Kurumun bütçesini, yıllık iş planını, gelir-gider kesin hesaplarını, yıllık raporunu ve piyasa gelişimi ile ilgili sair raporları onaylamak.

6) Yıllık gerçekleşme raporu ve gelişim ile ilgili sair raporları hazırlamak ve Bakanlığa sunmak, Kurumun personel politikasını oluşturmak, Kuruma taşınmaz alımı, satımı ve kiralanması konularında karar vermek.

7) Uluslararası organizasyon ve teşkilatların sektöre ilişkin mevzuat ve uygulamalarını izlemek, yasal düzenleme ihtiyacı duyulması halinde gerekli hazırlıkları yaparak Bakanlığa sunmak.

8) Uygun bulduğu konularda Başkanlığı görevlendirmek veya yetkilendirmek.[17]

Burada belirtildiği üzere kurumun karar organı olan Türkiye Sanat Kurulu’nun en önemli yetkisi, kültür ve sanata katkı sağlayacak nitelikteki projelerin hangilerinin olduğuna karar vermek ve ardından projenin içeriğine ve amacına uygun olarak bu katkının gerçekleşip gerçekleşmediğini denetlemektir. Buradaki en önemli nokta ise projelerin değerlendirilme kriterlerinin netleştirilmiş olmamasıdır (Aksoy ve Şeyben, 2014: 190).

TÜSAK Yasa Tasarısı AKP’nin neoliberal politikalarının ve kültür-sanat alanında söz sahibi olmak isteyen muhafazakâr anlayışının bir yansıması olarak okunabilir. TÜSAK’ın muhafazakâr bir kültür, hatta neo-İslamcı bir burjuvazi yaratma amacının bir ürünü olduğu açıktır. “İslâmcı karşı-seçkinler”, Cumhuriyet’i ve Kemalist düşünceyi çağrıştırdığını düşündükleri her türlü kurum ve işleyişe karşı takındıkları tutumdan dolayı artık kendi estetik yargılarını oluşturmak istemektedirler. Bu süreç, Batılılaşmış seçkinlerin kültürüne karşı bir tür Anadolu kültürünü destekleyen siyasal bir tutumun yansıması olarak değerlendirilebilir  (Yankaya, 2014: 180).

İktidar tarafından her fırsatta gündeme getirilse de TÜSAK Yasa Tasarısı, çok sayıda sanat kurumunun, sanatçının tasarıya karşı çıkması ve kamuoyunda ciddi tartışmaların yaşanması üzerine tasarı olarak kalmış, yasalaşamamıştır. Özellikle sanatçılar bu konuda seslerini yükseltmiş, görüşlerini her fırsatta açıklıkla dile getirmişlerdir.

Tiyatro eleştirmeni ve akademisyen Dikmen Gürün: “Eğer Devlet Tiyatroları’nın özelleştirileceğine dair haber doğru ise, “OHAL Yasası, sen nelere kadirsin” diyeceğim! Yıllarca TÜSAK dediler, onu dediler, bunu dediler ve sonunda, torba yasa ve OHAL ile olayı kendilerince bir çırpıda çözecekler. Devlet Tiyatrolarının özelleştirilmesi yanlıştır. Bu ülkenin tiyatro geçmişine saygısızlıktır. Öncelikle dünya tiyatrolarını çok iyi etüt etsinler Kültür Bakanı ve onu yönlendirenler. Tabii ki bu sözlerim Devlet Opera ve Balesi için de geçerlidir. Tüm çağdaş ülkelerde olduğu gibi bizde de hükümetler ülkenin kültür ve sanat hayatına destek olmak durumundadır, köstek değil.” (Cumhuriyet, 14 Ağustos 2016)

Yönetmen, oyuncu Ahmet Mümtaz Taylan: “Özelleştirme kapsamında bir kuruluşu alacaksanız, ne için alırsınız? Daha kârlı ve para kazanan bir yer haline getirmek için değil mi? Bir yerin özelleştirilmesi için cazip olması gerekir, örneğin taşınmazları olması gerekir, değil mi? DT’nin iş makinaları, sahne önü ve arkasında emek veren insanlarıdır. DT’yi kim hangi nedenle satın alacak?.. Şimdi karar buysa, devlet bütün bu alanlardan çekiliyorsa, hiçbir sanatsal, artistik, kültürel bir yatırımda bulunmayacaksa, DT’nin özelleştirilme kararı bu çerçevede anlaşılabilir. Aksi halde bu hem kabul edilemez, hem de anlaşılamaz olur. Ayrıca, DT özerkleştirilebilir. Özerkleştirilmelidir.” (Cumhuriyet, 14 Ağustos 2016)

Yazar, Sosyolog Emre Kongar:  “AKP iktidarı, kendine özgü bir tarih yaratma peşinde, ne yazık ki mevcut iktidarına destek veren bir tarih yaratmak istiyorlar. Oysa tarih, yapanların gerçek tarihidir. Saptırarak yazanların değil. Ben bunu ‘Tarihimizle Yüzleşmek’ kitabımda uzun uzun anlattım. Kendi ideolojik modellerine göre yarını inşa etmek isteyenler, bugünü saptırırlar. Bugünü saptırmak için de, tarihi iyice yozlaştırırlar. Türk Tarih Kurumu, asla ve asla herhangi bir siyasal iktidarın emrine verilemez. Hele hele, dünü bugünü ve yarını saptırmak iddiasında olan AKP iktidarının emrine hiç verilemez.” (Cumhuriyet, 14 Ağustos 2016)

Dil Derneği Başkanı, yazar Sevgi Özel : “Türk Dil Kurumu, 1983’te Atatürk’ün eliyle yazdığı vasiyetnamesi çiğnenerek 12 Eylül’cülerce kapatıldı. TDK’yi Atatürk bir dernek olarak kurmuştu. Kenan Evrengiller hukuk dışı bir yolla Atatürk’ün vasiyetnamesini çiğneyerek yasa zoruyla Türk Tarih ve Dil Kurumlarını Başbakanlık’a bağlı bir devlet dairesi yaptılar. O günden sonra, yani 1983’ten sonra, Atatürk kurumları siyasetin güdümüne girdi. Hangi parti iktidardaysa, onlar ne istiyorsa, onu yaptı. Türkiye Türkçesi için, olumlu hiç bir ürünü, çabası yok. Atatürk’ün başlattığı Dil Devrimi’ne de sahip çıkmadı; tersine, devrimden uzaklaşmaya başladı. AKP döneminde ise, siyasetin tam güdümüne girdi. Örneğin, FETÖ’cülerin düzenlediği ‘Türkçe Olimpiyatları’nda başrol oynadı. Hatta AKP, bu olimpiyatları düzenleyenlerden, ödül de aldı. Atatürk’ün İş Bankası’ndaki hisselerinin gelirini TTK ve TDK kullanıyor. Aslında vasiyet, CHP’nin koruyuculuğunda. Atatürk’ün kalıtından gelen parayı nereye kullandıklarını doğru dürüst kimse bilmiyor. Ama siyasetin kullandığı konusunda, basına yansıyan bilgiler oldu… Yapacakları bu iş Cumhuriyet kurumlarından ikisine doğrudan saldırıdır, onları yok etmektir. Bu hepimizin lanetlediği ‘darbe’ gelişiminden yarar sağlamak, fırsatçılıktır.” (Cumhuriyet, 14 Ağustos 2016)

Yönetmen, Oyuncu Yücel Erten: “İktidar özgürleştirme, özerkleştirme, özelleştirme konularında şuursuzca laf çevirirken; asıl niyetlerinin yıkımcılık olduğunu söylemiştik. İşte size buldozer. Ülkenin insana yatırım kaynak ve enstrümanları yok edilerek, sahne sanatları ihale-rant tezgâhında çarmıha gerilmekte.”(Cumhuriyet, 14 Ağustos 2016) [18]

Ancak 12 Ağustos 2016’da TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilen özelleştirme tasarısına sanat ve kültür kurumları da eklenerek çıkarılan Torba Yasa ile birçok devlet kurumunun Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na devredilmesinin önü açılmıştır.[19]

Türkiye’de 2014 Yılında Sanata ve Sanatçılara Yönelik Baskılar

2014 yılında kamuoyuna duyurulan TÜSAK Yasa Tasarısı ile birlikte iktidarın sanat ve sanatçılar üzerinde uyguladığı baskı ve sansürün daha sık gündeme geldiği görülmektedir. Aynı yıl kurulan Cumhuriyet Halk Partisi Kültür ve Sanat Platformu, AKP’nin sanata ve sanatçılara uyguladığı baskıları 2014 yılına ait “Yazma! Oynama! Konuşma!” başlığıyla rapor olarak yayımlamıştır. Raporda 2014 yılına ait 135 baskı ve sansür olayı yer almaktadır. Bunlardan bazıları şöyledir:

1) 32 kez belgesel, sinema filmi ve tiyatro oyununa sansür ve yasak uygulandı

  • Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde, Ulusal Belgesel Yarışması’nda gösterileceği açıklanan Reyan Tuvi’nin Gezi Direnişini konu alan “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek” adlı belgesel filmi festival yönetimi tarafından TCK’nın 125 ile 299. maddelerine aykırı ifade ve içerik ihtiva ettiği gerekçesiyle programdan çıkarıldı.
  • Gezi Direnişi sırasında Eskişehir’de dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz’ın doğum gününde memleketi Hatay’da yapılan “Ali–Düşlerinde Özgür Dünya” adlı belgeselin gösterimi valilikçe yasaklandı.
  • Ankara’nın tek caz festivali olan ve 17.’si düzenlenen “Uluslararası Ankara Caz Festivali”ne, Başbakan Erdoğan’ın festival için destek alınmasını uygun görmediği gerekçesiyle Başbakanlık Tanıtma Fonu desteğini çekti.
  • Hak-İş Konfederasyonu’nun 3. Emek Kısa Film Yarışması ödül töreninde, yarışma birincisi “Fıtrat” filminin yönetmeni Suat Eroğlu, kürsüden hükümeti eleştirdiği ve filmini Soma’da ölen maden işçilerine adadığı için Başbakan Davutoğlu ve Bülent Arınç’ın sözlü eleştirisine, Hak-İş üyesi olduğu belirtilen bir kişinin yumruklu saldırısına hedef oldu.

2) 22 kez Sanat kurumlarında usulsüz görevden alma, atama ve zorla istifa olayı yaşandı

  • TÜSAK yasa tasarısına karşı yasanın sakıncalarını dile getiren orkestra şefi ve besteci Prof. Dr. Rengim Gökmen Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü görevinden alındı.
  • Lemi Bilgin’in görevden alınmasıyla Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’ne vekâlet eden Mustafa Kurt, İstanbul Devlet Tiyatroları’nda prömiyeri gerçekleştirilen “Güneş Batarken Bile Büyük” ve “Geçtim Ama Tiyatrodan” adlı oyunların orijinal metninde “küfürlü̈ ve erotik ifadeler” bulunduğu gerekçesiyle sansürlenmesine tepki göstererek istifa etti. Kurt ve 12 bölge müdürü̈ TÜSAK tasarısına ilişkin olarak “Bu, tarafımızca kabul edilemez bir anlayış ve uygulamadır” demişti.

3) 18 kez radyo, TV, gazete sansürü ve yasağı konuldu

  • Dünya Savaşı’nda Nazi işgali altındaki Polonya’da yaşayan Yahudi bir piyanistin öyküsünü̈ anlatan ödüllü̈ “Piyanist” filmini gösteren Gün TV’ye “şiddet” gerekçesiyle uyarı cezası verildi.
  • AKP’li 4 eski bakan (Zafer Çağlayan, Muammer Güler, Egemen Bağış ve Erdoğan Bayraktar) hakkında rüşvet aldıkları iddiasıyla kurulan TBMM Soruşturma Komisyonu’yla ilgili haberlere, komisyonun suresinin bittiği 27 Aralık tarihine kadar “yayın yasağı” getirildi.

4) 17 kez internet ve sosyal medya yasağı uygulandı

  • Örneğin; Erdoğan ve ailesiyle ilgili 6 ses kaydı yayınlayan sitenin erişimi engellendi. Bu, son dönemde mahkeme kararı olmadan kapatılan üçüncü sosyal paylaşım sitesi oldu.
  • Today’s Zaman Genel Yayın Editör Yardımcısı Celil Sağır’ın Twitter hesabı, paylaşımlarından dolayı İstanbul 5. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından 5651 sayılı İnternet Yasası’na aykırı bir şekilde Türkiye’den erişime engellendi.
  • Radikal internet sitesi yazarı Ezgi Başaran’ın İTÜ Rektörü̈ Prof. Dr. Mehmet Karaca hakkındaki yazısı, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’na (TİB) olağanüstü̈ yetkiler veren yeni internet yasasıyla engellendi.

5) 16 kez diğer sanat dalları ve edebiyat alanında sansür ve yasaklama olayı yaşandı

  • İstanbul Bahçelievler Kumport Ortaokulu’nda, Aziz Nesin’in “Şimdiki Çocuklar Harika” isimli kitabını tavsiye eden 5 Türkçe öğretmeni hakkında soruşturma açıldı. Daha önce de, aynı ilçede “Semerkant ve Şeker Portakalı” kitapları soruşturma konusu olmuştu.
  • Kültür Bakanlığı, ünlü besteci ve piyanist Fazıl Say’ın eserlerini Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın (CSO) programından çıkarttırdı.
  • 2000 yılından bu yana düzenlenen “Antalya Piyano Festivali”nin 15.’si festivalin kurucusu ve sanat yönetmeni Fazıl Say’sız başladı. AKP’li Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel tarafından festivalde Fazıl Say’a görev verilmedi.

6) 16 kez kültür varlıklarına ve sanat alanlarına saldırı yapıldı

  • Mülkiyeti Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı Emek İnşaat A.Ş’de bulunan ve Devlet Tiyatroları’nın bünyesinde faaliyet gösteren iki tiyatro sahnesi, Akün ve Şinasi Sahneleri gizli ihaleyle otel yapılmak üzere bir özel şirkete satıldı.
  • Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’ne, içinde Genel Müdürlük makamının da yer aldığı, Ulus’taki Küçük Tiyatro ile Oda Tiyatrosu’nun tahliyesi için dava açıldı.
  • 2008 yılında onarım amacıyla boşaltılan ve 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti Ajansı tarafından onarılarak açılmasının kararlaştırılmasına ve gerekli bütçenin sağlanmasına rağmen İstanbul’un en önemli sanat mekânı Atatürk Kültür Merkezi (AKM) 6 yıl kapalı kalarak bina çürümeye terk edildi.

7) 9 olayda hükümetin, sanat ve kültür sübvansiyonları saydam ve hakkaniyetli olmadığı için tartışma konusu oldu

  • Kültür ve Turizm Bakanlığı 2014 yılı “Edebiyat Eserlerinin Desteklenmesi Hakkında Yönetmelik” kapsamında edebiyat alanında 40 yazara 463.000 TL destek verdi. Ancak seçici kurul ve ödenek alacak kişilerin kimler olduğu açıklanmadı.
  • Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Destek Kurulu, AKP’nin 2011 seçimlerinde kullandığı reklam şarkısını yapan Özhan Eren’in “Çanakkale Geçilmez” filmine 1 milyon 750 bin TL’lik rekor destek kararı aldı.
  • Gezi Direnişi’ne katıldıkları gerekçesiyle 2013 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan “destek yardımı” alamayan ve aralarında Dostlar Tiyatrosu, Ortaoyuncular, Tiyatro Kare ile Ankara Sanat Tiyatrosu gibi köklü tiyatroların da bulunduğu çok sayıda tiyatro, 2014 yılında da “destek yardımı”ndan mahrum bırakıldı. Destek alanlar arasında, kimselerin tanımadığı gruplar ve başka iş alanlarından şirketler bulunuyordu.

8) 5 olayda ise kültür ve sanat insanlarına cezalandırma, hedef gösterme ve sözlü saldırı gerçekleşti

  • Ankara Resim Heykel Müzesi’nin salonunda, Devlet Türk Halk Müziği Korosu sanatçılarının vereceği konser öncesinde, Kültür-Sanat Sen öncülüğünde sanatçılar, TÜSAK yasa tasarısına karşı imza standı kurdular. Ancak bu stand, Güzel Sanatlar Genel Müdür Yardımcısı Ömer Faruk Belviranlı’nın talimatı ile kapıdaki güvenlik görevlilerince engellenmek istendi ve sanatçılar ile güvenlik görevlileri arasında arbede yaşandı.
  • Başbakan Erdoğan bir kompozisyon yarışmasının ödül töreninde, Gezi Direnişi’nin yıl dönümüyle ilgili olarak hazırlanan bir videoda görüşlerini sunan sanatçılar hakkında “Artist müsveddeleri yeni ölümler yaşansın diye isyan çağrıları yapıyorlar” dedi.

Özet olarak, 2014 yılı boyunca, toplam 135 olayda AKP hükümeti tarafından doğrudan kültür ve sanata yönelik yasaklama, baskı ve sansür uygulanmıştır.[20]

AKP iktidarı döneminde “yerli ve milli” olmadığı düşünülen ya da rejime karşı tehdit oluşturduğuna inanılan görüşler sansüre uğramakta ya da bunlara her türlü erişim engellenmektedir. “Kendi kültürel iktidarını” yaratamamaktan şikâyet eden “tek adam”ın dilemması da aslında budur. Kültürel iktidarın mevcut sığ ve yoz bakışla oluşması mümkün değildir. O birikimin oluşabilmesi için yasaklanan meyvelerden yemek gerekmektedir. Sanat daima iktidarı sorguladığı için son çare yine evrensel olan kültürel mirası yasaklamakta bulunmaktadır.[21]

Türkiye’de 2015 Yılında Sanata ve Sanatçılara Yönelik Baskılar

AKP’nin kültür sanata uyguladığı baskı ve sansüre ilişkin “Yazma! Oynama! Konuşma!”[22] başlıklı raporun 2015 yılı verilerine baktığımızda birkaç olayı şöyle özetleyebiliriz:

1) Emek Sineması yıkımını durdurmaya yönelik yürütmeyi durdurma kararı uygulanmıyor

8 Ocak 2015’te İstanbul Bölge İdare Mahkemesi,  Emek Sineması’nı yıkan proje hakkında “kamu yararı olmadığı ve hukuka uygunluk bulunmadığı, tarihi ve kültürel yapılara telafisi güç ve hatta imkânsız zararlara yol açacağı” gerekçesiyle yürütmeyi durdurma kararını açıklamasına karşın, inşaatı yapan firma ‘’Kamer İnşaat’’ çalışmalarına devam etmektedir. AKP’li Beyoğlu Belediyesi de söz konusu inşaatı bu yıl içinde mühürlemedi.

2) Fransız mizah dergisi Charlie Hebdo ile dayanışma gösteren Cumhuriyet Gazetesi toplatıldı

Charlie Hebdo dergisiyle dayanışma için ek olarak derginin bir bölümünü yayınlayan Cumhuriyet Gazetesi’nin dağıtımı, elinde hiç bir yasal dayanak ve karar yokken polis tarafından engellendi; gazetelerin bulunduğu kamyonların önü kesildi, araçlarda arama yapıldı.

3) Başbakan Davutoğlu, Cumhuriyet gazetesini hedef gösterdi

Başbakan Davutoğlu, Ankara Esenboğa Havalimanı’nda düzenlediği basın toplantısında, Cumhuriyet gazetesinin Paris’te terörist saldırıya uğrayan Charlie Hebdo ile dayanışma amacıyla seçki yayımlaması üzerine, “Bu basın özgürlüğü değildir, basın özgürlüğü ile hakaret etme alçaklığını yan yana koyamayız” sözleri ile gazeteyi ve yazarlarını hedef gösterdi.

4) 94 gazetecinin sürekli basın kartlarına iptal

Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü (BYEGM), mesleklerinde 20 yılı dolduran ve sürekli basın kartı alma hakkı kazanan 94 gazetecinin kartlarını gerekçe göstermeden engelledi. Bir süredir kartlarını alamadıkları için kuruma başvuran, aralarında tanınmış medya yöneticileri, yazar ve televizyoncuların da olduğu değişik basın kuruluşlarından gazetecilere “Sürekli nitelikte basın kartı başvurularına ilişkin kararların onaylanmaması uygun görülmüştür” açıklamasıyla yetinen kurum, başvuruların neden reddedildiğine dair bir açıklama yapmadı.

5) RTÜK’ten MİT araçların durdurulması haberine yayın yasağı

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Adana 5. Sulh Ceza Hâkimliği’nin, Hatay’ın Kırıkhan ilçesi ve Adana’da MİT’e ait araçların durdurulması ve aranması olayıyla ilgili yazılı, görsel ve internet medyasında her türlü yayının yapılmasının yasaklanmasına karar verdiğini açıkladı.

6) AKM’nin teknik aksamı hurdacılarda

Polis karakoluna dönüştürülen İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nin (AKM) içindeki pek çok önemli teknik aksam ve diğer eşyanın ikinci elcilerde, hurdacılarda satıldığı ortaya çıktı. 7 yıldır kapalı olan AKM, 2015 yılı itibariyle içi boş, camları kırık ve atıl bir halde hâlâ onarılmayı bekledi.

7) Cumhurbaşkanını eleştirenin söyleşisine iptal gelir

Bir konuşmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı eleştirdiği için yazar Murat Menteş’in etkinliği Üsküdar Belediyesi tarafından engellendi. Erdoğan’ı eleştirdiği konuşmasının görüntüleri internette yayılan Menteş’in Üsküdar Kitap Fuarı kapsamındaki imza günü ve söyleşisi iptal edildi.

8) İki tutam saça dekan sansür

İstanbul Üniversitesi’nde gösterimi yapılacak olan “İki tutam saç: Dersim’in Kayıp Kızları” adlı belgesel, İletişim Fakültesi Dekanı Nilüfer Sezer tarafından engellendi. Gösterimi yapacak olan İletişim Sanatları Kulübü’ne ise “Böyle bir filmin İletişim Fakültesi’nde gösterilemeyeceği” gerekçesi sunuldu.

9) “Haram parayı heykele yatırmam” sözüne suç duyurusu

Heykeltıraş Mehmet Aksoy, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Ucube’ sözünden ötürü tazminata mahkûm edilmesinin ardından, “Haram parayı heykele yatırmam” dedi. Erdoğan, bu söz için de suç duyurusunda bulundu. Erdoğan 2011’de Kars’ta düzenlediği mitingde, İnsanlık Anıtı’na “ucube” demiş ve ardından anıt vinçle kaldırılmıştı. Aksoy ‘un açtığı davada Erdoğan,10 bin TL manevi tazminat ödemeye mahkûm olmuştu.

10) Fazıl Say’a yasak büyükelçilikten

Muhalif tavrı nedeniyle pek çok kez AKP hükümetinin sansürüne hedef olan, dünyaca ünlü besteci ve piyanist Fazıl Say’ın “İstanbul Senfonisi” adlı eserinin Katar’da bir konserde yorumlanması, Türkiye’nin Katar Büyükelçiliği tarafından engellendi.

11) “Carmina Burana” kantatına aşk ve içki yasağı

Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü, metninde içki, aşk ve seksten söz edilen “CARMİNA BURANA” adlı kantatın İzmir Devlet Senfoni Orkestrası programından çıkartılmasını istedi.

12) Antalya’da Fazıl Say’ın ‘Nazım Oratoryosu’na gerekçesiz iptal

Antalya Devlet Senfoni Orkestrası’nca yorumlanacak olan, Fazıl Say’ın ‘Nazım Oratoryosu’, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’nün telefon emriyle, gerekçe belirtilmeden programından çıkarıldı. Devlet Çok Sesli Korosu da yaptığı bir açıklama ile bundan sonra koroda Fazıl Say ile birlikte çalışmama kararı aldığını duyurdu.

13) Levent Üzümcü’ye disiplin baskısı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Şehir Tiyatroları (İBŞT) oyuncularından Levent Üzümcü hakkında soruşturma açtı. Üzümcü, politik görüşü, 2013 Sosyalist Enternasyonal’de yaptığı konuşma, basına verdiği demeçler, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlar nedeniyle İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yüksek Disiplin Kurulu’na gönderilerek, İBŞT’den ihracı ve memurluk haklarının feshi istendi.

14) Newroz kutlamasına tutuklama

Kürt şarkıcı Aram Serhad, Newroz kutlamasında söylediği şarkılar sebebiyle tutuklandı.

Yukarıda bahsedilen rapordan alınan bu birkaç örnek olay, iktidarın kültüre, sanata, sanatçıya ve düşünce özgürlüğüne yönelik baskı, sansür ve hak ihlali örnekleridir ve her birinin başlı başına ele alınması, incelenmesi gerekmektedir. Çünkü tek bir olay bile içerisinde farklı hak ihlalleri barındırmaktadır.

Örneğin, 26 Ekim 2009 tarihinden beri kapalı olan ve 20 Mayıs 2013 tarihinde tamamen yıkılan Emek Sineması’nın yıkım kararına karşı çok sayıda protesto gösterisi düzenlenmiştir.       Görseller http://www.diken.com.tr/emek-bizim-inisiyatifinden-dokuz-soruda-emek-sinemasinin-yikim-hikayesi/ sayfasından 17/09/2020 tarihinde alınmıştır.

Emek Sinemasının yıkım kararının hukuki sürecine baktığımızda İstanbul 9’uncu İdare Mahkemesi’nin 14 Aralık 2010 tarihinde Emek Sineması, İnci Pastanesi ve Yeni Rüya Sineması’nın da içinde bulunduğu adadaki tarihi binaların yıkılarak yenilenmesi projesini durdurmasının ardından, bilirkişi heyeti Emek Sineması ve Cercle D’orient binasında incelemelerde bulunmuştur. Yrd. Doç. Dr. Ömer Şükrü Deniz ve Doç. Dr. Özlem Eren, projenin taşınmazın tescilli kültür varlığı özelliği, tarihi değeri, iç ve dış görünümleri, karakteri ile kullanım amacına uygun olmadığına karar verirken, sadece Yrd. Doç. Dr. Suat ÇAKlR olumlu kanaatine varmıştır. İki bilirkişinin olumsuz raporuna karşı mahkemenin yürütmeyi durdurmayı iptal kararına etki eden diğer rapor ise 2010 tarihinde İTÜ Döner Sermayeye hazırlatılmıştır. İTÜ’nin raporu akademik ve etik her türlü kriteri çiğneyen nitelikteydi. Çünkü projenin uygunluğunun altını çizen raporu hazırlayan iki akademisyenden Prof. Dr. Kutgün Eyüpgiller, projede Kamer İnşaat’ın danışmanlığını yapmaktaydı. Diğer akademisyen Prof. Dr. Kaya Özgen ise rapor hazırlandığı tarihte emekli olduğu için rapora imza atmaya yetkili değildi. Sonuç olarak Emek Sineması, proje danışmanının hazırladığı geçersiz bir teknik rapor ve üç bilirkişiden sadece birinin ‘yıkılması uygundur’ onayını içeren bilirkişi raporu ile yıkılmıştır.[23]

Sadece bu birkaç olay AKP’nin 2015 yılında sanat kurumlarına, sanat eseri içeriklerine ve programlarına, sanatçılara giderek artan bir dozda müdahale ettiğini göstermektedir.

Türkiye’de 2016 Yılında Sanata ve Sanatçılara Yönelik Baskılar

2016 yılına baktığımızda da durum farklı değildir. 2016 yılına ait birkaç örnekten söz edecek olursak, Nisan ayında Roboski’yi anlatan belgesel film “Hatırlıyorum” 27. Ankara Uluslararası Film Festivalinden çıkarılmıştır. Grup Yorum’un Yenikapı miting alanında düzenleyeceği konser “toplumda infial yaratabileceği” gerekçesi ile yasaklanmış, bu kararı protesto eden 14 kişi gözaltına alınmıştır. Charlie Hebdo özel sayısının kapağına köşelerinde yer verdikleri için yargılanan Cumhuriyet Gazetesi yazarları Hikmet Çetinkaya ve Ceyda Karan’a 2 yıl hapis cezası verilmiştir. Haziran ayında Diyarbakır’daki Avesta Yayınları’nın deposu ateşe verilmiştir. [24]

Türkiye’nin sansür geçmişine bakıldığında müzik, edebiyat, şiir gibi farklı sanat dallarının sansüre uğradığı görülmüştür. Sansüre en çok maruz kalan sanat dalları ise tiyatro, sinema ve resim-heykeldir (Yılmaz, 2019: 14).

İktidar, varoluşu yahut menfaatleri karşısında tehdit olarak algıladığı hür türlü düşüncenin, faaliyetin önünü güç kaybı korkusuyla kesmektedir. AKP iktidarı döneminde sanat, evrensel bir ifade aracı olmaktan ziyade “muhafazakâr”, “milli”, “yerli” kavramlarıyla ısrarla yeniden tanımlanmaya çalışılmış ancak bu kavramlar çerçevesinde sanatsal bir anlayış geliştirilememiştir. Elbette sanata yönelik baskının giderek artması ülkenin siyasi iklimiyle de doğrudan bağlantılıdır.

Türkiye’de 2010’lu yıllar, siyasal açıdan çalkantılarla başlamıştır. Türkiye’de 2010’dan günümüze kadar geçen süreçte, Cumhurbaşkanlığı seçimleri, genel ve yerel seçimler, Anayasa’nın değişikliği için gidilen referandum gibi hararetli siyasi gündemler ön planda olmakla beraber yönetim biçiminde ‘‘Tek Adam’’ söylemi ve bu söylemin yarattığı tartışmalar arasında laiklik kavramının sürekli manşet olması da ülkenin siyasal yaşamı ve kültürel dokusu üzerinde etkili olmuştur. Tüm bu siyasi gelişmeler ve seçim sonuçlarının ışığında Türkiye’de, kültürel anlamda da bir dönüşüm yaşandığını söylemek mümkündür. Özellikle Türk-İslam sentezinin kurulan sağ partiler ile güçlendiğini, AKP’nin ise bu sentezin en önemli temsilcisi olarak iktidardaki yerini aldığı, Osmanlıcılık-Turancılık gibi milliyetçi bir kültürel yapının da Türkiye’de daha görünür ve etkili olduğunu söylemek mümkündür. Modernleşme, küreselleşme ve neo-liberal söylemle birlikte Türkiye, hem ciddi bir değişim sürecinden geçmekte hem de Kemalizm ile gelen Batılılaşma etkisi de ters oranda yerini Osmanlıcılık ve Turancılık gibi milliyetçi düşünce yapısına bırakmaktadır. Bununla birlikte Kemalizm de CHP ve İyi Parti önderliğinde korunmaya devam ederken ülke genelindeki kültürel yapıda da birbirine zıt kutupların geliştiğini söylemek mümkündür (Yılmaz, 2019: 43).

Türkiye’de 2017 Yılında Sanata ve Sanatçılara Yönelik Baskılar

15 Temmuz 2016’da gerçekleştirilen başarısız darbe girişimi sonrasında başlayan Olağanüstü Hal (OHAL) koşulları altında her türlü baskı ve sansür artarken kütür ve sanat faaliyetlerine yönelik baskılar da paralel şekilde artış göstermiştir. Kültür ve Sanata Uygulanan Baskı ve Sansür Raporu’na[25] göre de 2017 yılında gazetecilere ve yayınevlerine yönelik baskının giderek arttığı görülmektedir. Raporun detaylarına bakacak olursak:

1) Cumhuriyet Gazetesine operasyon

31 Ekim 2016 tarihinde Cumhuriyet gazetesine yapılan baskınla, gazetenin Genel Yayın yönetmeni Murat Sabuncu’nun da aralarında bulunduğu, 18 yönetici ve yazarı hakkında gözaltı ve arama kararı çıkarıldı. Yedi aydan fazla tutukluluğun ardından, 19 sanıklı iddianame, 4 Nisan 2017’de açıklandı. İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilen 436 sayfalık iddianamede, gazetenin, PKK terör örgütünün eylemlerini meşrulaştırdığı, FETO/PDY örgütünün bilgi ve belgeleri servis etmek için Cumhuriyet’i kullandığı ileri sürüldü. Sanıklar için “silahlı terör örgütlerine üye olmamakla birlikte örgüte yardım etmek” ve “hizmet nedeni ile güveni kötüye kullanma” maddelerine dayanılarak 75 yıldan 49 yıla kadar hapis cezaları istendi. Dava sanıklarından ABD’de yaşayan ilhan Tanır ve Almanya’da yaşayan Can Dündar hakkında yakalama kararı çıkarıldı. 4 kişi ise tutuksuz yargılanmaya devam etti.

2) Sözcü Gazetesine operasyon düzenlendi

Sözcü Gazetesi sahibi Burak Akbay’ın da aralarında bulunduğu 4 Sözcü gazetesi çalışanı hakkında Fethullahçı Terör Örgütü adına suç işlemek savıyla, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatı üzerine operasyon başlatıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında gazete sahibi Burak Akbay, internet sorumlu müdürü Mediha Olgun, Mali İşler Müdürü Yonca Kaleli ve muhabir Gökmen Ulu hakkında gözaltı kararı verildiği belirtildi. 27 Mayıs 2017 tarihinde yapılan duruşmada, gazetenin İzmir muhabiri Gökmen Ulu ile internet sorumlu müdürü Mediha Olgun tutuklandılar.

3) Yayınevlerine Kapatma/Baskın

  • kitabını yayımlayamaya hazırlanan Evrensel Basım Yayın’ın KHK ile etkinlikleri durduruldu.
  • 1977’de Ayşe Nur Zarakolu ve Ragıp Zarakolu tarafından kurulan Belge Yayınları’na 7 Mayıs 2017 günü polisler tarafından baskın yapıldı ve toplatma kararı olmayan kitaplar dâhil toplam 2 bin kitaba el konuldu.
  • Nisan ayında İzmir’de düzenlenen kitap fuarına götürülmek üzere kargoya verilen ve Kırşehir’de askerler tarafından el konulan Aram Yayınlarına ait toplam 3959 kitapla ilgili başlatılan soruşturma kapsamında 53 kitap hakkında toplatma kararı verildi.
  • Kırmızı Kedi Yayınları’nın Kabataş’taki ofisine 10 Şubat 2017’de maskeli iki kişi tarafından saldırı düzenlendi. Saldırganlar yayınevinin camlarını kırarak, çalışanlara, piyasaya çıkmadan hakkında toplatma kararı verilen Sabahattin Önkibar’a ait Devlet Bahçeli ve Ülkücüler Hakkında Her Şey adlı kitabıyla ilgili yazara yönelik tehditlerde bulundular.

4) Resim ve heykele saldırı

  • Sanatçı Ahmet Güneştekin’in 2016 yılında Venedik Bienali’nde sergilenen eseri “Kostantiniyye”, Ataköy’deki bir alışveriş merkezinin önünde sergilenmesinden sonra, tepkiler üzerine brandayla kapatıldı, ardından da kaldırıldı.
  • Beylikdüzü Yaşam Vadisi’ne yapılan Rauf Denktaş’ın öne çıkarıldığı Kıbrıs kompozisyonlu bir heykel-rölyef çalışması 22 Mayıs günü sanat karşıtı bir gurup tarafından saldırıya uğradı ve tahrip edildi.
  • Adapazarı ilçe merkezindeki Demokrasi Meydanı’nda bulunan Atatürk heykeline yaklaşan M.F.T. (37), önce elindeki tiner şişesini yere dökerek ateşe verdi. Yanıcı maddenin etkisini kaybetmesinin ardından elindeki poşetten baltayı çıkaran M.F.T heykele saldırdı.

5) Afişe yasaklama

Zülfü Livaneli’nin yeni romanı ‘Huzursuzluk’ afişlerinin metrolara asılmasına OHAL gerekçesiyle izin verilmedi.

6) Filme yasaklama

  • !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nde gösterilmesi planlanan ‘Son Şnitzel’ isimli filme eser işletme belgesi verilmedi. Ayrıca, filmin bazı sahnelerinin değiştirilmesi istendi. Bu değişiklikleri yapmayı reddeden film yönetmenleri eser işletme belgesini alamadı. Filmin yönetmenleri, bu koşullar altında “Son Şnitzel” filminin Türkiye’de eser işletme belgesi istenilen festivallerde gösteriminin mümkün olmayacağını belirttiler.
  • Yönetmenliğini Kazım Öz’ün yaptığı ve Dersim Kıyımını 4 dilde anlatan ‘Zer’ filmi 36’ncı İstanbul Uluslararası Film Festivali’nde sansürlenmiş olarak gösterilebildi. Yönetmen Öz, sansürü protesto etmek için gösterilmesi istenmeyen sahneleri karartarak, “Bu sahneyi T.C. Kültür Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü Üst Denetim Kurulu tarafından sakıncalı bulunduğu için izleyemiyorsunuz” ifadelerini kullandı.

7) Kültür merkezine saldırı

İstanbul Kadıköy’deki Müjdat Gezen Sanat Merkezi’ne gelen saldırgan Mehmet Ali Aligül, elindeki benzin bidonu ile binayı ateşe verdikten sonra kaçtı.

8) Akademisyenler üniversitelerinden atıldı

Olağanüstü Hal ilanının ardından yayımlanan Kanun Hükmünde Kararnamelerle işten çıkarılan yaklaşık 100.000 kamu çalışanlarından 4800’ünü akademisyenler oluşturuyor. Yeni kanun hükmünde kararnameyle görevlerine son verilen 330 akademisyenin 115’i ‘Bu suça ortak olmayacağız’ bildirisine imza atan isimler. En fazla görevden uzaklaştırma Ankara Üniversitesi’nden geldi. Ankara Üniversitesi’nden toplam 87[26] ‘barış akademisyeni’ atıldı. Ankara Üniversitesi’ni 22 ihraçla Marmara Üniversitesi takip etti. Yıldız Teknik Üniversitesi’nden 15, Anadolu Üniversitesi’nden de 18 ‘barış akademisyeninin’ KHK’yla görevlerine son verilmiş oldu.

Bu ihraçlar üzerine sanatçılar Twitter’dan da destek mesajları yayınladı:

Genco Erkal: Ankara DTCF Tiyatro Bölümündeki çoğu hocalar, Nâzım Oratoryosunun şefi İbrahim Yazıcı… meslekten ihraç edilmişler. Bindik bir alâmete…

Hasibe Eren: #DTCFTiyatroBölümüYalnızDeğildir Prof. Dr. Selda Öndül, Prof. Dr. Tülin Sağlam tiyatro eğitiminin eşsiz hocalarıdır. Yazık çok yazık…

Aylin Alıveren: Okuduğum, yetiştiğim DTCF tiyatro bölümünden neredeyse tüm hocalarım, meslektaşlarım ihraç edilmiş! Gün gelir devran döner! Hepsi kıymetlimiz.

Orhan Alkaya: DTCF Tiyatro büyük bir akademik gelenektir. Türkiye tiyatrosu bu hain operasyonu affetmeyecek.

Songül Öden: Mahmut hoca Türkiye için neyse, Selda Öndül, Tülin Sağlam, Elif Çongur dil tarih tiyatro bölümü öğrencileri için odur. Tarifsiz kederliyim #dtcf

Emre Kınay: KHK ile DTCF Tiyatro bölümünde hoca kalmadı. Kanıt olmadan atıldılar. Açık ve net FETÖ ve terör örgütleri karşıtı insanlar! Yapmayınız yazık!

Sezen Aksu’dan açıklama: Sanatçı Sezen Aksu KHK ile ihraç edilen ve olayı protesto etmek için açlık grevine başlayan akademisyenler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için bir açıklama yaptı: ‘’Bu ülkenin büyük zorluklarla yetişmiş iki genç öğretmeni Nuriye Gülmen ve Semih Özakça 60 gündür açlık grevindeler. Hayatlarından vazgeçiyorlar. Hiçbir fikrî ayrılığın ve fikirsel mücadelenin bedeli hayat olamaz. Kendimize ve birbirimize vereceğimiz en temel hak, yaşamak ve yaşatmak. Gözümüzün önünde eriyip giderlerse, bu günahtan hangimiz azade kalabiliriz? Bu ülkenin yönetimine talip olmuş ve görevlendirilmiş bütün yetki sahiplerinden rica ediyorum: Lütfen bir dinleyiniz, seslerine kulak veriniz.’’ ifadeleri kullanıldı.

KHK ile Ankara Üniversitesi Dil Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü’nde altı akademisyen ihraç edildi. Bölümde hiç profesör ve doçent kalmazken bölüm kapanmanın eşiğine getirildi. Görevine son verilen akademisyenler arasında ömrünü darbeler ve cemaatlerle mücadele ile geçirmiş Anayasa Hukuku alanında saygın bir isim olan Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu da bulunuyor.

Ayrıca aynı yıl Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde 80 yıllık bir gelenek olarak kutlanan “İnek Bayramı” etkinliği yasaklandı. 161 gazeteci ve medya çalışanı tutuklandı. Twitter yayınladığı raporda Türkiye’nin sansür konusunda dünya birincisi olduğunu açıkladı. Sendika.org’a 16. kez erişim engeli getirildi. Vikipedi’ya erişim yasağı getirildi. Ankara Valiliği, güneş battıktan sonra ateş yakılmasını ve türkü söyleyerek eylem yapılmasını yasakladı. 19 Mayıs etkinliklerine yasak getirildi.

Türkiye’de 2018 Yılında Yapımcılarla Mars Grup Arasındaki Anlaşmazlığın Gerçek Yüzü ve Diğer Baskı Örnekleri

  • Yapımcılar Popcorna Karşı

2018 yılına baktığımızda uzun süre gündemde kalan önemli konulardan biri Aralık ayında Mars Grup’un sahibi CJ CGV Grup ile yerli sinemanın büyük yapımcıları arasında yaşanan krizdir. Yapımcıların, filmlerinin vizyon tarihini ertelemesiyle derinleşen krizde yapımcılar, 2016 yılında Güney Koreli CJ CGV şirketine satılan Mars Grup’un yapımcıların paylarını doğru biçimde vermediği, promosyonlarla bilet fiyatlarını da yükselttiğini dile getirmiş, iki grup arasında bir toplantı gerçekleştirilmiş ancak bir sonuç alınamamıştı.

Yapımcıların itiraz ettiği husus hem salon hem de seyirci bazında tekel haline gelen Mars Grup’un, salonlardaki seyirci sayısını artırmak için çeşitli promosyonlar yapıyor olmasıydı. Örneğin, sinema biletinin 18 lira olduğu bir salonda, 10 liralık bir ürünü büfeden satın alan izleyiciye ikinci bileti bedava veriyordu. Bu ikinci bilet sinema salonuna ek bir gelir getirirken, bilet ücretsiz olduğu için yapımcının cebine para girmiyordu. Mars Grup başka promosyonlar da yapıyordu. Dolayısıyla gişede filmin rakamı yüksek görünse de, yapımcının cebine giren para bu seyircinin karşılığı olmuyordu.[27]

Yapım şirketlerinin haklı itirazlarına karşın bu noktaya gelininceye kadar neden sorumluluk almadıkları ise ayrı bir sorundur.

Türkiye’de dağıtım, yapım ve salon tekeli meselesi özellikle son beş yıldır ciddi bir tartışma konusudur. Küçük yapımcıların, dağıtımcıların sinema salonu işletmeciliğinin tekelleşmiş halinden nasıl mustarip olduğu, bu ağın içine giremeyenlerin filmlerini seyirciyle buluşturmakta yaşadığı sıkıntılar defalarca yazılıp çizildi. Bütün bu süreçte yukarıda adı geçen namlı yapımcılar üç maymunu oynadılar. Çünkü sektör büyüyor, pastadan aldıkları pay da her yıl katlanarak artıyordu. 2010 yılında 41 milyon civarında olan seyirci sayısı, 2017 sona erdiğinde 70 milyonu aşmıştı. Büyük çoğunluğu yukarıda anılan şirketlerin yaptığı filmler bu pastanın yarıya yakınını tek başına alıyordu. O dönem bu tekelleşme eğiliminin sektörde krize neden olacağını, ciddi bir yapısal sorun yaratacağını dile getiren kişilere kulaklar tıkandı. Hatta Kaan Müjdeci, Evrim Kaya ve Fırat Yücel ile birlikte çekilen ve sinema sektöründeki tekelleşmeyi anlatan “Kapalı Gişe” belgeseli için bu anlı şanlı yapımcılar tarafından ciddiye alınmadı. Çünkü kısa günün kârı olarak kasalar doluyor, Mars Grup’un salonları bu yapımcılara ağzına kadar açılıyordu. Öyle ki bazen bir film Türkiye’deki toplam salon sayısının yarısını tek başına kapatıyor ve diğer filmleri görünmez hale getiriyordu. Örneğin 2015 Aralık ayının ilk hafta sonunda tüm Türkiye’deki 2 bin 200 sinema salonunun  bin 700 tanesinde “Düğün Dernek 2” ve “Ali Baba ve Yedi Cüceler” filmleri gösteriliyordu! Yani alan memnun satan memnundu! Söz konusu haftada Emin Alper’in “Abluka” filmi 25, Tolga Karaçelik’in “Sarmaşık” filmi ise sadece 13 salon bulabilmişti.[28]

Krizin giderek derinleşmesiyle birlikte yerli yapımcıların kulis faaliyeti yürüttükleri sinema yasasında değişiklik öngören teklifin meclise getirilmesiyle Türkiye sinemasında asıl tartışılması gereken sorunun sansür olduğu net bir şekilde ortaya çıktı. Bunun nedeni yasanın ciddi bir sansür tehdidi içermesiydi. “Popcorn krizi” gibi görünen tartışmanın altındaki asıl kriz buydu. [29]

Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması İle Desteklenmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun

18 Ocak 2019 tarihinde kabul edilerek, 30 Ocak 2019 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlandı ve yürürlüğe girdi. Kanuna göre, ilk uzun metrajlı kurgu film yapım, uzun metrajlı sinema film yapım, ortak yapım, senaryo ve diyalog yazım, animasyon film yapım, kısa film yapım, belgesel film yapım, çekim sonrası, dağıtım ve tanıtım ile yerli film gösterim destek türlerinde yapılan başvuruları değerlendirmek ve desteklenecek olanları belirlemek üzere destekleme kurulları oluşturulacak. Dizi film ile yabancı film yapım destek türlerinde yapılan başvuruları değerlendirmek ve desteklenecek olanları belirlemek üzere sekiz üyeden oluşan Dizi ve Yabancı Filmleri Destekleme Komisyonu oluşturulacak. Sekiz üyeden oluşacak komisyon, ülke içinde üretilen veya ithal edilen sinema filmlerinin, ticari dolaşıma veya gösterime sunulmasından önce değerlendirilmesi ve sınıflandırılmasını yapılacak. Uygun bulunmayan filmler, ticari dolaşıma ve gösterime sunulamayacak.[30]

  • Metin Akpınar ve Müjdat Gezen bizzat Cumhurbaşkanı tarafından işaret edilerek dava açılan sanatçılar arasına katıldı. 21 Aralık 2018’de Halk TV’de yayınlanan Halk Arenası programına konuk olan Metin Akpınar ve Müjdat Gezen hakkında programda kullandıkları ifadeler üzerinden adli soruşturma başlatıldı. Cumhurbaşkanı’nın avukatı Hüseyin Aydın tarafından verilen dilekçede Müjdat Gezen ve Metin Akpınar’ın Türkiye Cumhuriyeti Devleti Cumhurbaşkanını hedef alarak hakaret içerikli sözler söyleyip darbe ve ölüm tehdidinde bulundukları iddia edildi.[31]
  • Levent Üzümcü’nün “Anlatılan Senin Hikâyendir” adlı oyunu, herhangi bir mahkeme engellemesi olmadığı halde oyunun gösterileceği salona yönelik baskılar nedeniyle iptal edildi.[32]
  • Barış Atay’ın “Sadece Diktatör” oyunu, 6 Aralık’ta Antalya Muratpaşa Belediyesi Kültür Salonu’nda gerçekleştirilecek olan gösterimi Antalya Valiliği’nin, OHAL döneminde aldıkları kararı gerekçe gösterilerek izin verilmemiştir. [33]
  • Aralık Şair Ahmet Telli’nin Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde, üniversite yönetiminden izni alınarak düzenlenen söyleşisi, 55. Dakikada bölüm sekreterinin salona girip, dışarıdaki bir grubu tutamadığını, salonu boşaltmak gerektiğini belirtmesi üzerine yarıda kesildi. Telli, olay sonrasında kendisi ile yapılan söyleşide çoğunun okul dışından geldiğini tahmin ettiğini ifade ettiği bir grup tarafından tehdit edildiğini ve söyleşinin yarıda kesilmek durumunda kaldığını belirtti.[34]

Türkiye’de 2019 Yılında Sanata ve Sanatçılara Yönelik Baskılar

2019 yılına baktığımızda Susma Platformu’nun “Türkiye’de Sansür ve Otosansür: Ocak 2019-Kasım 2019” raporunda gözaltına alınan ve tutuklanan gazetecilerin, sansürlenen yazıların ve işten çıkarılan basın mensuplarının yer aldığı “medya” başlığı yüzde 37’yle en büyük oranı oluşturdu. Sansürün uygulandığı diğer alanlar ise Tiyatro yüzde 4, Müzik yüzde 6, sinema yüzde 5, görsel sanatlar yüzde 3, akademi yüzde 5, yayıncılık yüzde 5, diğer yüzde 19 oranla sansür uygulanan alanlar olarak tespit edildi. [35]

Türkiye’de 2020 Yılında Coronavirüs Pandemisi Kültür ve Sanatın Tabutuna Son Çiviyi Çakıyor

2020 yılına baktığımızda ise tüm dünyayı etkisi altına alan ve etkisi hala devam eden Coronavirüs, en önemli ve kritik mesele olarak karşımıza çıkmaktadır. 2019 yılının son günlerinde Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan Coronavirüs’ün tüm dünyaya yayılmasıyla birlikte Dünya Sağlık Örgütü mart ayında pandemi ilan etmiştir. Türkiye’de de vakaların görülmeye başlamasıyla birlikte çeşitli önlemler alınmaya başlanmıştır. 16 Mart 2020’de İçişleri Bakanlığı 81 il valiliğine “Coronavirüs Tedbirleri”[36] konulu ek bir genelge göndermiştir. Genelge ile 81 ilde, tiyatro, sinema, gösteri merkezi, konser salonu, nişan/düğün salonu, çalgılı/müzikli lokanta/kafe, gazino, birahane, taverna, kahvehane, kıraathane, kafeterya, kır bahçesi, nargile salonu, nargile kafe, internet salonu, internet kafe, her türlü oyun salonları, her türlü kapalı çocuk oyun alanları (AVM ve lokanta içindekiler dâhil), çay bahçesi, dernek lokalleri, lunapark, yüzme havuzu, hamam, sauna, kaplıca, masaj salonu, SPA ve spor merkezlerinin faaliyetleri geçici bir süreliğine durdurulmuştur.

Alınan tedbirler ülke ekonomilerini ve pek çok sektörü derinden sarsmıştır ve sarsmaya devam etmektedir. Türkiye’de mart ayından itibaren sokağa çıkma yasakları ve alınan tedbirlerle vaka sayılarının artması engellenmeye çalışılmış, ancak mayıs ayıyla birlikte AKP hükümeti “Yeni Normalleşme” olarak ifade ettiği düzenlemelerle tedbirleri kaldırmaya başlamıştır. 65 yaş üstü ve 20 yaş altı kişilerin sokağa çıkma yasağı kademeli olarak kaldırılmış, berber, kuaför ve güzellik salonları ve AVM’ler hizmete açılmış, lise ve üniversite sınavlarının yapılacağı duyurulmuştur. Sinema, tiyatro ve gösteri merkezlerinin[37] ise 1 Temmuz’dan itibaren açılacağı belirtilmiştir.[38] Yaz aylarında tedbirlerin gevşetilmesi, gerekli denetimlerin yapılmaması ve son olarak Ayasofya’nın ibadete açıldığı gün 24 Temmuz’daki cuma namazına 350 bin kişinin katılması[39] ile birlikte salgının ciddiyeti ve etkisi konusunda şüpheler yaratılmıştır. Neticede ağustos ayıyla birlikte vaka sayıları hızla artmaya başlamıştır. Hükümet, hızlı vaka artışına karşı ilk önlem olarak 8 Eylül 2020’de 81 ilin valiliğine “Koronavirüs Tedbirleri Konulu Ek Genelge” göndererek eğlence yerlerinde gece saat 24’den sonra müzik yayınına izin verilmeyeceğini duyurmuştur.[40]

İç İşler Bakanlığı 15 Eylül 2020’de ise 81 ilin valiliğine “Umuma Açık İstirahat ve Eğlence Yerleri” konulu genelge göndermiştir. Genelgeye göre, 15 Mart tarihi itibariyle faaliyet konusu gazino, pavyon, diskotek, bar, birahane, taverna veya gece kulübü olup belediye ve il özel idarelerine müracaat eden, bu tarihten sonraki eski ruhsatını iptal ederek yeniden ruhsat almak suretiyle ana faaliyet konusunu değiştiren ya da ruhsatına talî faaliyet konusu ekleyen işyerlerinin listeleri belediyelerden ve il özel idarelerinden alınacaktır. Ana faaliyeti gazino, pavyon, diskotek, bar, birahane, taverna veya gece kulübü olup sonradan ilgili yerel yönetime müracaat ederek ana faaliyeti değiştiren işyerlerine yönelik denetim faaliyetleri yoğunlaştırılacaktır.[41]

İstanbul Valiliği ise 14 Eylül 2020 tarihinden itibaren açık alanlardaki konser, gösteri, festival gibi etkinlikleri yasaklama kararı aldı. [42] Valiliğin yasak kararına çok sayıda sanatçı yasaklardaki tutarsızlıklara dikkat çekerek tepki göstermiştir.

Harun Tekin: Başka yollar bulunacak, başka şeyler yapılacak. Dayanışmanın bütün yolları denenecek. Hiç kimsenin şüphesi olmasın: tedbiri de istibdadı da anlayan anlatacak. Müzik, uygarlık tarihi boyunca her toplumda var. Yine olacak. Başka ne var, ne yoksa, hepsini de yine biz anlatacağız.[43]

Levent Üzümcü: Tek nefes alacağımız yer açık hava oyunları ve konserleriydi. Gelen tüm seyircilere ateş kontrolü yapılıyor; maskeli bir şekilde 1,5 metre aralıklı mesafede oturuyorlardı. Size, “sizden destek bekleyen sizin gibi olsun, gölge etmeyin yeter” demiştik, onu da beceremediniz.[44]

Yeşim Özsoy: Sanat temel bir kimlik alanı ve ihtiyaçtır. Bu alanda gururla yaşayan var olan bireyler vardır. Bu bireyler ancak bu alanda yaşarlar yoksa hem sanat hem de bireylerin kendisi yok olur. Sanat keyfekeder iptal edilip üstü kapanacak değersiz bir malzeme değildir.[45]

Mert Fırat: Uçaklar, havaalanları, marketler, pazar yerleri, miting alanları, kafe ve restoranlar ve diğer toplanma alanları açık. Yani hiç sorun yok?! (Birgün, 12 Eylül 2020)

Kıvanç Sezer: Müzik, tiyatro ve gösteri sanatları emekçilerini bir gecede alınan kararla İstanbul’daki açıkhava etkinlikleri dahil iptal ederek ne yapmak istiyorsunuz? Bu insanlar yaşamını nasıl sürdürecek? Neden bir gecede alınıyor bu kararlar? Bir destek planınız var mı? (Birgün, 12 Eylül 2020)[46] Twitter’da #müziğesesver hashtag’i ile paylaşılan görsel

Twitter’da #müziğesesver hashtag’i ile paylaşılan görsel
Twitter’da müzisyen Harun Tekin tarafından  #müziğesesver hashtag’i ile paylaşılan görsel

Twitter’da müzisyen Harun Tekin tarafından  #müziğesesver hashtag’i ile paylaşılan görselTwitter’da müzisyen Harun Tekin tarafından  #müziğesesver hashtag’i ile paylaşılan görsel

Pandemi sürecinden en çok etkilenen alanlardan birisi de kültür, sanat ve eğlence alanıdır. Özel tiyatrolar, gösteri merkezleri ve eğlence mekânları ödenek bulamadıkları, oyun sergileyemedikleri için birer birer kapanmaya başlamıştır. Açık hava sanat etkinlikleri valilik kararıyla, kapalı alanlardaki etkinlikler ise İç İşleri Bakanlığı genelgeleriyle engellenmekte ya da kısıtlanmaktadır. Sanatçıların bu süreçteki en temel eleştirisi alınan önlemler konusundaki tutarsızlıktır. Okulların kapalı olup, AVM’lerin açık olması ya da Ayasofya’da 350 bin kişi ile cuma namazı kılınıp, Erdoğan’ın miting yapabilmesi ama açık hava konserlerinin yasaklanması gibi tutarsızlıklar hükümetin pandemi sürecini başka türlü bir baskı mekanizmasına dönüştürdüğü izlenimini uyandırmaktadır.

Son olarak pandemi sürecinde hükümet “Biz bize yeteriz” sloganıyla vatandaşlardan bağış talebinde bulunmuş, Cumhurbaşkanlığı’nın seyircisiz konser kayıtlarına toplam 30 milyon lira harcandığı iddia edilmiştir.[47]

AKP ve Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, uzun zamandır iktidarına boyun eğen ve onu meşrulaştıran toplum tarafından iyi bilinen popüler şarkıcı ve sanatçıları zaman zaman sarayında konuk ederek, zaman zaman da bizzat onlarla aynı karede yer alarak kimlere kol kanat gerdiğini açıkça ortaya koyuyordu. Bu elbette tek taraflı bir destek çıkma değildi. Uzun yıllardan beri toplumun geneli tarafından şarkıları sevilerek dinlenen şarkıcılar ve sanatçılarla iktidarı meşrulaştırmak için zaman zaman hükümet yanlısı gazetelerde söyleşiler yapılmaktaydı. Bu tür söyleşiler, bir yandan iktidarın varlığını meşrulaştırırken, diğer yandan da toplumsal alanı “sarayın sanatçıları-muhalif sanatçılar” şeklinde de bir kere daha ikiye bölmektedir. İktidar, bu bölünmeyi tiyatro, opera, klasik müzik gibi sanatları icra eden ve bu sanatların icra edildiği kurumları gerek desteklemeyerek gerekse de kasten yok etmeye çalışırken bu eylemlerini haklılaştırmak için kullanmıştır. Son pandemi sürecinde de bunun en somut örneklerini vermiştir. Bir yandan kendi iktidarına boyun eğen, hatta iktidarı öven bazı popüler müzik sanatçılarına çok az izleyicili, hatta hiç izleyicisi dahi bulunmayan online konserler verdirterek, bu konserler karşılığı hatırı sayılır ödenekler ayırmıştır. Buna karşılık, uzun pandemi sürecinin gerektirdiği önlemler nedeniyle kapalı olan tiyatro salonlarına ve tiyatro gruplarına hiçbir ödenekte bulunulmamakla kalmamış, tutarsız pandemi önlemleriyle neredeyse bu tür sanatçılar kaderleriyle baş başa bırakılmıştır. Oysa başta Almanya olmak üzere pek çok Avrupa ülkesinde tiyatrolar, tiyatrocular, müzisyenler bu süre içerisinde ciddi bir maddi destek görmüştür.[48]

Batı ülkeleriyle Türkiye arasında kültür sanat karşısındaki tavır farkından da anlaşılmaktadır ki, AKP iktidarı, zaten uzun zamandır toplumun kültür sanat hakkına dair yol açtığı hak ihlallerini pandemi sürecinde daha da derinleştirmiştir. Bu ihlalleri, sadece bu sanatları icra eden insanların yaşamalarına ve sanatlarını icra etmeye dönük ihlaller olarak görmemek gerekir. Bu aynı zamanda bu kültür sanat faaliyetlerine erişme konusunda geniş bir kamuoyunun da haklarının ihlali olarak algılanmalıdır. AKP iktidarı, asıl olarak tahayyülündeki muhafazakâr toplumu tahkim etmek için, sadece “muhalif” sanatçıların yaşam koşullarını zorlaştırmamakta, aynı zamanda geniş bir toplumsal kesimin bu sanatçıların icra ettiği sanatsal faaliyetleri izleme hakkını da uzun zamandır gasp etmekte ve pandemi sürecini de bu hak gaspını derinleştirmek için fırsat olarak değerlendirmektedir.

Sonuç

Türkiye’de AKP iktidarı döneminde kültür sanat politikaları üzerinden toplumsal yapıyı ve dönüşümleri anlamayı amaçlayan bu raporda iktidarın, muhafazakâr ideoloji çerçevesinde sanatın icra edilmesine yönelik söylemlerinin biz-öteki, muhafazakâr-muhafazakâr olmayan, Müslüman-Müslüman olmayan karşıtlığı üzerine kurulu olduğunu göstermektedir.

AKP, sanatı farklılıklar üzerinden “öteki” yaratmak, aynılıklar üzerinden “kitle” yaratmak amacıyla araçsallaştırmakta “ideal” ve “muhafazakâr” toplum yaratma çabasıyla toplumun sanat zevkini veya tercihini hegemonik biçimde belirlemeye çalışmaktadır. Tüm bunları da neoliberal söylemlerle meşrulaştırmaya çalışmaktadır.

İktidarın kültür-sanat politikaları muhafazakâr-muhafazakâr olmayan ayrımının keskinleştirilmesi, iktidara karşı eleştirel olma hakkının engellenmesi ve kültürel alanın özelleştirmeye uygun hale getirilmesi söylemleri ve politikaları üzerine kuruludur.

AKP iktidarı döneminde “yerli ve milli” olmadığı düşünülen ya da rejime karşı tehdit oluşturduğuna inanılan her tür sanatsal üretim sansüre uğramaktadır. Sanat kurumlarına, sanat eseri içeriklerine, programlarına ve sanatçılara giderek artan dozda müdahale edildiği görülmektedir. İktidarın her tür baskı aygıtını kullanarak sanata yönelik giderek artan oranda uyguladığı baskı ve susturma politikasının sonuçlarından biri de bu korku ortamında sanatçıların oto sansür uygulamak zorunda kalmasıdır.

Son olarak pandemi sürecinde alınan önlemlerin tutarsızlığı bu sürecin iktidar tarafından baskı mekanizması aracı olarak kullanıldığını göstermektedir.

Kaynakça

Aksoy, Asu ve Şeyben, Burcu Yasemin (2015), “Storm Over the State Cultural Institutions: New Cultural Policy Direction in Turkey”, International Journal of Cultural Policy, (Vol.21, No.2): 183-199.

Birkiye, K. Selen (2007), “Kültür Politikaları, Türkü Tiyatrosu ve DT Örneği”, Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü Dergisi, Sayı: 10: 78-107.

Fromm, Erich ( 2014), İtaatsizlik Üzerine, Çevirmen Nurdan Soysal, İstanbul: Say Yayınları.

Karaca, Banu (2012), “Çağdaş Sanat Üretimi ve Türkiye’de Sansür Politikaları”, Toplum ve Bilim, 125: 134-152.

Kayış, Nuri ve Serhat, Hürkan (2012), Sansürsüz Sansür Tarihi 1795-2011, Ankara: Sinemis.

Kösemen, İ. Begüm (2012), “Türkiye’de Özel Sektörün Kültür ve Sanat Alanında Artan Görünürlüğü”, Marmara Üniversitesi İ.İ.B Dergisi, Cilt (33), Sayı (2): 145-172.

Kösemen, İ. Begüm (2015), “Toplumu Yeniden İnşa Etmenin Kültürel Açılım Aracı Olarak TÜSAK”, Eğitim Bilim Toplum, Cilt:13 Sayı:52 Güz: 70-93.

Yankaya, Dilek (2014), Yeni İslâmi Burjuvazi: Türk Modeli, 2. Baskı, İstanbul: İletişim Yayınları.

Yılmaz N. Ayşe (2015),  1980 Sonrası Türkiye’de Sanat ve Siyaset, Ankara: Ütopya.

Yılmaz, Merve (2019), Türkiye’de Plastik Sanatlarda Sansür ve Liberal Sansür Kavramına Marksist Eleştiri Bağlamında Dört Örnek Olay İncelemesi, İstanbul Kültür Üniversitesi Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi.

[1] https://www.milliyet.com.tr/kultur-sanat/harem-de-neler-oldu-5214870 sayfasından 18/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[2] http://www.siyahbant.org/wp-content/uploads/2012/09/siyahbant_kitap_final_web.pdf sayfasından 18/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[3] https://m.bianet.org/bianet/hukuk/210401-heykeltiras-mehmet-aksoy-insanlik-aniti-ni-tekrar-yerine-koyacagim sayfasından 18/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[4] http://www.radikal.com.tr/turkiye/nu-sergiye-sansur-geldi-794021/ sayfasından 18/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[5] https://odatv4.com/resim-sanatindaki-sansur-nereye-kadar-gidecek-osmanlidan-bile-geri-kaldik-0505081200.html sayfasından 18/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[6] http://www.ibb.gov.tr/_layouts/download.aspx?SourceUrl=%2Ftr-TR%2Fkurumsal%2FBirimler%2FSehirTiyatrolari%2FDocuments%2Fy%C3%B6netmelik.doc sayfasından 12/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[7] https://odatv4.com/tiyatro-dunyasi-bu-istifayi-konusuyor-0507141200.html sayfasından 12/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[8] https://m.bianet.org/bianet/sanat/146795-sanatcilarin-yonetmelik-zaferi sayfasından 12/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[9] http://bianet.org/bianet/sanat/138055-arinc-tiyatrolar-o-zel-le-se-cek sayfasından 12/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[10] https://haber.sol.org.tr/kultur-sanat/ibb-tiyatrolari-ozellestirmeye-baslamis-bile-haberi-54777 sayfasından 12/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[11] The Istanbul Review no.1, s. 103-107.

[12] https://www.milliyet.com.tr/siyaset/buyurun-tiyatrolari-ozellestirecegim-1534281 sayfasından 12/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[13] https://tr.boell.org/tr/2015/05/28/sanatin-ozellestirilmesi-ya-da-sermayenin-mesruiyet-alani sayfasından 15/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[14] https://www.ktb.gov.tr/Eklenti/23946,tusaktasatasarisitaslagiv2.pdf?0 sayfasından 17/09/2020 tarihinde alınmıştır

[15] https://www.ktb.gov.tr/Eklenti/23946,tusaktasatasarisitaslagiv2.pdf?0 sayfasından 17/09/2020 tarihinde alınmıştır

[16] https://www.ktb.gov.tr/Eklenti/23946,tusaktasatasarisitaslagiv2.pdf?0 sayfasından 17/09/2020 tarihinde alınmıştır

[17] https://www.ktb.gov.tr/Eklenti/23946,tusaktasatasarisitaslagiv2.pdf?0 sayfasından 17/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[18] https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/sanatcilardan-kulturu-ozellestirmeye-isyan-584431 sayfasından 17/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[19] Ayrıntılı bilgi için bakınız: https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/sanatcilardan-kulturu-ozellestirmeye-isyan-584431

https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/zeynep-oral/satilik-sanat-var-kultur-var-tarih-var-586294

[20] http://www.sosyaldemokratdergi.org/ercan-karakas-AKP-hukumetinin-kultur-ve-sanata-uyguladigi-baski-ve-sansur-2014-raporu/ sayfasından 17/09/2020 tarihinde alınmıştır. Detaylı bilgi için bakınız: https://content.chp.org.tr/file/91239.pdf

[21] https://www.birgun.net/haber/yeni-rejim-in-sanatla-kavgasi-1-devlet-ve-sanat-iliskisi-224636 sayfasından 17/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[22] https://www.chp.org.tr/yayinlar/kultur-ve-sanat-raporlari sayfasından 17/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[23] http://www.diken.com.tr/emek-bizim-inisiyatifinden-dokuz-soruda-emek-sinemasinin-yikim-hikayesi/ sayfasından 17/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[24] https://content.chp.org.tr/file/27791.pdf sayfasından 17/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[25] https://content.chp.org.tr/file/43503.pdf sayfasından 18/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[26] https://www.tihvakademi.org/wp-content/uploads/2019/03/Barisicinakademisyenlervakasi.pdf 21/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[27] https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/12/28/perdede-sezon-finali-tekeller-kapisiyor-ya-da-hepiniz-oradaydiniz/ sayfasından 18/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[28] https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/12/28/perdede-sezon-finali-tekeller-kapisiyor-ya-da-hepiniz-oradaydiniz/ sayfasından 18/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[29] https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2019/01/18/sinema-kavgasinda-ilk-dalga-cekilirken/ sayfasından 18/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[30] https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2019/01/20190130-7.htm sayfasından 18/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[31] https://www.dw.com/tr/akp%C4%B1nar-ve-gezene-cumhurba%C5%9Fkan%C4%B1na-hakaretten-dava/a-54082446 sayfasından 21/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[32] https://www.evrensel.net/haber/369705/levent-uzumcu-oyunumuz-baskilar-nedeniyle-iptal-edildi sayfasından 21/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[33] https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/baris-atayin-sadece-diktator-oyunu-yine-yasaklandi-1161203 sayfasından 21/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[34] https://www.evrensel.net/haber/369239/sair-ahmet-telli-saldiriyi-anlatti-linc-kulturu-alevlendiriliyor sayfasından 21/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[35] http://susma24.com/wp-content/uploads/2019/12/susma_turkiyede_sansur_ve_otosansur_2019_tr.pdf sayfasından 18/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[36] https://www.icisleri.gov.tr/81-il-valiligine-koronavirus-tedbirleri-konulu-ek-genelge-gonderildi sayfasından 19/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[37] Detaylı bilgi için bakınız: https://www.ktb.gov.tr/Eklenti/73194,kultur-genelge-12pdf.pdf?0

[38] https://www.evrensel.net/haber/406672/cumhurbaskani-erdogan-yeni-normallesme-kararlarini-acikladi sayfasından 19/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[39] https://www.dw.com/tr/ayasofyada-86-y%C4%B1l-sonra-ilk-cuma-namaz%C4%B1-k%C4%B1l%C4%B1nd%C4%B1/a-54308821 sayfasından 19/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[40] https://www.icisleri.gov.tr/81-il-valiligine-koronavirus-tedbirleri-konulu-ek-genelge-gonderildi-08-09-20 sayfasından 19/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[41] https://www.icisleri.gov.tr/81-il-valiligine-umuma-acik-istirahat-ve-eglence-yerleri-genelgesi-gonderildi sayfasından 19/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[42] https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/istanbul-valiligi-yasak-kararini-4-saat-sonra-degistirdi-1765389 sayfasından 19/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[43] https://www.birgun.net/haber/sanatcilardan-etkinlik-yasaklarina-tepki-bu-insanlar-yasamini-nasil-surdurecek-315349 sayfasından 19/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[44] https://www.birgun.net/haber/sanatcilardan-etkinlik-yasaklarina-tepki-bu-insanlar-yasamini-nasil-surdurecek-315349 sayfasından 19/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[45] https://www.birgun.net/haber/sanatcilardan-etkinlik-yasaklarina-tepki-bu-insanlar-yasamini-nasil-surdurecek-315349 sayfasından 19/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[46] https://www.birgun.net/haber/sanatcilardan-etkinlik-yasaklarina-tepki-bu-insanlar-yasamini-nasil-surdurecek-315349 sayfasından 19/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[47] https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/cumhurbaskanligi-seyircisiz-konser-kayitlari-yapti-1743549 sayfasından 19/09/2020 tarihinde alınmıştır.

[48] https://www.dw.com/tr/merkelden-sanat%C3%A7%C4%B1lara-yeni-destek-s%C3%B6z%C3%BC/a-53378914 sayfasından 21/09/2020 tarihinde alınmıştır.

Yazar Hakkında Bilgi

*Nehir Durna, Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünden 2004 yılında mezun oldu. Yüksek lisans eğitimini Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Gazetecilik Anabilim Dalında ve Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsünde; Doktorasını Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Gazetecilik Anabilim dalında tamamladı. Çeşitli kurumlarda uzun yıllar basın danışmanlığı yaptıktan sonra, 2015-2020 yılları arasında Kastamonu Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünde öğretim üyesi olarak görev yaptı. Çalıştığı kurumda habercilik, metin yazarlığı, sosyoloji, haber çözümlemeleri, medya sosyolojisi, toplumsal bellek gibi alanlarda lisans ve yüksek lisans düzeyinde dersler verdi. Çalışma konuları gündelik hayat pratikleri, sözlü tarih, bellek ve mekân, yeni medya ve sosyolojidir. Bu konularla ilgili çeşitli akademik dergilerde makaleleri, ulusal ve uluslararası konferanslarda sunulmuş bildirileri bulunmaktadır.  “Ankara Çankaya’da Dönüşen Kentin Yaşlılarının Deneyim ve Belleği” başlıklı araştırma projesi ile Koç Üniversitesi Vehbi Koç Ankara Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (VEKAM) 2020 Araştırma Projesi Ödülü‘nü kazandı. 2019 yılında yayımlanan Aşkın Halleri: Aşk Üzerine Disiplinlerarası Bir İnceleme kitabının editörlerinden birisidir. 2020 Ocak ayında yayımlanan Bellek ve Ritüel: Avanos’ta Binnik Şenlikleri kitabının yazarıdır.