İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Sancar: Bu apaçık bir intikam operasyonudur

Sabah saatlerinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı talimatıyla 7 ilde başlatılan ve HDP yöneticilerinin de gözaltına alındığı saldırıya ilişkin HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin genel merkezinde bir basın toplantısı düzenledi. Sancak operasyonu, “intikam operasyonu” olarak değerlendirdi.

HDP’ye yönelik, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 7 ilde 82 kişi hakkında gözaltı kararıyla başlatılan operasyon sonrası HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar basın toplantısı düzenledi. Sancar operasyonu “kin ve intikam operasyonu” olarak nitelendirdi. HDP MYK’sı da olağanüstü toplantı kararı aldı.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar partisinin genel merkezi önünde düzenlediği basın toplantısı ile operasyonu değerlendirdi. Sancar’ın açıklamaları şöyle:

‘DARBECİ ZİHNİYETİN EN AÇIK UYGULAMASI’

5 yıldır devam eden darbe planının yeni bir uygulaması ile uyandık güne. Bu iktidar, siyasi soykırım operasyonlarını 5 yıldır sistematik olarak yürütüyor. Bu, darbeci zihniyetin en açık uygulamasıdır. Bu sabah da yine partimize, partimiz şahsında demokratik siyasete ve demokratik siyaset üzerinden demokrasi umuduna darbe indirmiştir bu iktidar.

Yapılan operasyonlarla Kars Belediye Eşbaşkanımız Ayhan Bilgen, eski milletvekillerimizden Sırrı Süreyya Önder ve çok sayıda eski MYK üyemiz gözaltına alınmıştır. Buna gözaltı operasyonu demek de durumu hafifletir, bu apaçık bir intikam operasyonudur. Bu operasyon yargı kararıyla uygulanıyor görünse de esasen siyasi bir karar olarak planlanmıştır.

‘YARGI YOK, İKTİDARIN SOPASI İŞLEVİNİ GÖREN BİR AYGIT VAR’

Yargı uzun süredir olduğu gibi burada da iktidarın sopası olarak kullanılmaktadır. Bahçeli’nin her söylediğini talimat gibi algılayan, Bahçeli’nin serbest bırakılmasını istediği kişileri ertesi gün serbest bırakan, iktidarın büyük ortağının tutuklanması gerektiğini söylediği herkesi ertesi gün operasyonlarla rehin alan bir yargı aparatıdır. Buna evrensel anlamda yargı demek elbette mümkün değildir. Ortada iktidarın sopası işlevini gören bir aygıt vardır.

6 YILDIR BİR DELİL ORTAYA KOYAMADILAR’

Bu operasyonlar 6-8 Ekim olayları bahane edilerek yürütülmüştür. Hatırlatalım ki 6-8 Ekim olaylarının sorumlusu partimiz değildir. 6 yıldır uğraşmalarına rağmen bu olaylarda partimizin sorumluluğunu ortaya koyacak hiçbir delil gösterememişlerdir. Partimizi bu olaylardan sorumlu gösterecek hiçbir makul, inandırıcı gerekçe ortaya koyamamışlardır.

‘6-8 EKİM OLAYLARINDAN İKTİDAR SORUMLUDUR’

6-8 Ekim eylemlerinin sorumlusu asla partimiz değildir. Tam tersine sorumlu olan, o dönem uyguladıkları politikalarla IŞİD’in saldırılarını müjdeler gibi duyuran ve sokakta saldırıların yaygınlaşmasına tepki gösterenlere yönelik şiddetin yaygınlaşmasına zemin hazırlayan siyasi otoritedir. O dönem hem Kobani’de yaşananlara karşı izlediği tutumları hem de IŞİD saldırılarına gösterilen tepkilere yöneltilen saldırıları, 6-8 Ekim olaylarından iktidarın sorumlu olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

‘7 HAZİRAN HEZİMETİNİ UNUTAMADILAR’

7 Haziran seçimlerinin hezimetini unutamayanlar, o seçimde iktidarı kaybedenler bunun sorumlusu olarak gördükleri partimize karşı her türlü karalama kampanyasıyla ta o zaman sistematik bir saldırı başlatmıştır. Biz bu saldırıların da içinde yer aldığı politikaları darbe planı olarak adlandırmıştık ve darbe planının çeşitli uygulamalarla kademe kademe hayata geçirileceğini de belirtmiştik. Nitekim bizim söylediğimiz gibi oldu; iktidar önce 7 Haziran seçimlerini geçersiz kıldı sonra kaos ortamı ve katliam pratiklerinin yaşandığı bir zamanda seçimlerin yenilenmesi sürecini başlattı. Ardından dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla büyük bir siyasi soykırım operasyonu gerçekleştirildi. O dönemki eş genel başkanlarımız Selahattin Demirtaş ve Figen Yükdekdağ dahil olmak üzere çok sayıda milletvekili arkadaşımız gözaltına alındı.

‘KARARLI MÜCADELEMİZ İKTİDARIN EN BÜYÜK KORKUSU’

Saldırılar çeşitli aşamalarda, farklı bahanelerle devam ettirildi ama HDP diz çökmedi, mücadeleden vazgeçmedi, tam tersine kararlılığını yükseltti, cesaretli mücadelesini daha da güçlendirdi. Bu kararlı mücadele iktidarın en büyük korkusudur. Çünkü iktidar da biliyor ki kendisine kaybettirecek esas aktör HDP’dir. HDP’nin güçlü halk desteği ve kararlı mücadelesidir. Esasen iktidar HDP’den korkmakta haksız değildir. Çünkü bir seçimde daha kendilerine yenilgiyi yine HDP tattırmıştır. Her yenilgi bu iktidarın korkusunu derinleştirmekte, telaşını artırmaktadır. Kaybettikçe saldırıyorlar, saldırdıkça daha fazla kaybediyorlar. 31 Mart yerel seçimlerinde uyguladığımız seçim stratejisi bu iktidara nasıl kaybettireceğimizi bir kez daha gösterdi. 23 Haziran’da tekrarlanan İstanbul seçimlerinde de yine aynı politikalarla bu iktidara korkusunda haklı olduğunu gösterdik. O nedenle HDP’yi etkisizleştirmeye, mümkünse bitirmeye azmetmiş görünüyorlar ama bu çaba nafiledir. Arkamızda halkımızın desteği, yüreğimizde inancımız ve mücadelemizde haklılığımız devam ettikçe HDP’yi hiçbir güç alt edemeyecektir, etkisizleştiremeyecektir, yok edemeyecektir. Bunu bilmelerine rağmen saldırılarını sürdürmeleri aczin ifadesidir. Bildikleri başka bir yol yok, siyaseten bu partiyi, bu partinin arkasındaki halk gücünü yok edemiyorlar. Yok edemedikleri için de iktidarın elindeki bütün baskı ve zor aygıtlarını devreye sokuyorlar. Şaşkınlıkla bunların fayda etmediğini görüyorlar iktidar sahipleri ama görünen o ki siyaseten bir çıkar yol bulamıyorlar o nedenle nafile olduğunu bilmelerine rağmen bu tür operasyonları sürdürüyorlar.

‘İKTİDARIN KİN VE NEFRETİ’

Bugün gözaltına alınan arkadaşlarımız daha önce aynı gerekçelerle göz altına alınmışlardı. Bunların bazıları tutuklanmış ancak daha sonra hepsi serbest bırakılmıştı. Bütün o gözaltı operasyonları da referandum gibi, seçim gibi iktidarın kaybetme korkusunun yükseldiği zamanlara denk gelmişti. O dönemlerde bu bahanelerle operasyonlar yaparak partimizin seçim sonuçlarını etkilemesini engellemeye çalışmışlardır. Bunda başarılı olamadılar, olamayacaklar. Geçici olarak kazandıklarını sandıkları anlardan kısa süre sonra yine HDP’nin kararlı politikaları sonucu kaybetmişlerdir. Yerel seçimler, tekrar ediyorum, bunun en açık örneğidir. Bu iktidar bu kayıpların acısını içinden çıkaramamakta, bu acıları kine nefrete dönüşmekte, kin ve nefretleri de intikam operasyonlarına temel oluşturmaktadır.

‘BARIŞA ÇAĞRI DEKLARASYONUMUZ VE ANTİ FAŞİST BLOK ÇALIŞMALARIMIZ’

Partimiz 3 aylık bir Demokratik Mücadele Programı uygulamıştır. Ondan önce de bir Siyasi Tutum Belgesi açıklamıştır. 3 aylık Demokratik Mücadele Programı’nın finalinde 31 Ağustos’ta Barışa Çağrı Deklarasyonunu açıkladık. Barışı Türkiye halklarının ortak mücadelesiyle inşa etme inancımızı ve kararlılığımızı o deklarasyonla bir kez daha dile getirdik. Barışın yolu savaş politikalarına karşı kararlı mücadeleden geçer. Barışın yolu faşist uygulamalara karşı geniş bir mücadele blokunun oluşturulmasıyla açılır. O nedenle barış mücadelesi bizim için aynı zamanda ve özellikle savaş politikalarına karşı bir mücadeledir, aynı zamanda ve özellikle faşizme karşı mücadeledir. O nedenle barış hedefimiz ile anti faşist blok çağrılarımızı da güçlendirmeyi esas alan açıklamalarımızı da geçen MYK toplantımızdan sonra yapmıştık. Bu operasyonlar bizim Barışa Çağrı Deklarasyonumuza ve anti faşist blok çalışmalarımıza bu iktidarın yanıtını oluşturmaktadır.

Biz anti faşist cephe dedikçe faşizmin yürütücüleri telaşa kapılıyor; biz barış dedikçe savaş ortakları paniğe kapılıyor. Çünkü bu iktidarı ayakta tutan temel politika savaş politikasıdır. O nedenle bu politikayı sarsacak her türlü güçlü çıkış, her türlü sistemli mücadele iktidarı paniğe sürüklemekte, savaş ve faşist saldırı politikalarında ısrara yöneltmektedir. Tekrar söyleyeyim, HDP yılmadı yılmayacak. Biz inanıyoruz ki bu çağrılarımız Türkiye’de demokrasi ve barış isteyen, faşizme ve savaşa karşı çıkan bütün çevrelerde ve bütün bireylerde karşılık bulacak.

‘HDP ŞAHSINDA DEMOKRATİK SİYASETE KARŞI BİR HAMLE’

Bu operasyon sadece HDP’ye karşı yapılmış bir saldırı olarak görülmemelidir. Bu operasyon HDP’nin şahsında demokratik siyasete ve anti faşist mücadele kararlılığına karşı bir hamledir. O halde savaşa ve faşizme karşı kararlı mücadeleden yana olan herkesin de bu hamleye gerekli cevabı açık ve cesurca olmalıdır.

‘MÜCADELEYİ BÜYÜTMENİN YOLU YAN YANA GELMEKTİR’

İktidar HDP’yi susturarak muhalefeti sindirmek ve topluma korku yaymak istiyor. HDP susmuyor, susmayacak. Toplumsal ve siyasal muhalefetin de sinmeyeceğinden eminiz. Hep birlikte topluma yayılmak istenen korku havasını kıracağımıza da inanıyoruz. O nedenle bu vesileyle anti faşist blok çağrımızı yineliyoruz: Bu iktidardan ve bu gidişattan bu zihniyetten bu politikalarından rahatsız olan herkes gücünü birleştirmelidir. Mücadeleyi büyütmenin yolu yan yana gelmek, ortak ilkelerde birlikte mücadele etmektir. Eğer HDP susarsa iktidar rahatlayacaktır ama HDP’nin susmayacağını iktidar biliyor. Biz bir kez daha Türkiye toplumuna bu gerçeği duyuruyoruz. Bu duyuru aynı zamanda savaşa, sömürüye, talana ve kan politikalarına karşı olan herkese bir çağrıdır. Mücadele şimdi daha da yükseğe çıkarılmalıdır. Bunun tam zamanıdır. Geç kalırsak yine kazanacağız ama bedeli daha ağır olacaktır. Biz biliyoruz; savaşa karşı mücadelede kazanacağız, faşizme karşı mücadelede kazanacağız, talana karşı mücadelede kazanacağız. Emekçilere, yoksullara saldırılara karşı mücadelede kazanacağız. Ama eğer bir araya gelmekte geç kalırsak kazanacağımız gerçeği değişmeyecek, toplum olarak ödeyeceğimiz bedeller artacak.  Çağrımızın aciliyeti de burada yatmaktadır. Bu toplumun daha fazla bedel ödememesini sağlamak hepimizin görevidir ve hepimizin elindedir. Eğer mücadeleyi birlikte büyütürsek eminim kısa sürede bu faşizan saldırıları durduracağız.

Adalet Bakanlığı’na defalarca sorduk, Kobani eylemleri ile ilgili açılmış kaç soruşturma var? Kobani eylemlerinin aydınlatılması için defalarca Meclis’te araştırma önergesi verdik. Fakat bu önergelerin tamamı iktidar partilerinin oylarıyla reddedildi. Çünkü eğer hakikati ortaya çıkaracak adil ve tarafsız bir araştırma ve soruşturma yürütülürse iktidar, elindeki bu kirli propaganda imkanını kaybedecektir.

‘HAKİKATİN ORTAYA ÇIKMASINI İSTEMİYOR’

İktidar kobani eylemlerinin hakikatinin ortaya çıkarılmasını istemiyor. O nedenle o dönemin karanlıkta kalmasını istiyor, asıl suçluların ve sorumluların ortaya çıkarılmasını istemiyor bu iktidar. Bunun yerine partimize sistemli bir yalan kampanyası yöneltiyor, partimize karşı psikolojik savaş harekatı yürütüyor. Adalet Bakanlığına defalarca sorduk, Kobani eylemleri ile ilgili açılmış kaç soruşturma var? Bu soruşturmalardan kaçı davaya dönüşmüştür, bu davalarda ne gibi sonuçlar ortaya çıkmıştır, açılmış davaların durumu nedir? Bunların hepsini sorduk, bugüne kadar tatmin edici tek bir cevap alamadık. Gördüğünüz ve bildiğiniz gibi iktidar Kobani eylemlerinin hakikatinin ortaya çıkarılmasını istemiyor.

Hakikat er geç ortaya çıkacak ve gerçek sorumlular mutlaka adil bir yargı önünde hesap verecektir. Siyasi iktidar o dönem uyguladığı politikaların hesabını mutlaka ama mutlaka hem halka karşı hem de adil bir yargı sisteminde adalete karşı verecektir.

Amacımız bu ülkede şiddetin, savaşın ve bundan beslenen faşist iktidarın ve zihniyetin son bulacağı bir demokrasi dönüşümü yaratmak. Barış ve demokrasi bu partinin varlık sebebidir. Bizim bu hedeflere ulaşacak gücümüz var, bu hedeflere ulaşmak için kararlılığımız var, inancımız var, halk desteğimiz var. HDP’nin, HDP’nin arkasında duran halkın tümünü susturmadıkça HDP’yi susturmanın mümkün olmadığını bir kez daha anladılar. Sayısız operasyona maruz kalan; sayısız saldırı, katliam ve katliam girişimine maruz kalan partimiz bu operasyonlardan asla korkmamaktadır. Bu tür saldırılar karşısında asla geri adım atmamaktadır.

‘MUHATABIMIZ SAVCI DEĞİL, SİYASİ İKTİDAR’

Bizim muhatabımız savcı değildir; iktidardır, siyasi iktidardır. Ancak bu operasyona imza atan ve operasyonu başlatan savcı başta olmak üzere şunu bilsinler ki işledikleri suçların üstünü bize saldırarak örtemezler. Günahlarının ve ayıplarının üstünü HDP’ye operasyon çekerek örtemezler. Özel hayatla ilgili herhangi bir değerlendirme yapmak istemem ama yaşananlar özel hayatı çok aşmaktadır. Biz nikah sonrası soluğu Saray’da alan savcının bu operasyonu hangi kaygılarla başlattığını ve yürüttüğünü biliyoruz. Hangi talimatlar çerçevesinde hareket ettiğini de biliyoruz. Şöyle bir geçmişe dönüp bakanlar göreceklerdir ki bir zamanlar “astığım astık, kestiğim kestik” diyen savcılar, kumpas davaları ile iktidarlara hizmet eden hakimler ve savcılar çok zaman geçmeden kendi kullandıkları yöntemlerin kurbanı olmuşlardır. Hukuku bu kadar açık bir şekilde çiğneyen, adaleti bu kadar pervasızca katleden her kim olursa olsun bu ülkede yakında kurulacak adil yargı sisteminin önünde mutlaka hesap verecektir.

Yorumlar kapatıldı.