İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

32 yıla kadar hapsi istenen gazeteci Hayri Demir: Dosya içeriklerinin tamamı mesleki faaliyetler!

Gazeteci Hayri Demir hakkında Ankara’da iki dava sürüyor. Geçtiğimiz aylarda Diyarbakır’da yargılandığı bir davada 1 yıl 6 ay hapis cezasına mahkum edildi.

Demir’in son yargılandığı davada ceza almasına neden olan olay, sosyal medya paylaşımlarına dayandırılıyor. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Demir’in sosyal medya hesabından öldürülen gazetecilere yönelik bir anma mesajı ile kendi haberini de içeren 4 paylaşımını “propaganda” kapsamında değerlendirdi.

KENDİ HABERİNİ PAYLAŞMASI SUÇ SAYILDI

Paylaşımlardan biri, 1990’lı yıllarda öldürülen gazetecileri anmak amacıyla verilen bir gazete ilanıydı. Diğeri ise Hayri Demir’in kendi yazdığı bir haber. Başsavcılık facebook paylaşımlarından yola çıkarak, Demir hakkında Terörle Mücadele Yasası kapsamında dava açtı. Dava, Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme, Demir’e 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası verdi. Hükmün açıklanmasının geriye bırakılması kararlaştırıldı.

Hayri Demir hakkında Ankara Adliyesi’nde hali hazırda iki dava sürüyor.

Davalardan biri Afrin Operasyonu sırasında yaptığı paylaşımlara dayandırılıyor. Türkiye’nin Afrin’e yönelik operasyonunun yapıldığı Ocak 2020’de, sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek, gözaltına alındı. Demir, tutuklama istemiyle sevk edildiği mahkeme tarafından, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, örgüt propagandası ve halkı kin ve düşmanlığa sevk suçlarından hakkında 10,5 yıl hapis istemiyle dava açtı. Dava sürerken Savcılık, Demir hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 301. Maddesinde düzenlenen “Türklüğe hakaret” suçundan da yargılanmasını istedi. Yargılamanın yapıldığı Ankara 15. Ağır Ceza Mahkemesi, Adalet Bakanlığı’ndan yargılama izni istedi. Bakanlık henüz yazıyı göndermediği için mahkeme hala sürüyor.

EVİNE GİREN HIRSIZ DEĞİL, DEMİR YARGILANDI

Demir, Ankara’da hakkında sürdürülen başka bir davada da sanık sandalyesinde. Demir, başından sonuna bu davayı bir “kumpas” olarak nitelendiriyor. Demir, haber takibi için gittiği Suriye’den dönüşünde, bir hırsızlık olayı ile karşı karşıya kaldı. Evine hırsız giren Demir’in, Suriye’de yanında götürdüğü fotoğraf makinesine ait hafıza kartı çalındı. Demir, hırsızlık olayıyla ilgili olarak emniyete suç duyurusunda bulundu.

Ama ne olduysa bir süre sonra kendisini hakim karşısında buldu. Emniyet, yolda bulunduğunu iddia ettiği bir hafıza kartındaki bilgiler üzerine kendisi hakkında soruşturma başlattı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, o karttaki bilgilerden yola çıkarak Demir hakkında örgüt propagandası yapma ve terör örgütü üyeliği suçlamalarından dava açtı. Ankara 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlayan davada, hala karar çıkmadı.

‘SADECE GAZETECİLİK YAPTIM’

Demir, mahkeme’de yaptığı savunmada, “Evet Suriye’ye gittim, bu gizli saklı değildi. Suriye’ye geçmeden önce sınır hattında da günlerce haber takibinde bulundum. Hatta kapanan Başbakanlığa bağlı Basın Enformasyon Başkanlığı tarafından özel akredite verilerek, sınır hattındaki gelişmeleri takip ettim” dedi. Hafıza kartında yer alan bilgilere karşı kendisine yöneltilen suçlamaları kabul etmeyen Demir, “Sadece gazetecilik yaptım” dedi.

Demir Ankara 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bu dava kapsamında yargılanıyor. Evine hırsız girdiği gerekçesiyle yaptığı suç duyurusundan ise hiçbir sonuç çıkmadı. Hırsızlık dosyası kapatıldı.

Hakkında devam eden davalarda toplamda 32 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması istenilen Gazeteci Hayri Demir, yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

TÜRKİYE’DE GAZETECİLİK İKTİDAR BASKISI ALTINDA

Sizin gazetecilik süreciniz aynı zamanda davalar ve yargılanmalar süreci olarak da özetlenebilir. Bununla başlayalım, hakkınızda kaç dava ve soruşturma açıldı. Hangileri sonuçlandı, hangileri derdest? Bize bu yargılamaların bir özetini yapar mısınız?

H. Demir:  Aslında bir bütün olarak Türkiye’de gazeteciliğin kendisi sürekli iktidar baskısıyla karşı karşıya kalan bir meslek olduğu için gazetecilerin mesleki serüvenleri aynı zamanda; yargılamalar nedeniyle hapsedildikleri, hapsedilmeyenlerin ise sürekli adliye koridorlarını arşınlamak zorunda bırakıldığı bir serüven. Gazetecilik mesleğinde henüz dokuzuncu yılımı doldurmuşken, deneyim gerektiren bir meslek olan gazetecilik açısından bugüne kadar çok sayıda dava ve soruşturma sığdırmak da benim başarım! Bunların bir bölümü takipsizlik ya da beraat kararlarıyla sonuçlandı. Diyarbakır’da yargılandığım ve 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası aldığım bir davayla birlikte Ankara’da halihazırda devam eden iki ayrı davada da yargılama devam ediyor. Bir de “düşünce suçu” olarak anılan TCK 301 kapsamında Adalet Bakanlığı’ndan soruşturma izni beklenen bir dosya var. Devam eden davalarda toplamda 11 yıl 6 aydan 32 yıla kadar hapisle cezalandırılmam isteniyor ki bu da neredeyse yaşadığım ömre denk geliyor.

DOSYA İÇERİKLERİNİN TAMAMI MESLEKİ FAALİYETLER

Peki bu davalarda isnat edilen suçlamalara delil olarak neler gösteriliyor?

H. Demir: Bu kadar yüksek hapis cezasına gerekçe olarak gösterilen tek delil ise gazetecilik. Sadece bir örnek vereyim; Meclis’in en büyük üçüncü siyasi partisi HDP’nin tutuklu önceki eş genel başkanı Selahattin Demirtaş ile yaptığım röportaj da bu delillerden. Yine Suriye’deki savaş sürecinde çektiğim görüntü ve fotoğraflar, yaptığım tüm haberler delil olarak savcılıkça mahkeme önüne konuldu. Savaş ortamında ateş hattında yapılan bir gazeteciliğin elbette sadece Türkiye’de yargılama konusu yapılmasına da açıkçası artık şaşırmıyorum.

Yine Türkiye’nin Afrin’e yönelik operasyonuyla ilgili gelişmelere dair yaptığım paylaşımlar da suçlama konusu yapılan bir başka husus. O günlerde tüm medyada da yayımlanan gelişmeler nedeniyle beş paylaşımım delil olarak gösteriliyor. Bu yargılamada harf başına altı gün hapis talep ediliyor.

Dosya içerikleri tamamen böylesi mesleki faaliyetlerimden oluşuyor.

Özetle; en fazla gazetecinin hapsedildiği bir ülkede henüz tutuklanmamış bir gazeteci olmam, en azından bir süre daha dört duvar dışında mesleğimi sürdürebileceğim anlamına geliyor.

GAZETECİLER MESAİSİNİ ADLİYEDE MESLEĞİNİ SAVUNMAKLA GEÇİRİYOR

Yargılama süreçlerinin beraberinde getirdiği bazı hak kısıtlamaları da var. Adli kontrol uygulamaları kapsamında imza atma ya da yurt dışına çıkış yasağı gibi. Bunlar size uygulandı mı? Hem haber üretim süreciniz hem de kişisel yaşantınız bu ve benzeri kısıtlamalardan nasıl etkilendi?

H. Demir: Az önce söylediğim gibi aslında iktidar elinden gelse hakikat peşinde giden tüm gazetecileri hapishanelere koymaktan çekinmiyor. Ancak bu konuda sicili tüm dünya tarafından da tescilli olduğu için hapsedemediklerini davalarla sindirmeye çalışıyor. Düşünün ki sadece son bir haftada iki kez ayrı davalardan duruşmalarım görüldü. Bu da haber mesaisini adliyede mesleğini savunma mesaisine dönüştürüyor. Sadece bununla da kalınmıyor. Örneğin Mart 2017’de gözaltına alınıp dokuz gün sonra serbest bırakıldığımda ikametime en yakın karakola haftada iki gün imza atma şeklinde bir adli kontrol kararı verildi. O süreçte babam da tutukluydu ve benim karakola gitmem gereken günle babamın görüş günü çakıştığı için iki yıla yakın zaman babamla yüz yüze görüşemedik. Hatta o dönemde önemli kimi haberler için şehir dışına gitmem gerekiyordu ancak imza yükümlülüğü nedeniyle gidemediğim birçok önemli haber olmuştu. İki yıl boyunca Ankara dışına seyahat edemedim ya da günü birlik seyahatlerle işlerimi yürütmek zorunda kaldım. Aynı zamanda yurt dışı çıkış yasağı da getirildi ki şu anda iki ayrı davada da aynı yasak devam ediyor. Bir dosyada konulan yasak bir nebze de olsa anlaşılır ama aynı mahkeme tarafından aynı gerekçelerle konulan ikinci bir yurtdışı çıkış yasağı da Türkiye yargısına has bir durum olmalı.

SUÇ DUYURUSUNDA BULUNUNCA, TEHDİTLER ARTTI

Sosyal medyada ya da günlük yaşamda size yöneltilen nefret söylemi ve benzeri uygulamalarla karşı karşıya kaldınız mı? Bugün, geldiğimiz noktada kendinizi tehdit altında hissediyor musunuz?

H. Demir: Bir dönem yoğunca yaptığım her paylaşıma hedef gösterici ifadelerle yanıtlar geliyordu. Bir süredir bunlar kesildi ancak, geçtiğimiz ay 1990’lı yıllarda Kürt kentlerinde faili meçhul cinayetlerde aktif rol alan JİTEM yapılanmasının adını kullanan kimi sosyal medya hesapları tarafından ölümle tehdit edildim. İlk başlarda bunu dikkate almadım ancak farklı sosyal medya platformlarından sürdürülmesi ve benim gibi kimi gazetecilerin de benzer tehditlerle karşı karşıya kalması sonrasında savcılığa suç duyurusunda bulundum. Suç duyurusunda bulunmamın ardından bu tehditler daha da yoğunlaştı.

SUÇ DUYURUM RAFLARDA BEKLETİLİYOR

Böylesi bir tehdit karşısında savcılık tarafından henüz bir arpa boyu yol alınmış değil. Suç duyurusu yaptığım haliyle savcılık raflarında bekletiliyor. Aslında buna şaşırmamak gerekiyor. İktidara karşı en ufak eleştirisini dile getiren kesimlerin evlerine şafak baskınları yapılıp günlerce gözaltında tutulurken, gazetecilere ve siyasetçilere dönük ölüm tehditleri savuranlar aramızda rahatça dolaşabiliyor. Durum böyle olunca elbette kendimi tehdit altında hissediyorum. Ancak bu, asla mesleğimi yapmam önünde engel olamaz. Sonuçta 60’ı  aşkın gazetecinin katledildiği bir ülkede gazeteciliğin; klişe olacak ama ateşten gömlek giymekle eşdeğer olduğunun farkındayız.

Gazetecilik hayatının yargılamalar süreçleriyle birlikte anılması kuşkusuz gazeteciliğinizin muhalif bir kimlikle bütünleşmesinden kaynaklanıyor. İktidar, muhalif fikirlere yönelik yargı sopasını her fırsatta gösteriyor. Siz de muhalif bir gazeteci olduğunuz için sürekli hedefte oldunuz. Muhalif gazeteciliğin zorluklarını bir de sizden dinleyelim.

H. Demir: Bugün hedefte olan sadece biz gazeteciler değiliz. İktidar bloğuna karşı muhalefet eden toplumun tüm kesimleri, sizin de söylediğiniz gibi yargı sopasıyla karşı karşıya. İktidar kendisine yöneltilen en ufak bir eleştiriye karşı bile tahammül göstermiyor. Böyle olunca da gerçekleri halka ulaştırma amacında olan bir avuç gazeteci de her türlü baskıdan nasibini alıyor.

Bu baskılar sadece yargılamalarla sınırlı değil. İktidar her türlü yöntemi bir avuç gazeteciyi susturmak için kullanıyor. Basın kartı dağıtımını dahi kendi tekeline alan bir iktidar, bu şekilde kimin gazeteci olduğuna karar vermeye çalışıyor. Buradan da anlaşılacağı üzere iktidar, gazeteciliği bile kendi sınırları içerisine alıyor. Onlarca yıl gazetecilik yapan mesleğin duayenleri diyebileceğimiz isimlere dahi bu kartları vermeyerek, kendince sınırlar çizmek istiyor.

Elbette muhalif gazetecilere dönük baskı bu iktidarla gelmedi. Her iktidar döneminde muhalif gazeteciler baskılardan nasibini aldı. Ancak 15 Temmuz sonrasında ilan edilen OHAL ile birlikte basın özgürlüğü tamamen darbelenirken, muhalif gazeteciler ve medya kuruluşları da bundan payına düşeni aldı! Onlarca yayın organı kapatıldı, yüzlerce gazeteci gözaltına alınıp tutuklandı. Elbette bu noktada ben de diğer meslektaşlarım gibi payıma düşeni aldım.

KÜRT GAZETECİLERE YÖNELİK POLİTİKA SAHADA DAHA DA CAN YAKICI

Bir de Kürt gazeteci olmak var… Kürt gazeteci olmak, Kürt gazetecilere yönelik geçmişte yaşanan faili meçhul cinayetlerden tutun gazetelerinin bombalanmasına kadar büyük bir yıkımı da omuzlamak anlamına geliyor. Büyük bir miras var aynı zamanda omuzlarınızda. Türkiye’de bir Kürt gazeteci olmak ne demek, kimliğiniz nedeniyle yaşadıklarınız neydi?

H.Demir: Aslında Kürtlere dönük yaşamın her alanındaki ayrımcılık mesleki anlamda da karşımıza çıkıyor. Kürt gazeteciliğinin sürgünde başlamış olması ve halen de birçok yayının başka ülkelerden yapılıyor olması bile başlı başına Kürt gazeteciliğinin zorluklarını tarif etmeye yetiyor. 90’lı yıllarda doğrudan dönemin hükümet yetkilileri tarafından yapılan hedef göstermelerle gerçekleşen bombalamalar ve faili meçhul cinayetler de yine Kürt gazeteciliğinin namlunun hedefinde yapılıyor olduğunun bir göstergesi. Bugün her ne kadar faili meçhul cinayetler yaşanmıyor olsa da özelikle son beş yılda kapatılan Kürt medyasına ait kurumlara bakalım; 90’lı yıllardaki baskının format değiştirerek devam ettiğini görebiliriz. 15 Temmuz’da “FETÖ” gerekçesiyle kapatılan medya kurumları arasında ilk sırada Kürt medyası vardı. Kaldı ki iktidar ile “FETÖ” arasında taht kavgaları başlamadan önce de iki ortak birlikte Kürt medyasını hedef almış ve onlarca gazeteciyi hapsetmişti ki “FETÖ”den ihraç edilen hakim ve savcıların açtığı bu davalar da hala devam ediyor.

Bugün yargılanan gazetecilerin dağılımına bakalım; en çok yargılanan gazeteciler Kürt gazeteciler. Hakkında dava açılmayan, yargılanmayan Kürt gazeteci neredeyse yok. Bu, her dönemde de böyle oldu.

İktidarların Kürt gazetecilere dönük bu genel politikası sahada daha da can yakıcı bir şekilde kendisini gösteriyor. En basit tabirle Kürt gazetecisiyseniz, Kürt medyasında çalışıyorsanız, ilk andan itibaren gazeteci olarak kabul görmüyorsunuz. Çalıştırılmıyorsunuz. Zaten iktidar tarafından basın kartı verilmediği gibi, izlediğiniz bir haberde kurum kartınızı gösterdiğiniz anda kolluk güçleri tarafından “illegal bir gazeteciymişsiniz” gibi bir yaklaşımla karşı karşıya kalıyorsunuz. Haber bölgesinden uzaklaştırılma ile başlayıp, ekipmanınıza el konulmaya hatta o anda keyfi olarak gözaltına alınmaya kadar giden bir dizi keyfiyetle karşı karşıya kalabiliyorsunuz.

ŞAFAK VAKTİ EVİNİZ, İŞYERİNİZ BASILABİLİYOR

En son Van’da helikopterden atılma haberi sonrası Mezopotamya Ajansı’nın Van bürosu çalışanlarının karşı karşıya kaldığı tutuklama bile Kürt gazetecilerin somut olarak karşı karşıya kaldığı tablonun özetidir. Bölgede yaşanan en ufak bir hak ihlalinin duyulmasını, gündemleşmesini sağladığınız ve iktidarın gerçek yüzünü ortaya koyduğunuz da şafak vaktinde eviniz ve iş yeriniz basılabilir ve tüm ekipmanlarınıza el konulabilir.

KÜRT GAZETECİLER YALNIZ BIKARILIYOR

Aslında burada bir başka hususa dikkat çekmek istiyorum. İktidarın bu yaklaşımı söz konusuyken, kendisine muhalifim diyen gazetecilerin de Kürt gazetecilere/medyasına dönük yaklaşımı daha üzücü bir yaklaşım bana göre. Bu konuda yeterince bir sahiplenmenin olmadığını söyleyebilirim. Kimi zaman bu kırılsa da genel itibariyle Fırat’ın bu tarafında Kürt gazetecilere dönük ince bir ayrımcılığın ve ötekileştirmenin olduğunu söylemek mümkün.

Kürt gazeteciler iktidar tarafından “terörize” edilirken, kendisine en demokratım diyen gazetecilerin de benzer bir bakış açısıyla mesafeli durduğunu söyleyebilirim. Bunu adliye koridorlarını arşınlayan Kürt gazetecilerin davalarında da görmek mümkün. Çoğu zaman meslek örgütlerinin gündemlerine dahi almadığı davalar var.

BASIN KARTI OLAN BİR KÜRT GAZETECİ GÖRMEDİM

Sokakta dahi haber izleyememe, iktidar tarafından sistem dışına itilme ve benzer uygulamalara da maruz kalıyorsunuz. Neler yaşıyorsunuz? Sokakta haber izlerken neler yaşıyorsunuz? Habere ulaşma konusunda akreditasyon ve basın kartı konularında size gelen ayrımcı uygulamalar neydi?

H. Demir: Basın kartı olayı başlı başına bir engelleme. Çünkü bu kart nedeniyle birçok haberi takip edememe durumu söz konusu. Zaten Kürt gazeteciyseniz bu kartı almanız imkansız. Ben Kürt medyasında çalışıp da sarı basın kartı olan gazeteciye denk gelmedim. En azından OHAL öncesinde birkaç meslektaşımız bu karta sahipti ancak bunlara el konuldu.

Elbette gazetecilik iktidarın onayına bağlı bir kartla yapılacak bir meslek değil. İktidar bu kartı kendi yandaşları dışında kimseye vermiyorken, iktidarın vereceği bir kartla da gazetecilik yapılmaz. Bu nedenle sahada buna karşı alternatifler uygulamak zorunda kalıyoruz. Uluslararası basın kuruluşlarının kartlarıyla bu engele bir nebze de olsa çözüm geliştirsek de yeterli olmuyor. Çünkü bir hükümet temsilcisinin programını takip etmek dahi bu karta ve akreditasyona tabi. Dolayısıyla iktidar kanadından birisinin programını takip etmek neredeyse imkansız. Hatta ilginç bir anımı paylaşayım; 2019 yerel seçimlerinde muhtar adaylarıyla ilgili bir röportajda bir muhtar adayı da bu kartı sormuştu ve olmadığını söylediğimde röportaj vermekten vazgeçmişti. Böylesi engellerle karşı karşıya kalıyoruz. Ama yine de gazetecilik yapmamızın önünde bir engel değil bu.

Yine de haber üretim süreçlerinde yer alıyorsunuz. Size yönlendirilen hem hukuki hem de pratik hayattaki kısıtlamalara karşı nasıl haber üretebiliyorsunuz?

Gazeteciliğin kolay yapılır bir meslek olmadığını bilerek bu yolu seçmiştim. Dolayısıyla bu gerçeğin üstünü örten iktidarın her türlü baskı ve zor aracına rağmen gazetecilik yapmak halka karşı olan sorumluluğumuzu yerine getirmektir. Bir yerde birilerini hele hele iktidarı rahatsız eden bir şey varsa bunu açığa çıkarmak, halka ulaştırmak gazetecinin en temel sorumluluğudur. Bu nedenle de her türlü baskıya karşı haber üretim sürecinde yer almak bu sorumluluğu yerine getirmenin bir parçasıdır.

 

Yorumlar kapatıldı.