İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Gazeteci Kenan Kırkaya’nın ağzından: Türkiye’de Kürt Gazeteci Olmak

Kenan Kırkaya, Gazeteciliğe 2002 yılında başladı… 18 yıllık gazetecilik geçmişinin bir bölümünü cezaevinde geçirdi, hakkında çok sayıda dava da devam ediyor.  İktidarın 15 Temmuz darbe girişiminin ardından kumpas davaları kapsamında değerlendireceği KCK basın davasında tutuklandı. 2011 yılında cezaevinde girdi ve 47 ay tutuklu kaldı. İktidarın sonradan eleştirdiği o dava sürüyor, Kırkaya KCK Basın davasında hala yargılanıyor.

Kenan Kırkaya Kürt bir gazeteci. Kendisi hapis, çalıştığı kurumlar ve yazdığı gazeteler de sürekli olarak kapatılma tehdidiyle karşı karşıya.

En son kapatılan Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nde yazdığı bir yazı nedeniyle yargılandı. Haberleri nedeniyle hakkında “devletin yargı organlarını alenen aşağılama” suçlamasıyla dava açıldı. 28 Kasım 2019 tarihinde İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 5 ay hapis cezasına mahkum edildi.

DAVALARIN KONUSU GAZETECİLİĞİ

Yargılandığı başka bir dava ise Dicle Haber Ajansı’nda çalıştığı gerekçesiyle açıldı. Kenan Kırkaya, Nuçe Tv’de yaptığı programlar ve Dicle Haber Ajansı’nda yazdığı haberler gerekçe gösterilerek, “örgüt üyeliği” suçlamasıyla Ankara’da yargılanıyor. Bu davanın delillerinden biri ise Kırkaya’nın yazdığı Kürtçe bir roman taslağı. Dava baştan aşağı gazetecilik faaliyetleriyle açıldı.

Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hala süren dava kapsamında, hakkında adli kontrol hükümleri uygulanıyor. Kırkaya, davanın son duruşmasında esasa ilişkin savunmasını şöyle yaptı:

“Ben gazeteci olduğum için, DİHA’da çalıştığım için yargılanıyorum. Daha önceki duruşmada mahkeme başkanı bana çalıştığım yeri değiştirmemi önermişti. Bugünlerde herkes reformdan bahsediyor, bu bakış açısı değişmedikçe neyin reformu olacak? Adalet Bakanı geçtiğimiz gün ‘adalet yerini bulsun, gerekirse kıyamet kopsun’ demişti. Demek ki bu memlekette adalet yerini bulmuyor ve kıyamet kopuyor. Bunun açık göstergesi bu yargılamadır.” Mahkeme kararını 2021 yılının Şubat ayında açıklayacak.

Kenan Kırkaya, Kürt gazeteci olmayı ve hakkında açılan davaları anlattı:

2002 yılında başladığınız gazetecilik serüveninde çok sayıda dava hatta 27 aylık tutuklama süreci var. Dava ve cezaevi süreçlerinin özetini sizden dinleyelim…

K. Kırkaya- Gazeteciliğe 2002 yılında Dicle Haber Ajansında başladım; o tarihten beri ne gözaltılar, tutuklamalar, yargılamalar eksik oldu ne de ben gazetecilik yapmaktan, düşündüğümü açıklamaktan vazgeçtim. Geride bıraktığım 18 yılda gazetecilik faaliyetlerim nedeniyle kaç kez gözaltına alındığımı hatırlamıyorum bile. Hakkımda halen bir kısmı süren onlarca dava açıldı. Daha 2004 yılında İstanbul’da toplanan “NATO Zirvesi” gerekçe gösterilerek çalıştığım DİHA merkezi basıldı ve çok sayıda arkadaşımla birlikte gözaltına alındım, hakkımda dava açıldı ve o dava beraatle sonuçlandı. 20 Aralık 2011 tarihinde Cemaat-AKP ortak operasyonu sonucu 36 gazeteci arkadaşımla birlikte cezaevine atıldığım ve 27 ay tutuklu kaldığım, “KCK Basın” davası halen devam ediyor. Gazetecilik faaliyetlerim “örgüt yöneticiliği” çerçevesinde yargılanıyor ve hakkımda 15 yıldan 22 yıla kadar ceza isteniyor.

Aralık 2016 tarihinde Ankara’da gözaltına alındım, bu kez hakkımda “örgüt üyeliği” suçlamasıyla dava açıldı. Cezaevinde uzun süre üzerinde çalıştığım Kürtçe roman taslağıma el konuldu. Bu yargılama da sürüyor ve nihayet 4 yıl sonra bu kez mütalaa veren savcılık aslında dosyada herhangi bir delil olmadığını belirterek hakkımda beraat verilmesini istedi.

Aralık 2018 tarihinde yine Ankara’da gözaltına alındım ve sosyal medya hesabımdaki haber paylaşımları nedeniyle hakkımda 1 yıl 6 ay 22 gün ceza verildi, bu ceza ertelendi. Kapatılan Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nde yayımlanan bir haberden dolayı hakkımda beş ay ceza verildi, o da ertelendi.

HEM DAYAK, HEM PARA CESASI

Cezaların en ağırı hem kolluktan dayak yiyip hem de aynı gerekçeyle para cezası yemekti! Kandıra Cezaevinden hastaneye götürüldüğümüzde kolluğun saldırısına uğramıştık. Karşılıklı şikayette bulunduk, bizim şikayetimiz hakkında “takipsizlik” kararı verilirken, kolluğa “mukavemette bulunduğumuz”, “Parmaklarını incittiğimiz” gerekçesiyle bize para cezası verdiler. Şiddet uygularken incinen her bir parmakları için biner lira! Her operasyonda kamera, fotoğraf makinası, bilgisayar gibi haber materyallerime, arşivime el konuldu. Çoğunu daha alamadım bile.

SAVCI ‘PARDON DELİL YOKMUŞ’ DEDİ

Yargılama süreçlerinin beraberinde getirdiği bazı hak kısıtlamaları da var. Adli kontrol uygulamaları kapsamında imza atma ya da yurt dışına çıkış yasağı gibi. Bunlar size uygulandı mı? Hem haber üretim süreciniz hem de kişisel yaşantınız bu ve benzeri kısıtlamalardan nasıl etkilendi?

K. Kırkaya- Bugün savcının “pardon delil yokmuş” diyerek beraatimi istediği yargılamada bir yılı aşkın bir süre, her hafta karakola gidip imza attım. Şehirdışına çıkamadım. Aynı mahkeme uzun süre yurtdışına çıkma yasağı uyguladı. Yine İstanbul’da yargılandığım davada hakkımda “yurtdışına çıkış yasağı” kararı uygulandı. Bu iki karar gerekçe gösterilerek pasaportuma el konuldu. Yıllar sonra her iki mahkeme hakkımdaki yurtdışı yasaklarını kaldırdı. Ancak İçişleri Bakanlığı beni “sakıncalı” bulduğu için tahdit komisyonu hakkımdaki idari yasak kararını kaldırmıyor. Bunun için idare mahkemesine başvurdum, aylardır bir sonuç alabilmiş değilim. Bu da, birincisi, hakkımda gözaltı, tutuklama ve yasak kararlarının nereden verildiğini gösteriyor. İkincisi, mahkeme karar verse bile bu kararı tanımayan bir idari yapılanma var. Tabii ki bütün bunlar çalışmalarımı tümüyle engellemese bile sınırlandırıyor. Bu süre boyunca defalarca yurtdışı programları için teklif aldım ama gidemedim. Yaptığım kimi iş görüşmeleri bu sınırlanma nedeniyle sonuçsuz kaldı.

‘MAKUL GAZETECİLİK YAP’ DAYATMALARI

Sosyal medyada ya da günlük yaşamda size yöneltilen nefret söylemi ve benzeri uygulamalarla karşı karşıya kaldınız mı? Bugün, geldiğimiz noktada kendinizi tehdit altında hissediyor musunuz?

K. Kırkaya– Tehdit hiç bitmedi ki. Yaptığım her haber, yazdığım her yazıdan sonra operasyon bekliyorum! Bana yönelik yargı kararı gibi görünen ama aslında siyasi olduğunu bildiğim siyasi tehdit devam ediyor. Bunlar açık tehditler. Defalarca gazetecilik yapmamam, yapacaksam da “makul gazetecilik” yapmama yönelik telkinler, tehditler aldım.

2011 yılında yargılandığım davanın iddianamesinde savcı Kürt sorununa ilişkin yaptığım haberleri “Mayınlı alanlarda tehlikeli gazetecilik” diye  değerlendiriyordu. O iddianamenin ibretlik halini hala arşivimde saklıyorum tabii eğer bir sonraki operasyonda o iddianameye de “örgütsel doküman” olarak el konulmazsa. Gizli tehditler de aldım tabii ki. Ancak bunların benim nezdimde bir kıymeti yok. Saldırıya, tehdide uğradıkça yaptığım işin ne kadar doğru ve gerekli olduğu sonucuna ulaşıyorum.

Gazetecilik hayatının yargılama süreçleriyle birlikte anılması kuşkusuz gazeteciliğinizin muhalif bir kimlikle bütünleşmesinden kaynaklanıyor. İktidar, muhalif fikirlere yönelik yargı sopasını her fırsatta gösteriyor. Siz de muhalif bir gazeteci olduğunuz için sürekli hedefte oldunuz. Muhalif gazeteciliğin zorluklarını bir de sizden dinleyelim.

K. Kırkaya- Bugün sadece muhalif gazetecilik değil, gazeteliğin kendisi de suç. Gazetecilik suç, muhalif gazetecilik ise düşman olarak görülüyor. Gazetecilik bilinmeyeni bildirme, hakikati açığa çıkarma, gerçeği sahiplenme mesleğidir. Bunu yapan herkes bugün hedeftedir. Yakın zamanda Servet Turgut ve Osman Şiban’ın yaşadıklarını kamuoyuna duyuran gazetecilerin yaşadıkları ortada. Daha önce Kürt işçilerin yere yatırılarak “Türkün gücünü göstereceksiniz” tehdidinde bulunan kolluğun görüntüsünü yayınlayan Nedim Türfent’in yaşadıkları ortada. Bugün sadece biz değil, dün bizi terörist olarak gösterenler de aynı tehditlerden nasipleniyor. Gözaltılar, yargılamalar, tutuklamalar bir yana, habere ulaşmayı engelleyen bir pratik var. Haber yapan gazetecilere saldıran bir akıl yürürlüktedir. Hatta toplumsal olaylar sırasında polisin doğrudan biz muhalif gazetecileri ırkçı gruplara hedef göstermesini yaşadım. Bütün bunlar mesleğinizi yaparken sizi bir tutum almaya zorlar. Biz her şeye rağmen hakikatin izinden ayrılmamayı meslek onuru olarak kabullendik. Herkes hakikatin farkındadır fakat “bir kısım medya”, “makul gazeteciler” olmayı seçti. Birkaç muhalif medya mecrasını çıkarırsanız geriye gazetecilik adına koca bir hiç kalır. Merkez medya eskiden de çıkar ilişkileri üzerinden kendisini var ediyordu ama hiç bu kadar içi boşalmamıştı, gazetecilikten hiç bu kadar uzaklaş(tırıl)mamıştı.

KÜRT BASINI HER DÖNEM HEDEFDEYDİ

Bir de Kürt gazeteci olmak var… Kürt gazeteci olmak, Kürt gazetecilere yönelik geçmişte yaşanan faili meçhul cinayetlerden tutun gazetelerinin bombalanmasına kadar büyük bir yıkımı da omuzlamak anlamına geliyor. Büyük bir miras var aynı zamanda omuzlarınızda. Türkiye’de bir Kürt gazeteci olmak ne demek, kimliğiniz nedeniyle yaşadıklarınız neydi?

K. Kırkaya- Kürt gazeteciliği, Kürdün özgürlük, eşitlik, adalet ve kimlik sorununu dert edinen, bunu gündeme getiren ve bu konuda özgürlükten, eşitlikten, demokrasiden yana tavır alan gazeteciliktir. Kürt gazeteciliğinin ilkesi özgürlükçü olmasıdır, eşitliği savunmasıdır. Bu ilkesini sadece Kürt sorununda değil bütün toplumsal sorun alanlarında korur. Aynı özgürlükçü tavrı cins meselesinde, ekoloji meselesinde, inanç ve kimlik sorununda da gösterir. Kürt ve gazeteci olmak tek başına Kürt Gazeteciliği olarak tanımlanamaz. Bugün Kürt ve gazeteci olup iktidarın yanında sıralanan, Kürdün kimlik sorununu ve yaşadıklarını perdeleyen devşirme çok sayıda kişi var piyasada. Bunlar iktidarın makul gazeteci olarak pazarladığı ve dayattığı prototiplerdir. İktidarın-devletin politikasına teslim olanlar, biat edenler ihya edilir, karşı çıkanlar ise cezalandırılır; bu kaçınılmaz bir baskı-özgürlük diyalektiğidir. Aramızdaki tek fark yönelim ve saldırılar değil, ilkesel duruştur aynı zamanda. Kürt Basını bu açıdan her dönem temel hedeftir. 90’larda Kürt basının maruz kaldığı saldırılar, katliamlar gazetecilik kimliğimizin en ayırt edici özelliğidir. 70’ten fazla arkadaşımız katledildi, gazetelerimiz bombalandı, geçmişte işkencelere maruz kaldık. Çünkü temas ettiğimiz sorun alanı yakıcıdır ve biz onun bütün yakıcı, tahrip edici etkilerine maruz kaldık. Bu, yakındığım şikayet ettiğim bir durum elbette ama kabullendiğim bir mesele de değil. Değiştirmeye çalıştığımız şey bu çözümsüz döngüdür. Türkiye’deki özgürlük sorunu çözüldükçe bizim yaşadıklarımız da değişecek. Tersi de mümkün. Bu yüzden kendi adıma bugün yaşadıklarımın geçmişte bir miras olarak devraldığım Özgür Kürt basın çalışanlarının yaşadıklarının yanında lafı bile edilemez.

GAZETECİLİĞİN ÖLÇÜSÜ KART DEĞİL, HABERDİR

Muhalif gazeteciler sadece gözaltı ve yargı kıskacında değil. Basın kartı olmayanların gazeteci olarak tanımlanmayacağı dayatması da var. Bununla birlikte sokakta dahi haber izleyememe, iktidar tarafından sistem dışına itilme ve benzer uygulamalara da maruz kalıyorsunuz. Neler yaşıyorsunuz? Sokakta haber izlerken neler yaşıyorsunuz? Habere ulaşma konusunda akreditasyon ve basın kartı konularında size gelen ayrımcı uygulamalar neydi?

K. Kırkaya- 18 yıllık deneyimim fazlaca örnekle doludur. Örneğin 2014 yılında “KCK Basın” davasından serbest bırakılır bırakılmaz sokakta haber takip etmeye başlamıştım. Gezi katliamlarını anma eylemlerinden biriydi. Kızılay’ın göbeğinde eylemcilerden uzak bir noktada ve diğer basın mensuplarıyla bir arada olmama rağmen polis yakın mesafeden ve doğrudan plastik mermilerle beni hedef almıştı. O bana “hoş geldin” mesajıydı. Basın kartı meselesinde de kısmen farklı düşünüyorum. Yüksel Caddesi’ndeki bir eylemi takip ettiğim sırada IFJ Kartını gösterdiğim bir polis amirinin, “Devletin mühürlü, onaylı basın kartını istiyorum” diyerek tarif ettiği basın kartım olsaydı da bu saldırılardan muaf olmayacaktım. Kart, işin bahanesidir, iktidar-devlet esas olarak ne yaptığımıza nerede durduğumuza bakıyor. Bu konuda sanırım birbirimizi tanıyoruz. Kaldı ki gazetecilik yapmak için iktidarın denetlediği bir kurum tarafından verilen bir karta ihtiyacım yok benim. Gazeteci olup olmadığımın ölçüsü yaptığım haberdir. Habere ulaşmak için akreditasyon ciddi bir sorun ama bu da akredite uygulayan kurumun ya da kişinin gazetecilikten korktuğunun göstergesidir.

Yine de haber üretim süreçlerinde yer alıyorsunuz. Size yönlendirilen hem hukuki hem de pratik hayattaki kısıtlamalara karşı nasıl haber üretebiliyorsunuz?

K. Kırkaya- Engellemeler bazı kaynaklara ve bilgilere ulaşmayı zorlayabiliyor. Ama bilgiye ulaşmanın çok fazla yolu var, özgün pratikler var. Yurttaş gazeteciliği gelişiyor, açık kaynaklar bazı imkanlar sunuyor. Bir de toplumcu gazetecilik yaptığınızda orada deniz-derya imkanlara ulaşabiliyorsunuz.

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ, TOPLUMSAL ÖZGÜRLÜK AYRIŞTIRILAMAZ

Türkiye’de muhalif gazeteciliğe yönelik baskı ve sansür uygulamaları öyle boyutlara geldi ki; bugün gelinen noktada bu artık muhalif gazetecilerin bireysel sorunları olmayı aştı, halkın haber alma hakkının ihlal edilmesine yönelik uygulamalar haline geldi. Muhalif gazetecilere yönelik bu tutumların ülkenin genel olarak ifade özgürlüğü konusunda geldiği nokta ne anlama geliyor? Muhalif gazetecilere yönelik baskıların halkın haber alma hakkının ihlali noktasında karşılığı ne oldu?

K. Kırkaya- Zaten bu mesele; basın özgürlüğü, toplumsal özgürlük gibi kategorilerle ayrıştırılamaz. Kürt basının çok özgün bir deneyimi var. Bize yönelik her saldırıda biliriz ki topluma karşı çok kapsamlı bir yönelim başlayacak. Kürt basınına 20 Aralık 2011’de bir gece yarısı operasyon yapılıp onlarca gazeteci gözaltına alınıp tutuklandı. 8 gün sonra 28 Aralık 2011 Roboski’de insanlar bombalandı, katliam yaşandı. Henüz Roboski yaşanmadan önce bize yönelik o kapsamlı operasyonu, çok kötü bir saldırının işareti olarak değerlendirmiştik, maalesef yanılmadık. Çünkü halkın sesi olduğumuzu bilirler, önce o sesi kısmaya çalışırlar. Ama bu deneyimlerimiz tedbirler almamızı da beraberinde getirdi. Roboski katliamı karşısında yaygın medya 3 maymunu oynadı. O katliamı yine özgür Kürt basını dünyaya duyurdu. O yüzden benim için basın özgürlüğü ile toplumsal özgürlük meselesi ayrılmaz bir bütündür, biri diğerinin önüne konulamaz ya da biri diğerine öncelenemez. Bizim kaderimiz halkımızın kaderinin bir parçasıdır.

Yorumlar kapatıldı.