İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

AİHM’in Demirtaş Kararı: “Tutuklamanın Esas Amacı Demokrasiyi Aşağı Çekmek” 

AİHM Büyük Dairesi, Selahattin Demirtaş hakkında verdiği kararın gerekçesinde, tutuklama kararı ile tüm topluma özgür demokratik tartışmanın kapsamını daraltan tehlikeli bir mesaj verildiği belirtildi, “Tutuklamanın esas amacı demokrasinin aşağıya çekilmesiydi” denildi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, Selahattin Demirtaş hakkında verdiği kararın gerekçesinde, “Demirtaş’ın Tutuklama kararı ile tüm topluma, özgür demokratik tartışmanın kapsamını daraltan tehlikeli bir mesaj verilmiştir” denildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamaları ile Demirtaş’ın tutuklanması arasındaki süreçlere dikkat çekilerek, kararın siyasi olduğu tespiti yapıldı.

AİHM Büyük Dairesi’nin 151 sayfalık gerekçeli kararı, Türkiye’nin 7 Haziran 2015’teki seçimlerin ardından içine girdiği politik bunalımın adeta resmini çekiyor; bu sürece eşlik eden tutuklama dalgasının ne denli hukuksuz olduğunu gözler önüne seriyor. AİHM Büyük Daire kararında çözüm sürecinin bittiği 2014’e kadar HDP’lilere yönelik soruşturmalar olmazken Cumhurbaşkanının “HDP Lideri bunun hesabını verecek” dediği 2015 yılından sonra HDP’li milletvekilleri ve belediye başkanlarına yönelik soruşturma ve tutuklama dalgasına dikkat çekiliyor. Anayasa değişikliği ile dokunulmazlıkların kaldırıldığı, bu süreçte sadece HDP’lilerin değil CHP’lilerin de hedef olduğu belirtilerek, asıl amacın tüm Türkiye demokrasisine darbe vurmak olduğu ifade ediliyor. AİHM Büyük Dairesi bu tespitlerine Türkiye’nin 18. Madde ihlalini yaptığına ilişkin kararında yer verdi.

  1. MADDE İHLALİ

AİHM’in Büyük Daire kararının en ağır ihlal konusu 18. Madde’nin ihlali oldu. AİHM, çözüm süreci bitene kadar HDP’li milletvekilleri hakkında hukuki süreçler başlatılmadığına, çözüm süreci bittikten sonra ise Cumhurbaşkanının yaptığı konuşma ile sürecin başlatıldığına dikkat çekiyor. Erdoğan’ın 28 Temmuz 2015’te “HDP Lideri bedelini ödeyecek” konuşması anımsatılıyor ve “Bu konuşmanın ardından Demirtaş hakkında ceza soruşturmaları hızla artmaya başlamıştır” tespiti yapılıyor.

Erdoğan’ın konuşmasından sadece bir yıl sonra Anayasa değişikliği ile dokunulmazlıkların kaldırıldığı belirtiliyor. Dokunulmazlıklar kaldırıldıktan sonra, o dönem 59 milletvekili olan HDP’de 55 milletvekilinin  dokunulmazlığı kaldırıldı. 14 HDP milletvekili tutuklandı. CHP’den 9 ve MHP’den 1 milletvekilinin dokunulmazlıkları kaldırıldıktan sonra ceza aldı. Ancak AKP’den hiçbir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılmadığına dikkat çekildi. Mahkeme, “Millet Meclisi üyeleri arasında, 20 Mayıs 2016 tarihli Anayasa değişikliğinden gerçekten etkilenen yalnızca muhalefet partisi milletvekilleri olmuştur” tespitini yaptı.

Mahkeme kararında, HDP’den tanınmış birçok kişi ve seçilmiş belediye başkanının tutuklandığı da belirtti. Bu kapsamda kanunların artarak muhalif sesleri susturmak amacıyla kullanılmaya başlandığı tespitine katılan Mahkeme, Demirtaş’ın tutuklanmasının münferit bir örnek olmadığını, tam tersi “belirli bir örüntü izlediğine” dikkat çekti.

AİHM’e göre bunun en büyük nedeni ise Başkanlık sistemine geçiş süreciydi. AİHM, Demirtaş’ın o dönem Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından önerilen başkanlık sistemine sert bir şekilde karşı çıktığını anımsattı. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1923 yılından bu yana belki de en önemli anayasal reformlarından birine ilişkin Türkiye kamuoyunda tartışmalar sürerken, Demirtaş’ın AİHS’e aykırı bir şekilde tutuklu kalmasına dikkat çekildi. Demirtaş’ın 16 Nisan 2017 tarihli referandum ve 24 Haziran 2018 tarihli cumhurbaşkanlığı seçimi olmak üzere, iki kritik seçim kampanyası sırasında özgürlüğünden yoksun kılındığı belirtildi ve  “Mahkeme’ye göre, başvurucunun tutukluluğu onu tartışmasız bir şekilde Türkiye’ye başkanlık sistemi getirilmesine karşı etkili bir kampanya yürütmekten alıkoymuştur” tespitini yaptı.

Mahkeme kararında, “Her ne kadar Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’nin Demirtaş’ı tutuklama gerekçesi Kobane eylemlerindeki sorumluluğu olarak gösterilse de Mahkemelerin verdiği tutuklama kararları ile Cumhurbaşkanı’nın hemen sonrasında yaptığı açıklamalar arasındaki bağlantılar dikkate alındığında; yerel makamların Demirtaş’a ilişkin Kobane iddialarıyla ilgileniyor görünmedikleri, onun yerine başvurucuyu cezaevinde tutarak siyasi faaliyetlerde bulunmasını engelledikleri” tespiti yapıldı.

AİHM kararında, Demirtaş’ın tutuklu olmasının sonuçlarının onun seçilme hakkı ve ona oy veren seçmenlerle sınırlı olmadığı belirtilerek, “Tutuklama kararı ile tüm topluma, özgür demokratik tartışmanın kapsamını daraltan tehlikeli bir mesaj verilmiştir. Tutuklamanın esas amacının tartışmaya yer bırakmayacak şekilde demokrasinin aşağı çekilmesine ilişkin bir konu olduğu” tespiti yapıldı.

AİHM : “İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ İHLAL EDİLDİ”

AİHM Büyük Daire kararında, Selahattin Demirtaş’ın konuşmalarının dokunulmazlığının kaldırılmasına ve örgüt üyeliği suçundan tutuklanmasına gerekçe gösterilmesinin ifade özgürlüğünün ihlali olarak nitelendirildi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi’nin HDP’li Selahattin Demirtaş hakkında verdiği kararda dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin Anayasa değişikliğine ilişkin tespitleri dikkat çekti. AİHM kararında, kürsü dokunulmazlığını garanti altına alan Anayasa’nın 83. Maddesinin ilk fıkrası gereği, milletvekillerinin TBMM’deki konuşmalarının suç olmayacağı anımsatıldı. TBMM’deki konuşmaların, Meclis dışında tekrarının da dokunulmazlık kapsamında olduğu vurgulandı.

Türkiye, Demirtaş’ın yaptığı konuşmalarda, öz yönetimi savunduğunu, PKK tarafından yapıldığı iddia edilen terör eylemlerini “öz savunma savaşı” ve “direniş” hareketleri olarak tarif ettiği ve güvenlik güçlerince yürütülen operasyonları “katliam” olarak nitelendirdiğini öne sürmüş; Kobane eylemleri için de “PKK liderini övdüğünü ve halka sokaklara çıkması için çağrıda bulunduğunu” söylemişti. AİHM kararında, Demirtaş’ın benzer konuşmaları Meclis Genel Kurul oturumları sırasında da yaptığına dikkat çekildi ve bu konuşmaların, Anayasa’da çerçevesi çizilen kürsü dokunulmazlığı kapsamında olduğu tespitini yaptı.

Selahattin Demirtaş, hem yargılandığı Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’ne hem de Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hakimliği’ne başvurarak, hakkında suç olarak öne sürülen konuşmaların Meclis kürsüsünde de tekrarlandığı için dokunulmazlık kapsamında olduğunu öne sürmüştü. Bunun belirlenmesi için de bilirkişi atanmasını istemişti. Ancak Mahkemeler, Demirtaş’ın bu kararını reddetmişti. Demirtaş’ın başvurduğu Anayasa Mahkemesi de bu yönde bir inceleme yapmamıştı. AİHM Büyük Dairesi, gerekçeli kararında mahkemelerin bu tutumu için “Mahkeme başvurucunun bu husustaki argümanlarına yönelik hiçbir analizde bulunulmamasına hayret etmektedir” yorumunu yaptı.

AİHM, 2016’daki Anayasa değişikliği için önemli tespitlerde bulundu. Mahkeme daha önce Venedik Komisyonunun Anayasa değişikliği için yaptığı “Anayasa değişikliği prosedürü kötüye kullanıldı” tespitine tamamen katıldığını açıkladı. Anayasa değişikliği 2016’dan bu yana Türkiye’de milletvekilleri hakkındaki fezlekelerin Meclis Başkanınca Genel Kurul’da okunması ve milletvekillerinin vekilliklerinin düşürülmesi şeklinde işliyordu. AİHM kararında bu usul de eleştirildi. “Milletvekillerinin kendilerini Meclis’e karşı savunma fırsatı sunulmalıdır” denildi.

Anayasa’nın, “Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekilinin Meclis kararı olmadıkça tutulamayacağı, sorguya çekilemeyeceği, tutuklanamayacağı ve yargılanamayacağı” şeklindeki hükmünün bu değişiklik karşısında uygulama alanı bulamadığı belirtildi. Venedik Komisyonu’nun da tespit ettiği Anayasa değişikliğinin hedefinde muhaliflerin yer aldığı tespiti yapıldı.

KOBANE TWEETLERİ

AİHM, Demirtaş’ın suçlandığı Kobane olaylarına ilişkin sosyal medya mesajlarını da inceledi.

Mahkemeler, bu mesajları tutuklama nedeni olarak görse de AİHM, bu mesajların tutuklamaya konu olamayacağını ancak ifade özgürlüğü kapsamında ele alınabileceğini söyledi.

Büyük Daire gerekçeli kararında, şu tespitler yapıldı:

“Mahkeme, özellikle Suriye’deki krizin sonucu olarak Türkiye’nin karşılaştığı terör saldırılarından dolayı yaşadığı zorlukları dikkate almaya hazırdır. Ekim 2014’te, Suriye iç savaşı Türkiye’nin ulusal güvenliğine tehdit oluşturmuştur. Bu bağlamda, HDP’nin halkı sokağa çağıran tweetleri bu hassas duruma uygun değildir. Bu çağrılar şüphesiz olarak, başta Türkiye’nin güney doğusu olmak üzere zor durumlar ortaya çıkarmıştır. Gerçekten de, çağrılar üzerine birçok şiddet olayı meydana gelmiştir. Ancak Mahkeme, bu çağrıların siyasi ifade sınırları kapsamında kaldığını ve bu haliyle şiddete çağrı oluşturmadığını değerlendirmiştir. 6-8 Ekim 2014 tarihinde her ne kadar vahim şiddet eylemleri meydana gelmiş olsa da, bu eylemler doğrudan söz konusu tweetlerin sonucu olarak değerlendirilip başvurucunun tutukluluğunu haklı göstermemektedir.”

AİHM Büyük Daire kararında hem bu sosyal medya mesajları hem de Demirtaş’ın konuşmalarının örgüt üyeliğine gerekçe gösterilemeyeceğini, tutuklama kararlarının ölçülü olmadığını tespit etti. Bu kapsamda Demirtaş’ın özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğine karar verdi.

SEÇİLME HAKKININ İHLALİ

Selahattin Demirtaş, 1 Kasım 2015 seçimlerinde Milletvekili seçilmiş, 4 Kasım 2016 tarihinde de tutuklanmıştı. Tutuklandığı tarihten, milletvekili olduğu yasama yılının bittiği 24 Haziran 2018 tarihine kadar, görevlerini yerine getiremedi. AİHM, Demirtaş’ın 1 yıl 7 ay 20 gün boyunca yasama meclisinin faaliyetlerinde yer alması engellenmesini seçilme hakkının ihlali olarak niteledi.

ÖRGÜT ÜYELİĞİ SUÇLAMASI

AİHM kararında Demirtaş’a yöneltilen örgüt üyeliği suçlamaları da ele alındı. Örgüt üyeliği suçlamasına ilişkin mahkemelere şu eleştiri yöneltildi:

“Yerel Mahkemelerin, Demirtaş’a örgüt üyeliği suçlaması yöneltmesi için  belirli hükümet politikalarına muhalifliğini ifade etmesi veya yalnızca yasal bir örgüt olan Demokratik Toplum Kongresi’ne katıldığını söylemesi başvurucu ve silahlı örgüt arasında aktif bir bağlantı kuracak yeterli eylemler olarak görülmüştür. Yerel mahkemelerin, Yargıtay içtihadının gerektirdiği üzere, başvurucunun eylemlerinin “sürekliliğini, çeşitliliğini ve yoğunluğunu” dikkate almadığı, başvurucunun eylemlerinin ilgili terör örgütünün hiyerarşik yapısı içinde gerçekleşip gerçekleşmediğine bakmadığı görülmektedir.”

Yorumlar kapatıldı.